Faili meçhuller, neden Akın Gürlek’i bekledi?
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazasında ölümü, aradan 17 yıl geçtikten sonra yine gündemde:
“Şüpheli kaza ‘suikasta döndü” (Akşam), “Kasten adam öldürme” (Türkiye), “Yazıcıoğlu’nun helikopterini FETÖ’cü pilotun tacizi düşürdü” (Sabah), “17 yıl sonra 19 kişiye tutuklama (Hürriyet), “10 şehirde Yazıcıoğlu operasyonu” (Nefes), “Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında bomba gelişme” (Sözcü), “Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında çarpıcı belgeler” (Haberler.com)
Muhsin Yazıcıoğlu dosyası, yıllar sonra yeniden açılan faili meçhul cinayet dosyalarının son örneği. Zaten hemen her gün faili yakalanan eski dosyalara ilişkin yeni haberler yayımlanıyor:
“İki cinayet daha aydınlatıldı” (Türkiye), “Manisa’da faili meçhul dosyalar tek tek çözülüyor (Ensonhaber), “Mezdeke Aynur’u katleden yakalandı” (İHA), “İki ayda 19 faili meçhul cinayet aydınlatıldı” (Akşam), “Katil 24 yıl sonra bulundu” (Yeni Şafak), “10 yıllık cinayeti izmaritteki iz çözdü” (Sabah), “Bakan Gürlek, 6 faili meçhul cinayetin aydınlatıldığını duyurdu” (AA).
Bütün bu gelişmeler, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından başladı. “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” kuran Akın Gürlek, iki gün önce de 2005-2016 yılları arasında işlenen altı ayrı cinayet dosyasının daha aydınlatıldığını açıkladı. Gürlek, “Adaletin hafızası güçlüdür. Hiçbir cinayet unutulmayacak, hiçbir delil göz ardı edilmeyecek ve hiçbir fail geçen zamana güvenerek adaletten kaçamayacaktır” dedi.

Faili meçhul dosyalar, gerçekten aydınlatıldı mı, bulunanlar gerçek failler mi? Bunları zamanla, yargı sürecinde anlayacağız. Ama dosyaların yeniden açılması ve faillerin yakalanması elbette kutlanması gereken bir faaliyet. Ancak gazetecilik açısından bu cinayetlerin neden bugüne değin aydınlatılamamış olduğunun da sorulması gerek.
Elbette bazı dosyaların çözümünde adli tıp teknolojisinin gelişmesinin ve dijitalleşmenin etkisi olabilir. Ancak haberlerden, dosyaların çoğunun adli tıp teknolojisindeki gelişmeyle ilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Kaldı ki, Bakanlık’ta, Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi kurulana değin, bu dosyaların yeniden ele alınmadığı da malum.
Öyleyse bu dosyalarda bugüne değin neden yeterli soruşturma yapılmadı? Acaba Tunceli’deki Gülistan Doku vakasındaki gibi kimi yetkililerin engellemesi söz konusu olabilir mi? Ya da sadece güvenlik birimlerinin ihmali, yetersizliği mi söz konusu?
Biz gazetecilerin bu soruların da üzerine gitmemiz gerek. Aydınlatılan yeni faili meçhul dosya haberlerini yayımlamak yetmez. Eğer bu dosyaların aydınlatılmasının önündeki engel siyasi irade eksikliği ise o da üzerinde durmaya değer bir soru. Zira 24 yıldır aynı siyasi iktidar işbaşında ve aynı iktidarın Adalet Bakanları görevde.
Akın Gürlek’in yaptığını neden daha önceki bakanlar yapamadı, nedir eksik ya da fazla olan? Bu sorunun da yanıtını aramalıyız…
Haberlerde “İsrail dili” ve meşrulaştırma
NTV’nin 13 ve 14 Temmuz’da iki gün üst üste yinelediği haber, “Ateşkese rağmen İsrail’in Gazze saldırıları sürüyor. İsrail, Gazze kentinde önceden uyarı yaparak bir bölgeyi hedef aldı. Saldırı anı kameralara yansıdı” cümleleriyle başlıyordu.
Sunucu, patlama görüntüsünün ardından “İsrail ordusu önceden boşaltılması yönünde uyarı yaptığı bir bölgeyi böyle hedef aldı” diye ikinci kez tekrarladı. Sonra da “İsrail ordusu bölgenin Hamas tarafından silah üretim merkezi olarak kullanıldığını iddia etti” cümlesini okudu.

Filistinli bir adamın, “Komşularımızın bir demirci atölyesi vardı. Orası vuruldu. Bize de bölgeyi tahliye etmemizi söylediler. Biz de onlar bölgeyi vurmadan önce çocuklarımızı oradan tahliye ettik” sözleri de görüntülü olarak ekrana geldi. 25 Ekim’den bu yana saldırılarda ölenlerin sayısının bini aşması ve Gazze’de insanların yeterli beslenemediği belirtilerek noktalandı haber.
1.5 dakikalık haber boyunca ekrandaki görüntü birkaç kez değişti; bombalama anı, yıkıntı ve çukurun etrafındaki Filistinlilerin görüntüleri aktı durdu, ama ekranın altındaki “İsrail önceden boşaltılması uyarısı yaparak bir binayı vurdu” yazısı hiç değişmedi.
İsrail’in “önceden uyarıda bulunmuş” olmasının bu denli vurgulanması saldırıyı meşrulaştıran bir dil. Önceden uyarıda bulunması İsrail’e, orayı bombalama hakkı vermez. “İsrail’in, binanın Hamas’ın silah üretim merkezi olduğu iddiası”nın araştırılmadan aktarılması da bombalamayı meşrulaştıran ikinci unsur. Haber, orasının gerçekten bir silah üretim merkezi olup olmadığı hakkında somut bilgi vermeliydi.
Konuşan Filistinli, orada “demirci atölyesi” olduğundan söz ediyor, ama o da sözde kalıyor, doğrulanmıyor. Zaten onun sözleri doğruysa, haberin, asıl olarak bir demirci atölyesinin vurulduğunu, sivil insanların bombalandığını aktarması gerekirdi. Asıl vurgulanması gereken “önceden haber verilmesi” değildi.
Saldırganın dili, habercinin dili olmamalı.
Kadın atletleri seks objesi göstermeye son
Spor medyasının ezeli sorunlarından biri, kadın sporcuların fotoğraf ve görüntülerde seks objesi olarak sunulması, metalaştırılması…
Maalesef, özellikle voleybol ve atletizm gibi sporlarda, kadın sporcuların fotoğraf ve görüntülerinin, alttan yukarı doğru ve vücut hatlarını öne çıkaracak açılardan çekilmesi örneklerine çok sık rastlıyoruz. Daha önce defalarca yazdım bu konuyu.
Kadın sporcuların seks objesi olarak sunulmasının kaynağı, spor medyasındaki cinsiyetçi bakış. Düşünün, 2012 yılında Hürriyet gazetesinde Erdem Kırım, “Özellikle erkeklerin kaçırmaması gereken bir branş var: Kadınlar Uzun Atlama” diye yazabilmişti. İnternet sitesinde de 2017’de, “Dünyanın en güzel futbolcusu hacker mağduru” başlığı altında bir kadın sporcunun çıplak fotoğrafları yayımlanmıştı. Kadın atletlerin atlarken alttan çekilmiş fotoğraflarının örneği de çok.

Dünya spor medyasında da yaygın bir sorun bu. Uluslararası Atletizm Federasyonu, 2019’da, yerden yukarıya doğru bakan kameralar yerleştirdiğinde kadın atletler uygulamayı protesto etmiş, tartışmalar sonunda bu kameraların ham görüntülerinin ekrana verilmesi yasaklanmıştı.
Yeni gelişme, Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU), kadın atletlerin seks objesi olarak sunulmasını engelleyecek bir genelge hazırlaması. Olimpiyat yarışmacıları Holly Bradshaw, Ivana Španović ve Blanka Vlašić'in deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanan genelgede, yüksek atlama, uzun atlama ve koşularda kadın atletlerin çekimlerinin nasıl yapılabileceği örneklerle aktarılıyor.
Kadın atletlerin vücut hatlarına odaklanılmaması, çok yakın çekimler yapılmaması ve yavaş çekimlerin tekrarlanmaması kuralı getiriliyor. Temelde, kadın sporculara saygı gösterilmesi ve performanslarına odaklanılması isteniyor.
Umarım bu çalışma, spor medyasındaki cinsiyetçi bakışın değişmesine katkıda bulunur.
Sözcü’nün savunması yetersiz
Sözcü’nün, “Bu millet hakkını size helal etmiyor” manşetinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Türkiye’yi temsil eden 18 milletvekilinin fotoğrafı yer alıyordu.
O milletvekillerinden Namık Tan, Zeynep Yıldız, Pelin Yılık, Sevan Sıvacıoğlu, Mustafa Canbey, Seda Gören ve Meryem Göka söz konusu kararın kendilerinin bulunduğu Avrupa Konseyi’nde değil, Avrupa Parlamentosu’nda alındığını, ikisinin farklı kurumlar olduğunu vurgulayarak, Sözcü’nün kendilerinden özür dilemesini istediler.
Bu çağrıya “Sözcü hata yapmaz” manşetiyle cevap veren Sözcü, o karara tepki gösterilememesi nedeniyle Avrupa Konseyi’ndeki milletvekillerinin yanı sıra “TBMM Avrupa Parlamentosu Karma Komisyonu üyesi 25 vekil ile Dışişleri ve elçilik yetkililerinin” de eleştirildiği savunması yaptı.

Sözcü’nün savunması yetersiz. Evet, “Hakkını helal etmiyor” manşetinin haberinde bu yetkililerin tümünden söz ediliyordu, ama ilk sayfada sadece Konsey’deki milletvekillerinin fotoğrafları vardı. Üzerine de “Avrupa’da Türkiye’yi bu 18 milletvekili temsil ediyor” yazılmıştı.
Hatta spotta da bu milletvekilleri “Avrupa Parlamentosu, Mehmetçiği 1974’teki Barış Harekâtı’nda istismarla suçlayan tasarıyı kabul etti. Avrupa’da bizi temsil eden 18 vekilimiz bu alçaklığa karşı dünyayı ayağa kaldırmadı” diye suçlanıyordu.
Hal böyleyken Dışişleri ve büyükelçilerin de eleştirildiği savunması yetersiz. Sözcü onların da fotoğraflarını koymuş, başlıkta da isimlerini vermiş olsa anlarım. 18 milletvekilini kolay hedef görüp, tüm sorumluluğu onlara yükleyerek haksızlık yapmışlar.
Yeri gelmişken Sözcü’ye yapılan bir haksızlıktan de söz edeyim. Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’ye çıktığında Milliyet ve Yeni Şafak, “bir TV kanalının canlı yayını” diyerek haberde Sözcü TV’nin adını vermemişlerdi. Fakat Kılıçdaroğlu, geçen hafta TV100’e çıktığında Milliyet ve Yeni Şafak, bu kez kanalın adını açık açık yazdılar.
Doğrusu kanalın adının yazılması ama uyguladıkları çifte standart da Sözcü TV’ye haksızlık.
Tek cümleyle:
- Sabah’tan sonra Türkiye gazetesi de “Çin Komünist Partisi’nin 105 yıllık yolculuğu” başlıklı tanıtım metnini ilan olduğunu belirtmeden haber gibi yayımladı.
- 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde yine iktidar medyası ilanlarla kaplandı; Akşam (24 sayfa), Milat, Milliyet, Sabah (128 sayfa), Yeni Asır, Yeni Akit ve Yeni Şafak’ın (176 sayfa) yayımladığı özel eklerin de çok büyük bölümü ilanlarla doluydu.
- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz’daki konuşmasını, (Sözcü TV ve Halk TV dışında kalan) Kanal D, Show, Star gibi prime time kanalları dahil bütün kanallar canlı yayımladı.
- Tavır’ın “Zirve yemekleri Michelin yıldızlı şeflerin elinden” haberinde “Michelin yıldızlı” denilen şef Sinem Özler’in yıldızı yok, çalıştığı restoran, Michelin Guide’a girdi.
- Yeni Şafak, AKP’li Konya Karatay Belediyesi’nin tanıtım metnini, “Bu bir ilandır” uyarısı koymadan haber metni gibi tam sayfa yayımladı.
- NOW TV, Haluk Levent ve 13 şüphelinin tutuklanması haberinde kanalın eski avukatı Ece Güner’in de tutuklananlar arasıda olduğu bilgisini vermedi.
ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]