İşbirlikçi silikon vadisi
Savaş dediğimizde aklımıza tanklar, uçaklar ve askerler geliyor değil mi? Fakat bugün savaşın en kritik yeni cephelerinden biri veri merkezleri, bulut sunucuları ve algoritmalar…
+972 Magazine ve Local Call tarafından hazırlanan bir araştırma, büyük teknoloji şirketlerinin İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırımda rol oynadığını tespit etti. Buna göre İsrail, Filistinlilerin telefon görüşmeleri ve mesajları dâhil olmak üzere neredeyse tüm iletişimini kaydedip analiz etmiş. Bu devasa gözetim sistemi Microsoft’un bulut altyapısı üzerinden çalıştırılmış.
İsrail ordusu, toplanan bu verileri incelemek için ChatGPT’ye benzer bir yapay zekâ aracı geliştirmiş ve bu sistem, kimin “tehdit” olarak görüleceğine karar vererek bombalanacak hedeflerin belirlenmesinde kullanılmış. Kısaca, Gazze’de yaşanan soykırım yalnızca silahlarla değil; veri, yazılım ve yapay zekâ ile de yürütülmüş.
İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki saldırıları yalnızca bombalarla değil, Microsoft, Google ve Amazon gibi teknoloji devlerinin sağladığı altyapılarla yürütülüyor. Yani bu katliam, Silikon Vadisi’nin yazılımları olmadan bu kadar büyük ve bu kadar yıkıcı şekilde yürütülemezdi.
Bu şirketlerin sunduğu “Bulut depolama”, “veri analizi” ya da “yapay zekâ” kulağa masum geliyor. Ama mesele tam da burada başlıyor. Çünkü bu teknolojiler, milyonlarca insanın telefon konuşmalarını depolayarak, her insanı dijital bir dosyaya indirgiyor ve “tehdit puanı” veriyor.
Gazze’de cephede olmak için silah taşımak gerekmiyor; cebinizde bir telefon olması yeterli. Oradaki neredeyse herkes, görünmeyen bir sistem tarafından puanlanıyor. Bu kişi “tehdit” mi, Hamas mensubu mu yoksa sıradan bir sivil mi? Buna insanlar değil, bir algoritma karar veriyor.
Bu puanlar daha sonra ölüm listelerine dönüşüyor. Bombalar, insanların üzerine cephede değil, evlerinde; aileleriyle birlikteyken atılıyor. Yanlışlar yapıldığını biliyorlar, masumların hedef alındığını da… Ama sistem durdurulmuyor. Çünkü yapay zekâ, yapılanı bir katliam gibi değil, “hesaplanmış” ve “kontrollü” bir operasyon gibi gösteriyor. Katliam ise rakamlara ve tabloların arkasına saklanıyor.
Bu durum teknoloji şirketlerinde ciddi bir rahatsızlık yaratmış durumda. Birçok çalışan, “dünyayı daha iyi bir yer yapmak” için geliştirdiklerini sandığı ürünlerin, sivillerin ölümünde rol oynadığını fark edince isyan ediyor. İstifalar ve iç baskılar artıyor.
Microsoft sonradan İsrail’e karşı bazı erişimleri kesmiş olsa da Gazze’de insanlık suçuna ortak olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çünkü o sistemler kurulmasaydı, bu ölçekte bir gözetim ve bu kadar “kolay” hedef belirleme mümkün olmayacaktı. Veri, yazılım ve yapay zekânın savaşın bir parçası haline getirildiği bir tabloda teknoloji şirketlerini temize çıkaramayız.
Asıl önemli konu ise gelecekte yatıyor. Bu şirketler Amerikan şirketleri. İsrail, ABD’nin her koşulda arkasında duracağı varsayımıyla hareket ediyor. Peki ya bir gün devran dönerse? Ya uluslararası mahkemeler daha adil kararlar verirse? O zaman “Bu soykırıma kim yardım etti?” sorusu sadece generallere değil, CEO’lara da yöneltilecek.
Tüm bu anlatılanlardan sonra geriye tek bir soru kalıyor:
Bu teknolojiler bizim hayatımızı mı kolaylaştırıyor, yoksa bizi sessizce hedefe mi dönüştürüyor?