Siyaset Ne İşe Yarar?
Kaygı ve Endişe; Bıkkınlık ve Hayal Kırıklığı. Metropoll’ün gündemde olan temmuz ayı araştırmasında seçmenin, siyasi gelişmeler karşısında neler hissettiklerine dair yaptığı anketin sonucunda ortaya çıkmış bu dört kavram. Toplumun %33,6’sı kaygıyı ve endişeyi, %30,5’i de bıkkınlığı ve hayal kırıklığını hissediyor, siyasete karşı.
Çok uzun bir zamandır, politik gündeme karşı benim hislerim veya bu yazıyı okuyanların hisleri de bu dört kavramın eksenindedir diye tahmin ediyorum. Türkiye, bitmeyen bir geçiş döneminde kaybolmuş gibi hissettiriyor çok uzun zamandır insanına. Ya da söz konusu “geçiş” dönemine girememiş olmanın bir birikmişliğini yaşıyor. Velhasıl araştırmaya göre iktidar seçmenin bile neredeyse yarısı, siyasi gelişmeleri olumsuz hislerle seyrediyor.
Bugün toplumun farklı kesimlerini huzursuz eden birçok gelişme var gündemimizde. Bir tarafta genel kuruldan geçen çerçeve yasanın yankısı, öte tarafta muhalefetin içerisindeki kargaşa hali, Ankara’da madenciler, Güvenpark’ta gaziler, Silivri’de davalar ve bugünlük gündeme yeteri kadar yansımayan, ülkenin her yerine nüfuz etmiş küçüklü büyüklü bütün huzursuzluklar. Taşıyamıyor artık bu rejim ülkenin dağları aşmış derdini ama yeterince de ikna olunmuş değil sanki bunları taşıyabilecek bir alternatifin varlığına.
Çerçeve Yasaya Dair
Uzun süredir gündemimizde olan ancak nedense kamuoyunda yeterince tartışılmadan genel kurula getirilmiş gibi hissettiğim çerçeve yasa, büyük bir mutabakatla geçti parlamentodan. Yasa parlamentoda aktif görevli 592 vekilden 467’sinin verdiği kabul oyuyla geçti geçmesine ama toplumda meclisteki geniş uzlaşının esamesi okunmuyor, şaşırtıcı olmayacak üzere.
Siyaset ve siyasetçi ne işe yarar isimli çok temel iki soruyu düşündürdü bana çerçeve yasa. Bu ülkede bir Kürt sorunun varlığını reddettiğimden veya bu çerçeve yasanın ülkedeki demokratikleşmeye önayak olacağına inandığımdan sormuyorum bu soruları. Çok basit bir denklem kuruyorum kendimce; iki genel seçimdir varlığı öfkeyle reddedilen bir sorunun, toplumsal kutuplaşmanın ve otoriterleşmenin yeni bir zirveyi idrak ettiği bugünlerde, yıllardır muhalefetle ilişkilendirilip üzerinden negatif söylem üretilen bir terör örgütüyle uzlaşıya gidilerek çözülebileceğine inanılmasını düşünüyorum. Acaba bugün bu sürece dair şerhlerini düşenlere “barış karşıtı” olarak yaftalayanlar son 10 yıldır neredeydi ve bu Kürt sorununun çözümü basit bir elit uzlaşısıyla mümkün müydü? Ve mümkünse, neden bu kadar insanımızın canı yandı ve bu toplum miting meydanlarında neden birbirine düşman edildi? Üç sene önce montaj videolarla PKK’yı muhalefeti desteklemekle itham eden Erdoğan değil miydi? Şu son iki seçimdir bir beka söylemi üzerinden yeni bir güvenlik retoriği inşa eden Bahçeli değil miydi? Ve madem bu süreci bölgedeki jeopolitik gelişmeler mümkün kıldı, aynı jeopolitiğin yarın tamamen tersine dönmesi durumunda neler olabileceğini kimse düşünmüyor mu?
Diğer tarafta da en sonunda partisi elinden alınmış bir çevrenin, seçmeninin dişini sıkarak biriktirdiği parayla yeniden örgütleşmeye çalışırken yine seçmeninin yoğun tepkisine ve hiçbir politik veya demokratik kazanım elde edememesine rağmen yönetimce yasayı destekleyen bir YENİ Parti var. Şu anda elde ettiği finansmanı bile seçmeninin bağışı üyesinin aidatıyla çözmeye çalışan bir parti bile, seçmeninin tepkisine rağmen bu çerçeve yasaya doğru düzgün bir şerh düşemeden destek verebiliyorsa şu soruya geri dönüyorum ister istemez; bu ülkede ne işe yarar siyaset?
Eğer bu süreç, Orta Doğu’daki diğer jeopolitik gelişmelerle bağıntılıysa ki öyle görünüyor, neden bir Terörsüz Türkiye süreci işletirken diğer yandan ana muhalefeti hiç olmadığı kadar baskılıyor ve ülkedeki muhalifleri siyasal sistemden bütünüyle tasfiye etmeye çalışıyorsunuz? On yıllardır bu topraklarda tohumu ekilmiş kini ortadan kaldırıp demokratik bir açılımı yaparak Kürtler’i bu ülkenin asli unsurlarından biri yapılacağı söyleniyor. O halde neden bir tarafa barış “merhamet” ediliyor ve diğer tarafa bütün unsurlarıyla saldırılmaya devam ediliyor? Ve neden yıllardır miting meydanlarında seçmenin istismar ettiğiniz duygularını umursamadan bu süreci Güvenpark’taki gazilerin özlük haklarına dair hiçbir iyileştirme yapmadan ve topluma hiçbir makul açıklama ihtiyacı gütmeden, belirli bir dar elitin çevresinde yürütüyorsunuz?
Muhalefete Dair
Muhalefete ve özellikle hassas bir kuruluş dönemi geçirdiği için YENİ Parti’ye dair bazı düşüncelerimi, umutsuzluk oluşturmadan yazma ödevini hissediyorum. Böylesine bir baskı ortamında ve böylesine bir kuşatılmışlık içerisinde öncelikle hayatta kalmak, sonraki seçime kadar safları olabildiğince geniş tutabilmek ve zamanı geldiğinde de yeni bir muhalefet cephesi ortaya koyabilmek gerek zira. Ama bazı riskler var ki bunları yokmuş gibi davranarak geçiştiremiyorum ve iki anket sonucuyla da bunların ortadan kaybolacağına inanamıyorum. Zira 2022’den 2023’e geçiş unutulmamalı ve aynı şeyler yeniden yaşanmamalı.
Ne artık Türkiye 2023’teki Türkiye, ne de dünya 2023’teki dünya. Bu üç senede gündem yoğunlaştı, çatışmalar alevlendi ve yeni gerginlik sahaları doğdu. Türkiye’nin de dış politikası hassas bir dönemden geçiyor ve muhtemelen daha da riskli bir sürece doğru savruluyor. Yeni ortaklıklara ve yeni gerginliklere gebe bir dönemecin içerisindeyken, Türkiye’de muhalif aktörler basit kalıplar üzerinden yaşanacakları okumamalı ve sadece iktidar ağzına sıkışmış bir dış politika dayatmasını da kabul etmemeli. Bu alanda yaşanacak gelişmeler karşısında muhalefetin bütün unsurlarının yeni çalışmalar yapacak ve yeni bir şeyler üretecek yeni kadrolara ve hatta yeni STK’lara ihtiyacı var sanki.
Öte yandan bir diğer önemli gerçekliği de vurgulamak gerekir. Daha da iktidar lehine güncellenmesi muhtemel mevcut seçim sistemi içerisinde muhalefet, ayrışarak kazanamaz. Altı dolu olmayan ortak bir listenin ne gibi sonuçlara gebe olduğunun bilincinde olarak, acilen ahenkli hareket edecek ve iktidarın dayatmalarına karşı ortak tepki gösterebilecek, yeni bir hattın kurulması gerekiyor. En son YENİ Parti’nin kurulmasıyla beraber yeni bir boyut kazanan seçilmişler-butlancılar kavgası; ayrışmaya rağmen sıradaki seçimlerde aynı cephede bulunmaya tahammül etmek zorunda. Eğer iktidar değiştirilecekse ve Erdoğan karşısında çıkarılacak aday olabilecek en geniş uzlaşıyla seçilecekse, bazı kırgınlıkların daha fazla derinleşmeden belirli bir stratejik kaygıyla onarılması veya en azından derinleştirilmemesi gerekiyor. Ayrıca çerçeve yasa tartışması vesilesiyle İYİ Parti’nin vermiş olduğu tepkiyi, partinin kendi politik gündemi çerçevesinden anlamlandırabiliyor olsam da yarın yine aynı cephede boy gösterecek partilerin, bu baskıcı ortamda birbirlerine bu kadar yüklenmesini doğru bulamıyorum. YENİ Parti’nin parlamentodaki ikircikli kararın hatalı olduğu fikrini paylaşsam da bu kadar baskıcı bir ortamda tamamen iktidar güdümüyle hazırlanmış bir yasanın tartışmalarında, muhalif partilerin birbirlerinin üzerlerine bu kadar sert gitmemesi gerektiğine inanıyorum.
Siyaset Ne İşe Yarar?
Sorunları -mış gibi tartışalım, bazı konuları yokmuş gibi yapalım, iktidarın güdümümüze soktuğu her türlü yasayı “devletin bekası” sayıp kabul edelim. Genç okuduğu bölümle ilintili bir iş bulabilecek mi o zaman? Emekli yarını düşünmeden yaşayabilecek mi o zaman? Madenci emeğinin hakkını alabilecek mi o zaman? Gazi Ankara’da park aramaktan vazgeçecek mi o zaman?
Öte tarafta finansmanı bile seçmeninin desteğine bağlanmış, siyasal sistemden tamamen dışlanmış bir parti, seçmeniyle inatlaşınca ne kazanacak? İktidardan sopa yiye yiye zihni bulanmış seçmenini yarın nasıl ikna edecek? Birazdan hapse atılacakmış gibi yaşayan kurmaylarını yarın nasıl yanında tutacak? Veya bir muhalif parti laf dalaşına girdiği diğer aktörlerle yarın nasıl ittifak pazarlığı yapacak? Türkiye’deki ve dünyadaki bunca gündem önümüzde dururken, iç kavgalarımız nedeniyle bu kadar edilgen kaldıktan sonra yarın günü geldiğinde bu partiler halkı nasıl bu ülkeyi daha iyi yöneteceğine ikna edecek?
Ve Türkiye’nin Orta Doğu’da risk algısını artırdığı, toplumda yeniden bir güvenlik endişesinin pekiştiği, ülke içerisinde yeni bir süreci işletmeye çalıştığı bugünlerde, siyaset ne işe yarayacak? Ekonomi baş aşağı salınır, alım gücü düşer, emekli gününü geçiremez, gençlerin de istihdama katılım yaşı artarken, siyaset ne işe yarayacak? Madenci Ankara’ya yürüye yürüye derdest olmuş, gazilere protesto bile hak görülmezken, siyaset ne işe yarayacak?