İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
63.457,47 %-0.49

Erdoğan'ın Türkiye'yi düşürdüğü çaresizliğin geleneksel dış politikada açtığı gedikler

YAYINLAMA:
Erdoğan'ın Türkiye'yi düşürdüğü çaresizliğin geleneksel dış politikada açtığı gedikler

Okurlarımdan üç hafta kadar izin istemiş ve Ağustos'un son haftasında yeniden buluşacağımızı not etmiştim son yazımda. Biraz ara iyi oldu, bir buçuk yılı aşkındır yazıyordum ve bir nevi detoks yapmış oldum. Aradan sonra bir dış politika yazısıyla karşınızdayım.

×××

Ankara'daki NATO zirvesinde Erdoğan'ın Türkiye'yi iyice ABD'ye hizaladığının altını çizmiştim. Nitekim son dönemde dış politika bağlamındaki gelişmeler bu tespiti doğruluyor.

MEKKE ANLAŞMASI

Ankara'nın S. Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı ve TBMM'de henüz onaylanmayan Mekke Anlaşması'nın bölgeyi ve hatta birçok açıdan yerküreyi etkileyen ABD-İran savaşının sürerken gündeme gelmesi kanımca sürpriz olmadı. Zaten savaşın en kızıştığı anlarda Riyad'da 12 Dışişleri bakanının imzaladığı ve Fidan'ın da imzasının olduğu, savaşı başlatan ABD değil, İran'ın kınandığı bir bildiri vardı. Açık ki, Mekke Anlaşması'nın arkasında İran'ı gemleme gayreti var. Ankara açısından sorunlu bir anlaşma olarak değerlendiriyorum bu anlaşmayı... Peki neden? Burada sadece iki nokta üzerinde duracağım. 

1)Türkiye'nin İran ile uzun bir sınırı var ve dış politikasının temel düsturlarından birisi sınır  komşularıyla iyi komşuluk ilişkileri içinde olmaktır. İran'ın Mekke Anlaşması'ndan rahatsız olacağı ve Ankara ile tatsız bir zemine kayacağı sürpriz olmayacak bu durumda. O zaman soru şu: Mekke Anlaşması, İran'la ilişkilerin gerilmesine ve hatta yarın öbürgün olası bir yükselen  ABD-İran çatışmasında ateşin Türkiye'ye sıçramasına çanak tutulmuş olmuyor mu? 

Fakat ne yazık ki, Ankara, Erdoğan'ın yönetiminde son dönemde Vaşington'a tam anlamıyla hizalandı. ABD, Türkiye'nin kırılganlıklarını kullanarak Erdoğan yònetimine adeta 'çöktü' ve iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyen Erdoğan da artık BOP Eşbaşkanlığı göreviyle itaat noktasına geldi. Kısacası, Erdoğan, Trump karşısında çaresiz kaldı. Oysa Türkiye'nın kozları var, ulusal çıkarlara göre tutum alsa  çaresiz kalmaz. Ancak iktidarın kendi grup çıkarı, maalesef ülke çıkarlarının önüne geçmiş durumda! 

2)Öteyandan, Mekke Anlaşması'nı, bölgedeki Sünni devletler açısından bakıldığında, Mısır-S. Arabistan rekabeti ile Mısır-Türkiye ilişkileri açısından da sorunlu görüyorum. Şöyle ki, Ankara, Riyad ile daha yakın bir pozisyon aldığında Kahire'yi de Yunanistan, GKRY ve İsrail ile daha yakın bir pozisyona itmiş olacaktır. Bu da hem Ankara'nın bölgesel bir güç pozisyonunu olumsuz olarak etkiler hem de Doğu Akdeniz'deki çıkarları özelinde sıkıntı yaratır. 

3)Mekke Anlaşması, Ankara'nın dikkatli olması gereken Rusya ile ilişkiler açısından da handikap oluşturacaktır. Malum, Rusya ve İran iki yakın müttefiktir. 

SURİYE'DEKİ ANKARA-TEL AVİV İTİŞMESİ VE ABD

İsrail uçakları geçen hafta Türkiye'ye sadece 70 kilometre uzaklıktaki, 2013'ten bu yana atıl durumdaki Suriye'nin Ebu Zuhur Askerî Üssü’nü vurdu. Israil uçakları hedefe sekiz  saldırı yaptı.  İsrail resmi  açıklamasında "Suriye'nin orada Türk askerini konuşlandıracağını, bunun Suriye ile tesis edilen güvenlik statükosunu bozarak kendilerine dönük tehdit oluşturacağını ve bu yüzden vurduklarını" belirtti. Açıklama, İsrail'in klasik "önleyici saldırı" konseptini ortaya koyuyor. 

Şara yönetimindeki Suriye, çok büyük ölçüde ABD, İsrail ve Türkiye'nin kontrolünde ve buna eli mahkum. Bu üç etkenin yanında SDG'nin entegrasyonu meselesi ile de karşı karşıya. Ankara ve Tel Aviv'in Suriye'deki rekabetinde asıl 'patron' ABD ise bundan memnun gözüküyor. Vaşington'un tavrı şu: Burada asıl benim borum öter, siz yan figürsünüz ve benim Suriye'deki stratejik çıkarımı sarsacak hareketlere girişerek beni zor durumda bırakmayın! 

Ebu Zuhur üssüne saldırıların ardından Ankara, Şam ve Tel Aviv'den farklı açıklamalar geldi. Ankara, bu üsse yerleşme iddiasını yalanladı. Şam ise Ankara ile bu noktada bir işbirliğini -tam olarak Ankara'nın üs kurma şeklinde olmasa da- teyit etti. Tabii, Ankara, İsrail'in Türkiye'ye çok yakın bir yerdeki askeri harekatı hoş karşılamasa da düşük yoğunluklu bir tepki vererek bunun Suriye'nin egemenligini çiğnediğini, bu bağlamda kabul edilemez olduğunu belirtti. 

İşte tam da bu kompleks tabloda ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara'daki büyükelçisi Barrack devreye girdi.  Tom Barrack, Reauturs'a verdiği demeçte "İsrail'in dün Suriye'de bulunan Türkiye sınırına yakın bir hava üssüne saldırmasının ardından, ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir çatışma önleme mekanizması oluşturmak için çalıştığını" açıkladı. Ona göre  çatışma önleme mekanizması, askeri veya siyasi aktörler arasında yanlış anlaşılmaları veya kazara çıkabilecek çatışmaları önlemek amacıyla oluşturulan bir iletişim kanalı.

Barrack, İsrail'in hava üssüne düzenlediği saldırıların "Türkiye'nin yakın gelecekte o üsteki varlığını artırabileceğine dair -doğru ya da yanlış- bir algıyı" yansıttığını; bu durumun, İsrail, Suriye ve Türkiye'yi kapsayan bir çatışma önleme mekanizmasına duyulan ihtiyacın altını çizdiğini;  gelecekte yaşanabilecek iletişim hatalarını önlemek amacıyla bu mekanizmayı kurmak için aktif olarak çalıştıklarını; şu anki önceliğin, gerilimi düşürmek ve daha ölçülü bir yaklaşıma zemin hazırlamak" olduğuna vurgu yaptı. 

Barrack'ın yaklaşımı, yukarıda altını çizdiğim, "Suriye'de asıl patron ABD, bunu unutmayın ve ABD'nin planlarına taş koymayın" demekten başka birşey değil. 

Öteyandan, zaten Ankara, Tel Aviv ile birlikte Vaşington'un patronluğunda Gazze'deki Barış Kurulu'na katıldı! Gazze'yi İsrail yerle bir ettikten , onca insan cannına kıydıktan sonra nasıl bir kafadır, anlayıştır o kurula İsrail'i kabul etmek?!.

İSRAİL, BÖLGEDEKİ PLANLARININ ÖNÜNDE KİMİ ENGEL GÖRÜYOR?

Fakat  bu noktada İsrail'in varlığı için olmasa da bölgedeki planlarının önünde Türkiye'yi bir engel ve bu bağlamda tehdit gördüğü de aşikar. İsrail ve Türkiye'nin Suriye ve Filistin'deki 'itişmesini' de bu bağlamda değerlendirmek gerektiği kanısındayım. Bu kanıma dayanak olarak E. Tuğg. Nejat Eslen'in 2020'de yayınlanan "21. Yüzyılda Jeostrateji ve Türkiye" başlıklı kitabındaki önsözde yer alan dönemin İsrail gizli servis başkanının sözlerini gösterebilirim:

"İngiliz merkezli The Times gazetesinin gündeme taşıdığı diğer bir konu da oldukça önemlidir. Bu konu MOSSAD Başkanı Yossi Cohen'in Mısır, BAE ve Suudi Arabistan'dan üst düzey yetkililerle yaptığı toplantıda 'Türk tehdidini' masaya yatırmasıdır. Gündeme taşınan görüşmelerde Cohen'in, 'İran'ın gücünün kırılgan olduğunu, gerçek tehdidin Türkiye'den kaynaklandığını' dile getirdiği ifade edilmiştir." 

TÜRKİYE NE YAPMALI?

O halde Ankara'nın yapması gereken, Ankara ve bölge merkezli bir bakışla bölgedeki gücünü artıracak ulusal çıkarlara uygun ittifaklar kurmak, sınır komşularıyla ilişkilerini en iyi düzeye getirmek ve karşılıklı çıkarlara dayalı küresel etkileri lehine olabilecek çok yönlü ilişkiler kurmak olmalıdır. Ankara, başkalarının karşı denge politikalarının aparatı olmamalı, TBMM söz konusu anlaşmayı onaylamamalıdır.  İsrail'i gemlemenin, hadsizliklere yönelmemesini sağlamanın en gerçekçi yolu bu olsa gerektir. Pentagon'a bu kadar hizalanan, ona rağmen yine de istediğini alamayan Erdoğan'ın Atatürk'ün temellerini attığı geleneksel dış politikadan saparak herşeyi yoluna sokması mümkün mü? Ne yazık ki buna evet diyemiyorum. Türkiye'nin uluslararası ilişkiler ve dış politika bağlamında da ilk seçimde bir iktidar değişikliğine gereksinim var. Yoksa bu gidiş, gidiş değil. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız