İstanbul
Hafif yağmur
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,9275 %0.1
52,7962 %-0.02
6.884,36 % 1,08
77.931,86 %2.485

Thriller

YAYINLAMA:
Thriller

Yazımıza, Micheal Jackson’n, 30 Kasım 1982 yılında yayımlanan albüm adı ile giriş yapıyoruz.

Film, yaşamının ilk çeyreğini alarak ve hepimizde olduğu gibi yaşam yolculuklarımızda, geçmiş travmalarımız üzerine kurulu olduğu ve maalesef ailelerimizi seçemediğimiz gibi zaman içinde hayat yolculuğumuzda aşkta da, işte de doğru insanlarla karşılaşamayabiliyoruz.

Diğer yandan bunların her birinin “bizi biz yapacak olan” birer yol taşları olduğunu düşündüğümüzde, içimize su serpiliyor.

İyi ki! Diyebilenler, kazananlar!

Tıpkı Michael Jackson, gibi. 

İşte senarist bu “Thriller”/ “Gerilim” üzerinden temellendirip; müzikle yumuşatarak ilk olarak “çocuk, Michael”i, görmemizi istiyor.

Eğer onun ruhunu görebilir, yaşam felsefesini anlayabilirseniz, filmi anlayıp sindirebilmeniz daha kolay olacaktır, çünkü. Michael filminin yönetmeni Antoine Fuqua, senarist John Logan ama yapımcı, Bohemian Rhapsody”de de olan  Graham King.

Matruşka gibi filmi, diğer yandan bizdeki rahmetli Erol Taş kıvamında ve neredeyse Lionel Richie’ye tip olarak benzerliği ile Oscar heykeline aday bir performansta, oyuncu ve yazar Coman Domingo’yu,Michael Jackson’n babası rolünde buluyoruz.  Bu kadar kene gibi bir baba yahut aile üyesi olabilir, o kadar izleyicide nefret uyandıracak kadar iyi oyunculukla karşımıza çıkıyor.

Tam Bohemian Rhapsody (2018) açılışı gibi açılıp, aynı şekilde kapanan film, Los Angels stadyumunda neler gören dünyanın, Elvis’n de dönüşüm çizgisini belirleyen mekandan, siyahîlerden edindiği mahallesindeki danslardan, Michael içinde Londra’ya kadar sürecek filmin birinci kısmında, ayaklar üzerinde buluyoruz.

Michael Jackson ama noName!

Mütevazı, hümanist, hayvan sever, çocuk sever ama ayakları ile konuşur.

AYAKLARINA HÂKİM OL MICHAEL!

 

Babasının askeri nizam ile yetiştirdiği beşkardeşin yetiştirilme öyküsünü,biraz palazlandıktan sonra kendisine bir şempanze alarak farklılığını gösteren Michael, onu insanlar için deney yapılan bir yerden kurtarır.

Adeta tüm edindiği hayvanlar, aslında birazda kendi sıkışmış çocukluğudur.

Babasının paraya olan düşkünlüğünü, film boyunca ensemizde hissettiğimiz sahnelerle, ben bile burada isyan ederim, dediğim noktada Michael’n doğuştan gelen naif karakteri ile son rol aldığı Los Angels stadyumunda konserine kadar “Bu konser son konser, sırf ailem için ”diyecek kadar vergin ve yüce gönüllü olduğunun bir şeklidir, elbette.

Babasının yaşattığı ve her ailede olduğu gibi “en duygusal” çocuk  üzerinden sömürülmenin devam ettirildiği düzene, Micheal’da sonunda dahil olur.

Thriller başlar ve asla bir Teaser olmayacağını, istemediği halde zorla babasının üstelik haberi olmadan bir içecek markası ile yaptığı anlaşmanın çekimlerinde yanan saçları ile acı içinde bile o diğer yatan hasta çocukları düşünür.

Filmin devamının geleceğini sonunda söylüyor olsalar da bir özet şeklinde en başında anlatılmaya başlanış şekli ve artık sona doğru gelirken İngiltere’de olacakta Prenses Diana ile yakın dostluğu anlatılmayacak mı, dedirten kısımlara cevap sonda:

“Hikâye devam edecek!”yazısı.

 

CHARLES CHAPLIN’DEN GENE KELLY

 

Dünyanın 1930’larda gördüğü büyük ekonomik buhran ve makineleşmenin etkisi ile bozulan toplumsal koşulları, artan işsizlik sorunu ile “insan harcama pahasına her yol mubahtır” ahlaksızlığını, normalleştiren sisteme değinen filmden karelerle, babasının adeta bir asker gibi emir-komuta çizgisinde, kaderi üzerinde oynanan oyunları yönetmen ustaca pas eder diğer sahnelere.

Tıpkı Elvis’deki sözde yürütücü/ menajer binbaşı, burada baba figürü ve annenin sessiz kalışıdır.

Filmin ilk başında küçücük çocuğun yediği dayakların, ileride ki şarkı yorumlarında iç çekiş gibi çıkışını anlamak için uzman olmak gerekmiyor ama insan olup, empati kurmak gerekiyor.

Ve nereye gitse, ayaklarına dikkat et fazla oynatma, sözlerini duyan. Her seferinde gerek ailesi gerek müzik otoriteleri tarafından “doğal hali” engellenen, Michael’n, 70’lerin başlarında Break Dance olarak başlayan akıma, kendi tarzı ile kattıkları, dünyayı salladığı ve günümüzde hâlâ herkesin yaptığı dansları yapmaya çalıştığı “özel yetenek” Michael o kadar mütevazıdir ki, kendi albümü için isim olarak “Michael JACKSON “ dendiğinde -çok ben merkezci- bulabilecek kadar olgundur.

O yıllar ve bu yıllar. Uçurum var!

Çünkü ruhu olgundur ama kırıktır. Babasına bir kez olsun baba demez hiçbir çocuğu, bütün kardeşler hep ismi ile seslenir.

“Joe/Yusuf/ Yasef”

Michael filmi, Şarlo ile Singin’n in the Rain (1952)

Şarlo, Charlie Chaplin’n1914’de sunduğu “Küçük Serseri-Şarlo” tiplemesinin ileri ki zamanlarda, Modern Zamanlar(1936) uzantısının ortalamasından, tamamen vizyoner bir sanat anlayışı ile. Tam da, Michael henüz sekiz yaşında iken ve öncesinde başlayan travmalarının, temel kaynağı olarak sığındığı ve onlar sorulduğunda,“ onlar hayvan değil benim dostlarım”, olarak bahsederken bile hastane odasında bir çocuğa hangi hayvanlara sahip olduğunu sorduğunda: Lama, Yılan, Köpek, Zürefa, der ama Şempanze demez!

Çünkü o biriciğidir. Bubless!

Çünkü Michael, o sessiz canlarla güze bir dünya kurmuştur. Hayvan güvenlik tehdidi ve açlık dışında durup dururken saldırmaz! Sömürmez! Dost görünüp kullanmaz!

Her şeyi önce bir cepte tutalım, çünkü bu kadarla da kalmıyor.

Yönetmen, Senarist ve Yapımcı çok büyük bir işe soyunmuş.

Çünkü filmin başrolünde, Michael Jackson’ın gerçek hayattaki yeğeni Jaafar Jackson amcasını canlandırmakta. Amcasını aynı boy avantajı, sesi, dansları ve duruşu ile çok iyi de yansıtmakta. Genç oyuncu, bu filmle birlikte, ilk kez beyaz perdede boy gösteriyor ve bitmiyor.

Micheal’n babası, yani büyük babasının hayalini de sürdürmeye devam ediyor.

1966, 1978 ve 1988 yılları ile var oluş öyküsü çocukluğu, ergenliği ve ilk gençlik dönemi olarak gerçek Jackson (yeğen)’ a gelene kadar birkaç versiyonda buluruz.

Yirmi yıl, beşli olarak sahnelerde olmanın lokomotifini her seferinde kırıp özgürleşmek için çırpınan Michael Jackson’n hikâyesini izleyeceğiz.

Film izlerken ilk çıkışı olacak öykünün içinde geçen ve seksenli yılların ilk başlarında bile siyahî bir karakterin ne kadar halk tarafından sevilirse sevilsin, yerinin ikinci planda olduğunu, 2018 yapımı Yeşil Rehber filminde, bulabildiğimizi ve restorana bile alınmayan ünlü müzik insanını hatırlayalım.

Aradan geçen yıllarda, Obama henüz başkan olmamışken neler olmuştu.

Tüm bunların ışığında, ne kadar cesur olduklarını, sisteme rağmen insanlıklarını nasıl asilce koruduklarını bulurken, Michael Jackson’n, tamamen sinema sanatının içinde kendini var eden öyküsü ve Charli Chaplin ve Modern Zamanlar’a izlediğinde gülerken Chaplin için “Deli bu!” demesi, tam da her şeyi anlatmakta.

 

Jackson’lar Sahnede!

Ama başrol, henüz on yaşında iken çünkü halka mal olurken dikkat algı önemli olduğu için sekiz oluverirken; hep olduğu gibi mega stardır.

Bunun için doğmuştur.

Filmin yaklaşık 155 milyon dolarlık dev bir bütçeye sahip olduğu ve ilk çekimlerin Mayıs 2024’te tamamlandığı biliniyor. Hikâyenin devam edeceğini gösteren kanıtlarla sanırım birazda filmin ortasında verilen ve seksenlerde ortaya koyulan ve o zamanlarda “ Kendisini beğenmiyor o yüzden beyazlatıyor” dediğini anlatacak. Oysa olay tamamen “Vitiligo /ciltte pigment kaybı) ve Lupus” hastalıklardan oluşunu izleyeceğiz.

Bu seride bunun ipucunu veriyor, yönetmen.

Sanırım tamamını izlediğimizde ağlayabiliriz de!

Dahası olacak, bu naif yürekli karakterin ruhunu/ kalbini kim çalacak?

Üç evlilik yaptı.

Elli yaşında vefat etti ve dünyayı sevmeye çalıştı ama filme baktığımızda en çok ailesini, dayanamayınca da “benim ailem” dediği sevenleri, dinleyicileri ve hayranlarına sadece sarılıyor.

Bunlar belki 2. Belki 3. Filmde görebileceğiz.

Ve gördükçe Micheal’ı daha da seveceğimizin göstergesi olduğu bir yapım karşımızda.

Emeklerine sağlık herkesin.

Oyuncu kadrosu da en az film kadar iddialı. Colman Domingo ve Nia Long, Jackson ailesinin ebeveynleri Joe ve Katherine’i canlandırırken; Miles Teller, Michael’ın hukuk danışmanı John Branca rolünde. Larenz Tate, Motown’un kurucusu Berry Gordy’yi canlandıracak. Ayrıca Laura Harrier, müzik endüstrisinin öncülerinden Suzanne de Passe’i; Kat Graham ise Diana Ross’u canlandırıyor.

Kadroda yer alan diğer dikkat çekici isimler arasında Jessica Sula (La Toya Jackson), Liv Symone (Gladys Knight), Kevin Shinick (Dick Clark), KeiLyn Durrel Jones (Bill Bray) ve Kendrick Sampson (Quincy Jones) bulunmakta.

En çok da Quincy Jones karakteri, Michael Jackson’ın müzik kariyerinde dönüm noktası olan “Off the Wall”, “Thriller” ve “Bad” albümlerinin yaratım sürecini perdeye taşıyor.

Henüz çocuk yaşta, babası tarafından sevilmek bir yana sürekli aşağılanan/ sömürülen ve “Koca Burun” diye hitap ettiği için burnuna estetik yapmak, özünde yeniden doğabilmek, değişime giden yolculuğu ile…

AYAKLAR SERBEST!

YAŞASIN ÖZGÜRLÜK!

BU DÜNYADAN BİR MICHAEL GEÇTİ!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız