Mackenzie İstanbul'da
The Broker( 2024) Yeryüzündeki Son Aşk (2011) gibi filmlerden aşina olduğumuz, İskoç Yönetmen 45.düzenlenen İstanbul Film Festivalinde jüri başkanıydı.

Atlas1948’de sohbet etme imkânı dışında Son Kıyı (Belgesel) başta olmak üzere birkaç filmi birlikte hatta aynı koltuk sırasında izleme imkânı buldum.
Son derece kibar, filmler aralarındaki yoğun kalabalıklara arasında kafede eşini arayan, eşiyle birlikte filmleri izleyen, kendi filmi sonrası soru-cevap kısmında o kadar nazikti ki izleyiciye “Sizde öyle bir düşünce bıraktım ise lütfen kusura bakmayın. Daha dikkat ederim” dedi.
Evet 45.İstanbul Film Festivali kapsamında hem komite içinde hem de başkanlığını yürüttü. Ama İstanbul’a boş gelmemişti. İstanbul’a İstanbullu bir film ile giriş yaptı.

FÜZE / FÜNYE
Kendisinin bir mühendis gibi işlediği, son derece duyarlı, Birleşik Krallık içinde aksiyon alan ve şimdiye kadar çekilmiş James Bond ve Ocean’s Eleven(2001) gibi filmleri aratmayacak kalitede ve oyunculukta, son derece başarılı bir aksiyon film ile bizi buluşturdu.
Zaten festivalde iki aksiyon filmi vardı, biri Ben Wheatley’n –Normal (2025) diğeri David Mackenzie’nin Füze/Füne.
Bu film, çok net bir ışık, elbette yeniden belirtelim kurgusu ile:
İngiltere’de ve başkent Londra'da bulunan mevcut şantiye halinde bir bir inşaatta, İkinci Dünya Savaşı'ndan kalma patlamamış bir bomba bulunması ile başlar. Doğal olarak önce şehir ve halkı korumak amaçlı bir dizi önlemler alınmaya başlar. İlk yapılacak olan acil olarak bölgenin acilen tahliye edilmesidir. Fakat bu kargaşa herkes için geçerli olmadığı gibi bunu fırsata çevirmeye yeminli birkaç adam iş başındadır. Bunlar bir soygun çetesi olup önce halkın sonrada güvenlik birimlerinin dikkatinin bombada olmasının fırsatını çok iyi taktiklerle geliştirerek kullanırlar.
Son derece iyi organize edilmiş, izleyene Londra sokaklarını sanki pandemide gezer gibi hissettiren, haritalar, yollar, köprüler tam bir turistik gezi içinde akskiyon damla damla artan, sonunda ise kim neyi, ne oldu derken film birden işte o dönüm noktası olan güzelim şehir İstanbul’a getiren kurgusuyla son derece keyifli bir seçkiydi.
Hatta ben sor cevap kısmında Afganistan çekimlerinin nerede yapıldığını, izin alma vs durumları açısından da yönelttiğimde Londra dışında çok dışarı çıkılmadığını, stüdyoda gerçekleştiğini ama kendisi içinde en önemli kısmın ise sevdiği şehir İstanbul’a geldiklerini.
Çekim yapılan bölge ve fazla vakitleri olmaması, kısıtlı bütçe ile yapabileceklerinin en iyisini filmin tümünde yapmaya çalıştıklarını belirtti.
Zaten iyi niyeti filmine de son derece pozitif olarak yansıyor ve film su gibi akıyor.
Ben, kendisine ve ekibe teşekkür ettim.
Çünkü James Bond filmi ile yeniden başlayıp ilk ajandan böyle bir seçki ile kapanmasının da çok anlamlı olduğunu belirttim. Aynı zamanda eski filmlerde ayrıca birer arşiv niteliğini koruduğundan eski İstanbul yüzü ile birlikte ortak yerlerde yapılan çekimler neticesinde yaşayan bizler içinde “ ne kadar değiştiğini yahut değişmediğini” tarafsız görebilme imkânını sunmuş olmasıda artısı olarak söyleyebiliriz.
Gelelim yıllar önce Şahin Tepesinin yakışıklısı Lance / Lorenzo Lamas gibi bakan Karalis rolü ile Theo James. Güçlü kadrosu / Aaron Taylor- Johnson, Sam Worthington, Gugu- Mbatha Raw ile filmi daha da yükseğe taşımaya birlikte olanak sağlıyorlar.
İngilere Afganistan Yunanistan bağlantılı İstanbul arasında bize neler sunuyor, ülkeler, şehirler ve insanların hiyerarşi, yaşam mücadelesi, güç kimde hepsi bu filmde.
Ama bana göre filmin en güzel yanı büyük bir konfor halinde izleyicide açık açık yer yer güvenlik kamerasından yer yer sokaklara kameralar ile çıkarak geziyor olması.
Ben izlerken dedim ki:
Ne kadar temiz.
Tekrar teşekkürler,
Mackenzie.

Tanıştığıma memnun oldum ve mütevazılığine, emeğine sağlık.
Yeni yaşında yeni filmle, nicelerine..