Erdem Beliğ Zaman
[email protected]
Türkiye’de bir hafta üç yıldır!
Muhalif’te haftalık yazmaya başladığımda açıkçası rahat etmiş, hiç değilse konu bulmakta sorun yaşamam, demiştim. Zamanla bir düzen de oturtmuştum. Yazmakta zorlanmamak için kendimce mühim gördüğüm konuları notluyordum ve Çarşamba günü klavye başına oturuyordum.
Ramazanın yokuşu (Ramazan Sohbetleri Ⅱ)
Bu sohbetleri yazarken bir yandan da eski Ramazanlara dair okumalar yapıyorum. Kitaplığımda bu konuyla ilgili o kadar kitap var ki, beni kütüphaneye yahut sahafa gitmeye mecbur bırakmıyor. Oturduğu yerden ahkâm kesenlere inat oturduğum yerden yazıyorum! Meğer senelerdir biriktirmişim.
Bukalemunlarla siyasetçilerin farkları
Artık dünyamızın büyük bir dönüşümden geçtiği mâlum. Silah sesleri ve barut kokuları arasında otokrasiler hışır hışır yükseliyorlar. Diğer yanda eğitim seviyesi yükselen insanlar tam demokrasinin peşinde yürüyorlar… Hakların sınırları, ülke sınırları gibi genişliyor.
Ramazan geldi hoş geldi (Ramazan Sohbetleri I)
Bu sene de Covid-19 illeti gitmedi ama zamlar, savaşlar, işgaller ve heyheyler üzerimize üzerimize geldi! Sanki çağıran vardı! O kadar ses, hakçası gürültü getirdiler ki gelirken, sessiz sessiz götürdükleri hayatlar araya kaynadı… “Tüm bu beklenmeyenlerin yanında bir de her sene beklediğimiz...
Tokat!...
En tehlikeli ahlakî kıstas şekli kıyastır. “Onda böyle de ben de niye şöyle olsun ki! ” nevinden cümleler, ya peşinden gelen yalanı gizleyen perdedirler; ya yanlışı, ya da şiddeti. Dolayısıyla fırtınalı münakaşa ummanlarında bir ideali savunacakların, sığınacakları son liman mukayese olmalıdır!