Can Baydarol
[email protected]
Bu hafta
İçinde bulunduğumuz hafta itibarı ile yazacağım iki konu başlığını kurgulamıştım. Birincisi hiç kuşkusuz, 24 Şubat itibarı ile Rusya-Ukrayna savaşının yol açtığı sonuçlar ve bu savaşın daha ne kadar süreceğine yönelik soru işaretlerine cevap aramaktı.
Deprem diplomasisi
Artık televizyon kumandasını elime almak istemiyorum. Kurtarılanlar kurtarıldı, bundan sonrası yaşanılan büyük felaket sonrasının büyük acısı. Aynen 1999 depremlerinin ardından olduğu gibi…İster istemez anılarımız tekrar canlanıyor, her şeye rağmen sağ kalanlar için hayat devam ediyor.
Suçlu kim?
Herhalde 21. yüzyıl tamamlanıp da, asrın felaketleri listesi sıralandığında, en başa ülkece yaşamakta olduğumuz deprem felaketi yazılacak. Doğa kaçınılmaz olarak kendi kuralları içinde hareket ediyor ve etmeye de devam edecek. Hepimiz enkazlardan kurtulanları sevinç gözyaşları ile izledik.
Kybele ya da Sibel yaptı yapacağını
Anadolu bereket tanrıçasıdır. Koca gövdeli, koca memeli…Ama sadece bereket tanrıçası olmakla kalmaz, aynı zamanda deprem tanrıçasıdır. Bacaklarının ayrık tasviri, toprağın karışımını, modern algımıza göre fay hattının kırılmasını ve sonrasında çıkacak verimi, tarımsal ürün bolluğunu tasvir eder.
Provokasyon
Önce İsveç’te Türkiye Büyükelçiliği’nin önünde Kur’an yakan ırkçı Rasmus Paludan, ardından Hollanda’da Kur’an yırtan Pegida lideri, aşırı sağcı Edwin Wagensveld Türkiye başta olmak üzere bütün İslam alemini yeterince provoke ettiler. Batı dünyası liderlerinin tepkileri de eksik olmadı.