Yasak mı? Kandırmaca mı? Tek kullanımlık plastiklerde büyük yanılsama
Tek kullanımlık plastikleri yasakladığınızı düşünün. Ama üretim devam etsin. Üstelik üretici o ürünü “yıkanarak iki-üç kez kullanılabilir” diye piyasaya sürsün. O zaman gerçekten yasaktan mı söz ediyoruz, yoksa yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir niyetten mi? Çok yakın bir zaman önce üzerinde çalışılmaya başlanılan Türkiye’de tek kullanımlık plastiklere ilişkin yeni yönetmelik taslağı tam da bu soruyu sorduruyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı plastik kirliliğini azaltmaya yönelik yeni bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Hazırlıkları tamamlanma aşamasına gelen yönetmelikle birlikte tek kullanımlık plastik ürünlerin piyasaya arzının yasaklanması planlanıyor. Taslak şu anda görüşe açılmış durumda, ve yıl sonuna kadar yürürlüğe girmesi hedefleniyor.
Bu adım, Türkiye’nin 2025-2028 Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Avrupa Birliği’nin Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi ile uyum sürecinin bir parçası olarak görülüyor. Kağıt üzerinde bakıldığında oldukça güçlü bir dönüşüm sinyali.
Yasak kapsamına girmesi planlanan ürünler ise oldukça tanıdık: Plastik çatal-bıçaklar, tabaklar, pipetler, kulak çubukları ve köpük gıda kapları…
Bakanlık verilerine göre bu düzenleme hayata geçerse yıllık yaklaşık 1,5 milyon ton karbon emisyonu önlenebilecek. Ayrıca 1,5 milyar TL’lik atık yönetim maliyetinin azaltılması mümkün.
Rakamlar etkileyici.
Çünkü Türkiye’de sadece 2022 yılında 709 bin ton tek kullanımlık plastik tüketildi.
Bu miktarın içinde:
• 155 bin ton plastik içecek şişesi
• 120 bin ton plastik bardak
• 63 bin ton gıda kabı
• 32 bin ton çatal-kaşık
gibi ürünler var. Yani konuştuğumuz şey küçük bir tüketim alışkanlığı değil; devasa bir sistem.
Ve bu sistem sadece tüketimle değil, üretimle ayakta duruyor.
VE İŞTE TAM BURADA DURMAK GEREKİYOR, ÇÜNKÜ ASIL MESELE TÜKETİMİN DEĞİL ÜRETİMİN YASAKLANMASI OLMALI.
Neden mi?
Bakın geçtiğimiz haftalarda, podcastimde konuştuğum Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’nun uyarısı kritik:
“Piyasaya arzı yasaklamak yetmez. Üretim devam ediyorsa o ürün bir şekilde dolaşıma girer.” Diyor ve bugün bu açığın nasıl kullanıldığını Avrupa örnekleri ile anlatıyor Sedat Hocam.
İtalya’da tek kullanımlık plastikler yasak. Ama üreticiler ürünleri “yıkanabilir, tekrar kullanılabilir” etiketiyle piyasaya sunarak sistemi aşabiliyor.
Yani yasak var, ama ürün hâlâ hayatımızda. Türkiye’deki taslak da benzer bir risk taşıyor. Çünkü düzenleme daha çok “teşvik” ve “gönüllülük” dili üzerine kurulu. Kendi bardağını getirene kolaylık sağlanması, alternatif ürünlerin önerilmesi…Ama burada kritik soru şu: Bu bir politika mı, yoksa iyi niyet mi? Çünkü iyi niyet, sistem değiştirmez.
Bir diğer önemli sorunun da katılımcılık eksikliği olduğu görüşünde Prof. Gündoğdu.
Bu tür düzenlemeler hazırlanırken akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve sahada çalışan uzmanlar sürece yeterince dahil edilmiyor.
Sonuç?
Sürpriz kararlar. Eksik düzenlemeler. Uygulanamayan yasaklar. Oysa güçlü bir çevre politikası ne yapar? Plan koyar. Takvim belirler. Sorumluluk dağıtır. Burada ise en kritik eksiklerden biri bu: Bir plan yok. Tek kullanımlık plastikleri yasaklıyorsunuz. Peki yerine ne koyuyorsunuz? Cam mı? Ahşap mı? Yeniden doldurulabilir sistemler mi? Ne zaman? Hangi altyapıyla? Bunların net bir cevabı yok. Ve bu haliyle, taslak ciddi bir risk barındırıyor: Eğer bu şekilde yürürlüğe girerse, “ölü bir düzenleme” olabilir.
Hocamızın anlattıklarından anladığım; Yani düzenleme kâğıt üzerinde var, sahada yok. Daha da tehlikelisi şu:
Toplumda şu algıyı yaratabilir: “Yasaklar işe yaramıyor.”
Oysa sorun yasakta değil. Sorun yöntemde. Çünkü plastik meselesi artık sadece çevre meselesi değil.
Aynı zamanda ekonomi, sağlık ve sistem meselesi. Bugün kamuoyu araştırmaları toplumun bu dönüşüme hazır olduğunu gösteriyor. Katılımcıların %60’ı yasakları, %76’sı ise kısıtlamaları destekliyor. Yani toplum hazır. Peki sistem hazır mı?
Ve soruyoruz elbette;
Tek kullanımlık plastikleri gerçekten yasaklıyor muyuz, yoksa sadece adını mı değiştiriyoruz?