İstanbul
Parçalı bulutlu
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,9589 %0.07
55,8121 %-0.26
6.222,90 %-3.56
77.284,82 %-1.77

Kış da geldi işte

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Kış da geldi işte

''Bu yıl kış biraz daha sert galiba. Baksanıza kar hala kalkmadı''. ''Haklısın, dün akşam Hans von Storch'un meyhanesinde buz kestik''. ''Biralar içilemeyecek kadar soğuktu''.

Bir kış günü. Etraf karlarla kaplı. Üç adam, omuzlarında kazmalar, ayakta laflıyorlar. Karın uzun bir süredir orada olduğu belli, çünkü rengi iyice kirlenmiş. Yaprakları tümden dökülmüş bir iki ağaç. Hızla kirlenen renklerin arasında haksız yere birincilik verilmiş beyazla hepten zıt düşsün diye inadına kara iki üç karga da fonu tamamlıyor. Ortalıkta elle tutulur bir hüzün, insanların varlığına rağmen, kaskatı bir yalnızlık var. Ben de ünlü ressam Vincente van Gogh'un ''Karda Madenciler'' adlı tablosuna bakıp ''adamlar herhalde böyle konuşuyorlardır'' diye düşünüyorum…

Efendim, iki üç üç hafta önce bir ”kış yazısı” yazmayı tasarlamıştım. Gel gör ki, ben ne zaman yazıya otursam, hava aniden değişip, günlük güneşlik oluyor. Haliyle yazı da erteleniyor. Neyse ki bu sabah dışarıya çıkıp, kapkaranlık bir gökyüzü , soğuk bir rüzgar ve ıssızlıkla karşılaşınca yazının kertesinin geldiğini anladım.

Artık Kış mevsimindeyiz. Geçen 22 Aralık'ta başlamış bulunan Kış Dönencesi'nden 21 Mart'taki İlkbahar Ilımı'na kadar sürecek soğuk günlerdeyiz. Dört mevsimin 89 gün süren en kısası ama en sertindeyiz. Bulutlar gri, lacivert ve yer yer mor. Üstümüze üstümüze çöküyor. İnananlar için, Oğlak Burcu'nun ruhlarımız üzerinde bütün oyunlarını  gösterdiği günlerdeyiz. Dışarıda sert bir rüzgar, tatsız, şiddetli yağmurlar. Üstelik bu manzara, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ''Bu yağmur ne istiyor penceremde bütün kış'' dizelerindeki gibi sürüp gidecek. Gün erken iniyor. Karanlık ve kasvetli günler yaşıyoruz. İsmet Özel de işte böyle günlerde yazmıştır herhalde, ''Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında. Aşklarım, inançlarım işgal altındadır, tabutumun üstüne zar atıyorlar'' mısralarını diye düşünüyorum.

Zemheriler geldi

Doksan günlük kışı eski insanlar, bildiğimiz Aralık, Ocak ve Şubat diye üç ayrı aya bölmenin yanısıra, kendi içinde apayrı bir sınıflamaya daha tâbi tutmuşlar. Önce kırk beşer gün halinde ikiye bölmüşler. Birinci yarıya "zemheri" demişler, ikinci yarıya da "hamsin". Dahası var. "Hamsin"i de ikiye ayırmışlar. Hamsin'in bir bölümü, birer hafta aralarla "cemre mevsimi" olarak adlandırılıyor.

Zemheri'nin, asıl yazılışıyla Zemherir'in hüküm sürdüğü günler 22 Aralık - 30 Ocak arası. Zemheri'ye Erbain de deniyor ve Arapça 40 demek. 31 Ocak'ta başlayan ikinci kışa da Hamsin deniyor ve bunun anlamı da 50.

Soğuk yağmurlar, kar, tipi derken, fırtınalar da göreceğiz bu dönencede. Zemheri fırtınası, Karakancalos fırtınası, Husun fırtınası, Kocakarı fırtınası, Kozkavuran fırtınası, Çaylak fırtınası, Ayandon fırtınası ve Balık fırtınası, iliklerimizi donduracak.

Bütün mevsimler gibi zemheri de etkiler insanları. Ama en çok da şairleri etkiler, çünkü onlar bizlerden daha duyarlı bir insan sınıfına girerler. O nedenle de Ahmet Arif gibi, zemheride bir yandan üşürken, bir yandan da ''Hasretinden prangalar eskittim. Art arda bilmem kaç zemheri geçti. Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül gürül akan bir dünya... Bir ben uyumadım, Kaç bahar leylim, Hasretinden prangalar eskittim...Kar yağıyor bir yandan. Bak bıyığım buz tuttu. Üşüyorum ben. Zemheri de uzadıkça uzadı. Seni baharmışsın gibi düşünüyorum...'' diye adamın yüreğini oyan şiirler yazarlar.

Ya da sevgili Musa Eroğlu gibi, ''Zemheri sözlüm, ağlayan gözlüm, yüreği közlüm, gülmeyen yüzlüm'' diye türkü çığırırlar ki, cümle sevdalıların gözleri yaşarır.

Kış depresyonu

Bazı tıp adamlarına göre, ilkbahar ve sonbaharın başlarında dinamik, dengeli ve enerji dolu olan insanların birçoğu, kış mevsiminin başlaması ve güneş ışığının kendini daha az göstermesi sonucunda,  sürekli yorgun, aç ve morali bozuk hissedebiliyor kendisini. Mesela Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yarkın Özcan, insanoğlunun geçmişten beri hava sıcaklığının 4 - 20 derece arasında olduğu bölgelere yerleştiğini, ısının 4 derecenin altına düştüğü yerlerde ise insanlarda fiziki ve psikolojik uyumsuzlukların başladığını söylüyor. Özcan'a göre bu uyumsuzluklar, alarm, direnç ve tükenme. Alarm, insanı harekete geçiriyor ve insan ısınmak için çaba harcamaya başlıyor. Direnç aşamasında sorunu savuşturmanın yolları aranıyor. Tükenmede ise kişi artık her şeyden vazgeçiyor ve uyum yeteneğini yitiriyor.

Özcan, "Soğuk hava insanlarda tükenmişlik sendromuna neden olur. Soğuk olan bütün şehirlerde insanlar kısıtlanmıştır. Hava dolayısıyla zamanının hemen hemen hepsini evinde geçiren kişinin uyku ve beslenme düzeni bir süre sonra sürekli değişiklik gösterir. Bu da depresyonun başlangıcıdır" diyor ki, bu tıbbi teşhis, bizim hiç de yabancımız değil.

İçimizde kar yangınları

Fransız şair Badeulaire'e göre ise, fırtına, kar, buz insanları hep eve koşturduğundan, kış kendiliğinden bir içtenlik doğurur. Şair bununla da yetinmiyor ve "Güzel bir konut kışın şiirselliğini daha da artırmaz mı?" diye soruyor. Gaston Bachelard da, "Mekanın Poetikası" adlı kitabında, "Kışın evde, her şey farklılaşır, çoğalır. Ev, kışın yedekte tuttuğu içtenlikleri, içtenlik inceliklerini kuşanır" diye yazıyor ve "kar altındaki ev, yaşlı evdir. Evin geçmişte, uzak yüzyıllarda yaşadığı izlenimi doğar" diye de ekliyor.

Belki de bu yüzden, kış gecelerinin vazgeçilmez bütünleyicisi, insanı fantastik bir âlemin içine çekip götüren periler, devler, cücelerle dolu masallar ve hikâyeler olur. Bu masal âlemi, gerçeği de adamakıllı kuşatır ve dış dünya, o camlar ardından izlediğimiz kar, fırtına; bacalardan yükselen dumanlar, caddelerden ara sıra birer hayalet gibi geçen insanlar ve araçlar kendiliğinden masalın bir parçasıymış izlenimi verir insana. Yahya Kemal'in de 'Kar Musikileri' şiirinde "Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu. Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu" dediğini hatırlayalım.

Aslında, kışın, sabah uyanıp da pencereden dışarı baktığımızda, bembeyaz olmuş ağaçların manzarası kentlerde pek kalmadı artık. Belki kırda bayırda görürüz belki de yılbaşı kartlarında.

Akşam olduğunda, yağdığını ancak tek tük sokak lambalarının ışığında anlayabildiğimiz kar altında yürümek, çoluk çocuk kartopu oynamak, karda boylu boyunca yatıp kalıbımızı çıkarmak, sonra da eve girip, soğuktan donmuş ellerimizi gürül gürül yanan sobada ısıtmak, ne yazık ki geçmişte kaldı.

Hayır, global ısınma, ozon deliği falan var ama yine de mevsimler değişmedi henüz. Yine ilkbaharda çiçekler açıyor, ağaçlar yapraklanıyor, ama biz göremiyoruz. Sonbaharı, kışı göremediğimiz gibi. Çünkü o mevsimler bizim yaşadığımız bu beton kaplı eciş bücüş kentlerde yok. Kar yok, kartopu oyunu da.

Mevsimler değişmedi; biz değiştik. Önce yaşadığımız semtleri değiştirdik, sonra kendimizi. Ne ilkbaharın coşkusunu, ne sonbaharın hüznünü de yaşayamaz hale geldik. Mevsimlerin bir suçu yok.

Zemheri geldi. Korkmayalım, yılgınlığa kapılmayalım. Dünyanın en güzel çiçeklerinden biri olan Kardelen çiçeğinin, karlar içinden boy attığını ve bunu gören halk ozanının, ''Yüreğim der ki, kardelen kadar yüreğin yoksa, sakın aşık olma'' dediğini de unutmayalım.

Ziya Osman Saba'nın, ''Ha yazı, ha kışı geceyle gündüzün. Kimbilir kaç günü kaldı ömrümüzün'' dizeleri de dağarcığımızda bulunsun bu fani dünyada. Arasıra geçmiş kışları ve ne kadar üşüdüğümüzü de hatırlayacağız tabii. Aynı Turgut Uyar'ın 'Çok Üşümek' şiirindeki, ''Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız, üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız'' dizelerini hatırlayacağımız gibi…

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız