“Bana abilik taslama”
Son aylarda Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerginlik, doz düşürmek yerine artıyor gibi... Bizim siyasal İslamcı tayfanın, başka bir yer bulamamışçasına, sapına kadar laik Azerbaycan’a Sünni siyasal İslam’ı ihraç etme hevesi Ankara ve Bakü arasındaki “tek millet, iki devlet” anlayışını ciddi erzoyona uğrattı. Öyle ki Azerbaycan, başta Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, DEM Parti milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, eski futbol hakemi ve spor yazarı Ahmet Çakar olmak üzere 37 Türk vatandaşını, ülkenin egemenliğini, milli güvenliğini, anayasal düzenini, halkını ve devlet yönetimini hedef alan paylaşımlarda bulunmaktan “persona non grata-istenmeyen kişi” ilan ederek sınırdan girişlerini yasakladı. Aralarında AKP yandaşı gazeteci Fatih Tezcan’ın olduğu yedi kişi hakkında da aynı gerekçelerle yakalama kararı çıkarıldı. Bu olan bitenin sonunda, AKP’li Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, sağa sola ayar vermesi ve gözüne kestirdiklerini “suyun ısındı” tehditlerinin ardından içeri attırmasıyla ünlü sabık ve sakıt baş danışman Oktay Saral’ın işine son verdi.
Hatırlatırım. Sabık ve sakıt baş danışman Oktay Saral, geçtiğimiz Eylül ayında Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık kıyafet zorunluluğu getirilmesi üstüne, “Vay, baş örtülü Azeri bacılarımız okullara alınmıyor. Azerbaycan’da da baş örtüsü yasağı var; 28 Şubat süreci orada da yaşatılıyor,” mealinde sözler söylemiş, Bakü Yönetimi buna fena halde öfkelenmişti. Sabık ve sakıt baş danışmanı görevden alarak Bakü’ye jest yaptıklarını, kendilerini affettirdiklerini sananlar çok yanıldılar. Çünkü Bakü son darbeyi indirdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 29-30 Ekim günleri arasında Ankara’da düzenlenen 13. Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine katılmama kararı aldı. Gerekçe olarak da önceden hazırlanmış programını gösterdi. Oysa zirvenin yapılacağı tarih aylar öncesinden belliydi. Zirvede Azerbaycan’ı Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov’un temsil edeceği açıklandı. Aliyev’in Ankara’ya gelmeme kararı Bakü Yönetimi’nin, Ankara’dan yapılan müdahalelerden ne kadar rahatsızlık duyduğunun açık bir göstergesi oldu.
Azerbaycan açısından mesele sadece okullarda kılık kıyafet yönetmeliğine gösterilen sert tepkiler değildi. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan baş örtüsü ve kılık kıyafet tartışmalarının yaşandığı günlerde bir konferans için Bakü’ye gitmişti. Fidan Bakü’de Cumhurbaşkanı Aliyev’le de görüşmüş, görüşmenin Ankara-Bakü hattında yaşanan gerginliği yumuşattığı ileri sürülmüş olsa da Aliyev ve Fidan’ın yüzlerindeki gergin ifade bu sanıyı yalanlamaya yetmişti. Aynı konferansta İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog konuşurken Fidan ve heyetinin salonu terk etmeleri de Aliyev Yönetimi’nin tepkisiyle karşılanmış, bu haber Azerbaycan basınında sert ifadelerle yer almıştı.
O ziyaret sırasında Aliyev’in Yeni Azerbaycan Partisi’ne yakın yayın organı Qafqazinfo’da Fidan’ın, Bakü’deki resmi temaslarının ardından Gençliğe Yardım Fonu (GYF) isimli İslamcı bir kuruluşun toplantısına katıldığı, orada gizli görüşmeler yaptığı, Türkiye bağlantılı kuruluşların Azerbaycan’da darbe ve kaos amaçlı istihbarat faaliyetleri yürüttükleri iddia edilen bir haber yer aldı. Haberde TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) , İHH İnsani Yardım Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdai Vakfı gibi Türkiye bağlantılı kuruluşların darbe, kaos ve etki ajanlığı faaliyetleri yürüttükleri, Fidan’ın da bu faaliyetlerle ilişkili olduğu ileri sürülüyordu. Haber daha sonra yayından kaldırılmasına rağmen iddiaların vahameti geniş yankı uyandırdı.
Bizim siyasal İslamcı takım anlaşılan KKTC’ye olduğu gibi Azerbaycan’a da “yavru vatan” muamelesi çekmeye çalışmış, olmadı abilik taslamak istemişti. Ama orası Azerbaycan. Sökmedi tabii. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev açıktan “Bana abilik taslama,” demese bile üstü kapalı biçimde egemen bir devletin başı olduğunu, ülkesinin iç işlerine hiç kimsenin burnunu sokmasına izin vermeyeceğini sarahaten anlattı. Süreç içinde Yeni Azerbaycan Partisi Türkiye’deki siyaset erbabını sorumsuz açıklamalar yapmakla suçlarken Aliyev partinin bir toplantısında Türkiye’nin adını vermeden şunları söylemişti:
“Bağımsız bir ülkeye nasıl yaşaması gerektiğini söylemek için ahlaki hakkınız var mı? Önce aynaya bakın. Bize bir şeylerin dikte edilebileceği düşüncesi kararlı tutumumuzla karşılanacaktır.”
Aliyev Karabağ Savaşı dönemine de atıfta bulunarak, “İhtiyacımız olduğunda hiç kimse bize yardım etmedi. Ne aldıysak paramızla aldık,” diyerek Türkiye’nin askeri yardımda bulunduğu algısını da bu sözlerle kırmıştı.
Aliyev, şimdilik gemileri yakmasa da Türk Devletleri Zirvesi’ne katılmayı ve Ankara’ya gelmeyi reddederek AKP Hükümeti’nin Azerbaycan’a yönelik olduğunu düşündüğü faaliyetlerini kolay kolay değil, belki de hiç affetmeyeceği mesajını vermiş oldu.
O zaman ben de şunu söyleyebilirim. Neredeyse iki yıldır Türkiye’yle Ermenistan ikili ilişkilerin düzeltilmesi, soykırım meselesinin gündemden çıkarılması için çaba harcıyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan Ankara’yla yakınlaşmaya sıcak bakıyor; özellikle sınır kapısının açılması için çalışıyor. Ankara ise Azerbaycan’ı küstürmemek adına işi ağırdan alıyor. Aliyev’in sözlerinden hareket eder ve hiç kimsenin ötekinin iç işlerine karışmaması gerektiğini kabul edersek o zaman Ermenistan’la yakınlaşma çalışmalarına hız verilmesinde bir sakınca olmadığında hem fikir oluruz. Ankara belki böylece “tek millet, iki devlet” romantizmini bir yana bırakıp gerçek diplomasi yönünde adımlar atmaya başlayabilir.