TOGG AB’yi yakaladı, Tesla’yı solladı…
TOGG, 2024 itibarıyla Türkiye’nin en çok satan otomobil markası oldu ve Tesla’yı geçti.
Türkiye’de elektrikli otomobil pazarında yaşanan dönüşüm, yalnızca yerel bir gelişme değil. Bu tablo, dünyanın en saygın gazetelerinden biri olan The Guardian’da da yer buldu. Guardian’ın aktardığı veriler, Türkiye’nin elektrikli araçlarda ne kadar kısa sürede nasıl bir sıçrama yaptığını açık biçimde ortaya koyuyor.
2023’te elektrikli otomobiller hâlâ sınırlı bir kesimin tercihi olarak görülürken, yalnızca iki yıl içinde satışlar öyle hızlandı ki Türkiye, benimseme oranı bakımından Avrupa Birliği’ni yakaladı. Bugün Almanya, İngiltere ve Fransa’nın ardından Avrupa’nın dördüncü büyük elektrikli otomobil pazarı konumunda.
Guardian’ın da altını çizdiği bu dönüşümün merkezinde tartışmasız bir gerçek var: TOGG, 2024 itibarıyla Türkiye’nin en çok satan elektrikli otomobil markası oldu ve Tesla’yı geçti. Bu tablo, sanayi ve teknoloji açısından ciddi bir başarıya işaret ediyor. Ne var ki Türkiye’de bu başarıyı konuşmak yerine, tartışmayı yine başka bir yere sürükledik. Onu da yine The Guardian’a yansıyan yorumlardan anlıyoruz;
“Türkiye’de TOGG marka bir arabanız varsa, bazı insanlar sizi devlet yanlısı ve siyasi İslamcı sanıyor. Ama Tesla’nız varsa, laik, eğitimli ve açık fikirli olarak görülüyorsunuz.”
Bu cümleyi TOGG’un başarısını küçümseyen kolaycılık olarak yorumluyorum ben. TOGG’un Tesla’yı geçmesi, bir kimlik savaşının sonucu değil.
Bu; doğru fiyat–vergi dengesi, yerli üretimin sağladığı maliyet avantajı ve doğru zamanlamanın birleşimiyle ortaya çıkan pazar başarısı.
İthal araçlar kur riski, lojistik maliyetler ve vergi baskısıyla mücadele ederken, TOGG baştan Türkiye pazarına göre konumlandı. Devlet bankalarının sunduğu finansman olanaklarıyla birlikte elektrikli araçlar “ulaşılamaz” olmaktan çıktı ve normalleşti.
Tesla’nın “sıradanlaşması” bir başarısızlık değil; pazarın olgunlaştığının göstergesi. Olgunlaşan pazarlarda yerli ve rekabetçi bir oyuncunun öne çıkması ise son derece doğal. Bunu ideolojik etiketlerle açıklamak, TOGG’un elde ettiği kazanımı da, Türkiye’nin yakaladığı ivmeyi de küçümsemek anlamına geliyor.
Asıl mesele şimdi başlıyor.
Guardian’ın haberinde paylaşılan veriler net. 2016’da Türkiye’de bataryalı elektrikli araç satın alan kişi sayısı yalnızca 44’tü. 2025’e gelindiğinde elektrikli araçlar yeni otomobil satışlarının %16,7’sini oluşturdu. AB ortalaması %17,4. Aradaki fark neredeyse kapanmış durumda. Türkiye, Güney ve Doğu Avrupa’daki neredeyse tüm ülkeleri geride bırakmış halde.
İklim ve enerji alanında çalışan araştırma kuruluşlarının da vurguladığı gibi, bu artışın temel nedeni çevresel hassasiyet değil; ekonomik rasyonalite. Daha düşük işletme maliyetleri, vergi yapısı ve kredi imkânları belirleyici, benzin fiyatlarının elektrikten daha pahalı olması. Yani ortada hesap yapan bir tüketici var.
Guardian’da yer alan haberin de işaret ettiği gibi, bu ivme kendiliğinden kalıcı değil. Vergi teşvikleri kırılgan, elektrikli araçlar üzerindeki toplam vergi yükü hâlâ yüksek. Şarj altyapısı, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve uzun vadeli ulaşım politikaları olmadan bu başarı sürdürülemez.
Ama bütün bunlar konuşulması gereken gerçek meseleler. Kim hangi arabaya biniyor tartışması değil.
Türkiye bugün elektrikli otomobil pazarında AB’yi yakalamış, küresel bir markayı geride bırakmış durumda. Üstelik bu tablo yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası basında da dikkat çekiyor. Bu başarıyı kültürel kamplaşmaya indirgemek kolay ama zararlı.
Sormamız gereken soru şu:
Bu başarıyı geçici bir vitrin olarak mı bırakacağız,
yoksa sanayi, enerji ve iklim politikalarının kalıcı bir parçası mı hâline getireceğiz?
Çünkü TOGG AB’yi yakaladı, Tesla’yı geçti. Bizim hâlâ bunu başka şeyler üzerinden tartışıyor olmamızın kime ne yararı var?