İstanbul
Parçalı bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,3233 %0.06
53,9892 %0.32
6.446,48 % -0,01
65.912,01 %-0.257

Unutulmaz hikâyelerin turnuvası

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Unutulmaz hikâyelerin turnuvası

Simon Kuper’in Football Against the Enemy isimli kitabı Türkçeye Futbol Asla Sadece Futbol Değildir ismiyle çevrilmişti. Türkiye’de çok tutulan ve futbol sohbetlerinin çoğunda bir şekilde sarf edilmek zorunda hissedilen bu sözün doğruluğuna, futbolseverler tarafından en çok Dünya Kupalarında şahit olunduğuna şüphe yoktur.

Her Dünya Kupası yaklaştığında hissedilen, futbolseverlerin yakından bildiği o büyük heyecanın birçok farklı nedeni sıralanabilir. Dört yılda bir düzenlenmesi, farklı ekollerin karşı karşıya gelmesi, futbol geçmişi bilinmeyen ülkelerin veya yeni oyuncuların sahne alması bu nedenlerden bazılarıdır. Ancak içlerinde en önemlisi, hiç kuşku yok ki oynanan futboldan ziyade her kupada birkaçına tanık olduğumuz hikâyelerin çekiciliğidir.

Brezilya’nın ev sahibi olduğu 1950 ve 2014 Dünya Kupalarında yaşadığı trajedileri; Roberto Baggio’nun kaçan penaltısını; Tardelli’nin, Thuram’ın, Bebeto’nun gol sevinçlerini; “Tanrı’nın Eli”ni; Pele’nin dünya sahnesine çıkışını; 1966 finalinde çizgiyi geçmeyen topu, izlese de sonradan bilgi edinse de hiçbir futbolseverin unutması mümkün değildir.

Şüphe yok ki bu tür hikâyeler 2026’da da yaşanacak ve bazıları milyonlarca izleyicinin zihnine ömürlerinin sonuna kadar kazınmış olacaktır. Bu güzel beklentinin yanı sıra, kupa henüz başlamadan yaşanan bir dizi skandalın göz ardı edilemeyeceğini de vurgulamak gerekir. Ev sahipleri arasındaki üç ülkeden özellikle ABD’nin başını çektiği bu skandallar, tıpkı yaşanacak hikâyeler gibi zihinlerde kalacak, ev sahibi ülkeyi kötü anlamda tarihe geçirecektir.

Ülkeye giriş yapacak olan kafilelere yönelik sıkı güvenlik önlemleri ve bıktıran arama uygulamaları, İran Milli Takımı’nın oynayacakları maçlar haricinde ABD’de kalmasına izin verilmemesi ve son olarak Afrika’nın en iyi hakemlerinden biri olarak gösterilen Somalili Omar Abdulkadir Artan’ın ABD’ye alınmaması, ABD’deki organizasyonun şimdiden tarihin en kötü organizasyonları arasına girmesine yetti. Ayrıca Dünya Kupası Trump’ın ayağına götürüldüğünde de görüldüğü gibi, FIFA’nın bütünüyle nasıl bir bataklığın içinde olduğu bir kez daha tescillendi.

Bütün bunlarla birlikte, oynanacak futbolun izleyenlere zevk verip vermeyeceği bir diğer soru işareti olarak karşımızda duruyor. Hatırlanacak olursa 1994’te yine ABD’de düzenlenen Dünya Kupası’ndaki maçlar Avrupa’da akşam saatlerinde rahatlıkla izlenebilmesi için erken saatlere çekilmiş, bu da karşılaşmaların genelde sıkıcı geçmesine neden olmuştu. Brezilya ile İtalya arasında oynanan final maçı neredeyse pozisyonsuz bitmiş, kupa ilk defa penaltılarla sahibini bulmuştu. Bugün tarihin en sıkıcı futbol oynanan turnuvalarından biri olarak kabul edilen ABD 1994 öncesinde yapılan bir idmanda Belçikalı oyuncu Marc Wilmots’un sıcaktan etkilenerek bayılması bile saatlerin tekrar gözden geçirilmesini sağlayamamış, bu vurdumduymazlık oyuncu sağlığı bakımından turnuva boyunca endişe duyulmasına yol açmıştı. Neyse ki turnuvada hiçbir oyuncu ciddi bir sağlık problemiyle karşılaşmadı.

Bu kupanın ABD’de düzenlenen bir önceki kupadan ayrılan olumlu yönü, maç saatlerinin bu defa topyekûn erkene alınmaması oldu. Maçlar yine yer yer sıcak havaların hâkim olduğu şehirlerde ve bir kısmı erken saatlerde oynanacak ancak 1994’teki gibi öğle sıcağında yapılacak maç sayısı görece daha az. Çimlerin özellikle ABD’de tıpkı 1994’teki gibi yine doğal olmaması ise futbolcular açısından sorun yaratacak bir diğer faktör olabilir.

Her kupada olduğu gibi, bir kez daha farklı futbol ekollerinin karşı karşıya geleceği bu turnuvada en çok favori gösterilen ekiplerin başında Fransa ve İspanya geliyor. 2018’de kupaya uzanan, 2022’de finalde penaltılarla kaybeden Fransa, bazı oyuncularını yitirmesine rağmen yerlerini fazlasıyla doldurabilme başarısını gösterdi. Griezmann, Pogba, Varane gibi isimler belki artık yok ancak özellikle Mbappe, Doue, Dembele ve Olise’den oluşacak hücum hattıyla Fransa’nın önemli bir şansa sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

2024 Avrupa Şampiyonası’nda fark yaratan oyunuyla rahat bir şampiyonluk kazanan İspanya bir diğer önemli favori. Defans hattının önemli bir bölümü iki yıl öncesine göre değişime uğramasına rağmen, önemli oranda sadık kaldığı ve yıllar geçtikçe geliştirdiği oyun tarzıyla İspanya kupaya uzanabilir.

Son şampiyon Arjantin, Ancelotti’li Brezilya, son iki turnuvada ilk turu geçemeyen Almanya, Cristiano Ronaldo ile muhtemelen son turnuvasını oynayacak olan Portekiz, her biri yaşadıkları bazı birtakım olumsuz şartlara veya eksiklerine rağmen dikkatle izlenecek ekipler arasında yer alıyorlar. Turnuva öncesinde özellikle teknik direktör Tuchel’in kadro seçimi nedeniyle ciddi bir kaos yaşayan İngiltere ise oyuncu yapısıyla, tamamen hedefe odaklanmış ve bu uğurda bazı önemli isimleri dışarıda bırakmaya cesaret gösteren teknik direktörüyle 1966’dan bu yana beklenen kupaya uzanarak bir sürprize imza atabilir.

Yukarıda bahsi geçen takımların her biri belli bir ekole sahip, en az yüzyıllık futbol geçmişi olan ekiplerdir. Bununla birlikte futbolun özellikle son 20 yıldaki dönüşümüyle adeta birer makine gibi işlemek zorunda bırakılan, futbolculara çok özel durumlar haricinde kendisinden beklenenin dışına çıkmamasının öğütlendiği ekipler durumuna gelmiş olan bu ekollerden çok, özellikle Avrupa dışındaki kıtalardan gelen takımlar turnuvaya renk katacak asıl ekipler olacaklardır. Bu takımların, kupaya ulaşmak için sekiz maç geçmek zorunda olunan bu turnuvada şampiyonluk kazanmaları tabii ki çok düşük bir ihtimaldir. Ancak bazı takımlar için geçilecek bir tur, alınacak bir galibiyet, sürpriz bir zafer, elde edilecek bir puan hatta atılacak bir gol bile en az şampiyonluk kadar önem taşıyacaktır.

Kamerun’un 1990’da yaptıkları, Senegal’in 2002 Dünya Kupası açılış maçındaki Fransa zaferi, Kosta Rika’nın 2014’te İtalya, Uruguay ve İngiltere’nin bulunduğu ölüm grubundan lider çıkması ne küçümsenecek ne de unutulacak işlerdir.

Büyük takımların bir kazaya uğramamak için özellikle grup maçlarında oynamayı planladıkları temkinli, risksiz oyun da hesaba katıldığında, asıl renkli oyunu ve futbolun estetik yönünü diğer takımlarda görmemiz daha büyük olasılıktır.

Yaşanacak büyük hikâyelerin yanında, görece daha iddiasız takımların yazacağı kimilerine göre küçük hikâyeler son derece etkileyici olacak, belki o takımların halkları, hatta belki de bütün futbolseverler için unutulmayacak izler bırakacaktır.

Bunun dışında her bir izleyicinin, turnuva süresince kendine özgü bazı beklentileri de olabilir. Bu beklentinin herkes için illa ki kendi milli takımı adına olması da gerekmez. Önemli olan futbolun güzelliklerini yakalayabilmek, kişisel kupa serüveni adına küçük anılar biriktirebilmektir. Örneğin 2014 Dünya Kupası’nda grubunda neredeyse hiç şansı olmayan Avusturalya’nın veteran yıldızı Tim Cahill’in, futbol kariyerine Dünya Kupası’nda gol atmış olmayı eklemesini bekleyen Türkiye’deki bir genç Cahill’in Şili ağlarına attığı golle birlikte en az bahsi geçen oyuncu kadar sevinebilir. Bu hiç de şaşırtıcı değildir ve farklı birçok örneği farklı birçok yerde veya biçimde görülebilir. Çünkü o genç, beklentisinin karşılık bulmasıyla birlikte kişisel Dünya Kupası tarihine çok özel bir anı daha eklemiştir. Dünya Kupası izlemenin asıl zevki tam da buradadır.

Turnuva öncesinde yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, futbolseverlerin kendileri adına eşsiz anılar biriktirebilecekleri, unutulmaz karşılaşmalara sahne olan, kimsenin siyasi çıkarları uğruna kirletmeye çalışmayacağı bir Dünya Kupası geçirmek dileğiyle…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız