“Domates, Biber Patlıcan”
“Cesaretimi toplayıp sana gelmiştim; Senin için çarpan kalbimi gör istemiştim.
Tam elini tutup aşkımı itiraf edecekken; Sokaktan gelen o sesle dünyam kararmıştı.
"Domates, biber, patlıcan, Domates, biber, patlıcan, Domates, biber, Patlıcan!"
Barış Manço’nun şarkısını şu sıralar çok sık hatırlıyorum. Hatta özellikle alışverişte dilime takılıyor. Kenar mahallede yakalamaya çalıştığı romantik an, sokaktan geçen satıcının dik ve bet sesiyle bozulduğu için hevesi kaçan bir gencin hikâyesiydi o şarkı. Yine itiraf edememişti aşkını. Yoksa “domates, biber, patlıcan”, ona hayat pahalılığını mı hatırlatmıştı da bir ilan-ı aşkın sırtına yükleyeceği geçim sorumluluğundan kaçmak arzusu galebe çalmıştı? O zamanlar şarkıyı dinlerken bunu hiç düşünmemiştik. Keşke Manço hala yaşasaydı da, ona yine geçim zorluğu çekilen yıllarda, şarkısını eğlendirmek mi, yoksa düşündürmek için mi yazdığını sorabilseydik.
Bereketli Toprakların Yükte Hafifleyen Pahada Ağırlaşan Ürünleri
Bir gün yağmurlu ve kapalı, ertesi gün güneşli ve aydınlık bir iklim kuşağında, her türlü ürünün üretilebildiği bereketli topraklar üzerinde yaşıyoruz. Ama tarımdan sanayi ve hizmetlere hızla geçiş tercihi yaptıran politikalar, artan nüfus ve değişen yaşam standartları, işte bu bereketli topraklarda yüksek gıda enflasyonunun pençesinden bir türlü kurtulmamamız sonucunu doğuruyor. Kime sorulsa “domates, biber, patlıcan” fiyatları diye söze başlıyor. Mazot, gübre, tohum ve yem gibi temel girdi maliyetlerindeki artışlar, çiftçiyi tarlasından, hayvancıyı merasından koparıyor. Verimli tarım toprakları konutlara veya maden aramalarına tahsis ediliyor. Ancak azalan üretime karşılık tarımsal ihracat devam ediyor. Bazı verilere göre 2025 yılında tarımsal ihracatın 36,4 milyar dolara ulaşarak rekoru kırdığı açıklanırken, bazıları genel tarım ve gıda sektörü ihracatının 27,8 milyar dolarda kalmış olduğunu duyuruyor. Toplam tarımsal ürün ihracatı içinde yaş meyve ve sebze ihracatının payı 3,7 milyar dolar olarak açıklanıyor[1]. Yine 2025 yılında, 51 ülkeye 401 milyon 193 bin dolarlık domates ihracatı yapıldığı, bunun 2024 de yapılan 426 milyon 707 bin dolarlık ihracata göre bir gerileme olduğu, bildirilmekte. Aynı zamanda 2025 in 10 aylık döneminde 108 milyon dolarlık kuru domates ihraç edildiği ve İtalya’dan sonra dünyada ikinci en büyük domates ihracatçısı olduğumuz açıklanmış durumda. Bu kısmen neden pahalı domates yediğimizi biraz olsun açıklıyor olmalı. Kaldı ki dünyanın ilk 4 üretici arasında olmasına rağmen, Türkiye özellikle kışın talebi karşılamak için domatesi ithal de etmekte[2].
At Küfesinden Market Rafına, Sonra Dış Pazarlara Yolculuk
Yeşilbiber ve patlıcan bu coğrafyada hep çok makbul birer sebzedir. Öyle ki çocukken öğrendiğimiz 19. yüzyıldan kalma ilk bilmecelerde bile bu iki yaz sebzesi sorulurdu. “Ah ne idim, ne idim; Yeşil donlu bir beydim; Felek beni şaşırttı at küfesine düşürdü”” bil bakalım bu nedir?” in cevabı yeşilbiberdi. “Ah ne idim, ne idim; Kadife donlu bir beydim; Felek beni şaşırttı at küfesine düşürdü” ise bilgiç bir küçüğün patlıcan diye cevaplayarak öğrendiği bir sebzeydi. Şimdi bu iki gözde yaz sebzesi, at küfesinden, tır kasalarına terfi edip sınır ötesine yolculuk yapıyor. Bunun da fiyat ceremesini biz çekiyoruz. Türkiye’nin 2025 yılında (2026 Ocak ve Şubat dâhil edilerek) 100,86 milyon dolarlık yeşilbiber ihracatı gerçekleştirdiği, ihracatın 49'dan fazla ülkeye yapıldığı açıklanırken, Antalya ve Güney Egeli üreticiler, ihracatın kendi hedeflerinin çok altında kaldığından şikâyetçi. Açıkçası yerli üreticinin hedefinde iç pazar ve yerli tüketici değil, dış pazar ve yabancı tüketici olduğu anlaşılıyor. Dış pazarlarda fiyat farklılaştırması yapmanın sağladığı yüksek kar asıl tercih gibi gözüküyor. Patlıcana gelince, Türkiye, dünya ihracatında 4. sırada yer alan önemli bir üretici konumunda[3]. 2025 patlıcan ihracatı için henüz kesin değeri açıklanmamış olmakla birlikte her yıl 2.600 ton ile 5.600 ton arasında değişen miktarlarda ihracat yapıldığı bilinmekte.
“Örtü Altı” Üretimle Sanayileşen Tarım Ürünleri ve Unutulan “Turfanda”
Markette veya pazarda alışveriş yapanlar en çok domates, biber ve patlıcan fiyatına içerlerken çoğu benim yaşımda olan bu insanlar, 60-70 yıl önce kış aylarında bu sebzelerin, sebzecilerde veya semt pazarlarında bulunmadığını düşünmüyor bile. “Turfandayı tattık; Kaygıyı attık” da artık unuttuğumuz bir aile neşesi, bahar ve yaz aylarına erişmenin sevinci. Ufku sınırlı olan şikâyetçiler şimdi her sebze ve meyveyi, domates, biber, patlıcan ve çileği her mevsim yemenin bir ek maliyet yarattığını hiç hesaba katmıyor. Evet, Türkçeye “ örtü altı” üretimi diye pek güzel çevrilen sera üretimiyle, vakitsiz yediğimiz her sebze ve meyvenin artık tarımsal değil sınai ürün olduğunu hiç düşünmüyoruz. Sınai ürün olunca, üretim süreçlerine bir de “örtü”, ısınma, aydınlatma gibi yeni girdiler ekleniyor. Pembesiyle, kırmızısıyla, büyük, yassı ve “cherie” tipiyle domates üretiminin önemli bir yüzdesinin tarladan değil “örtü altı” tarımcılıktan geldiği mutlaka hatırlanmalı. Halen Türkiye’de 1.400 dönümde modern “örtü altı” üretim yapılıyorsa, bunun fiyat etkisi azımsanmamalı. Patlıcan üretiminin yüzde 46,7'sinin de “örtü altı” yapıldığı ve bunun hem ulusal pazarı beslediği, hem de dış pazarlara yıl boyunca ihracat imkânı sağladığı düşünülmeli. Biber hala büyük ölçüde tarlada üretilmekteymiş. Ancak, özellikle kış ve baharda taze biber talebini karşılamak için “örtü altı” üretimin artması isteniyor. Halen Türkiye'de üretilen 2,7 milyon ton biberin, görece olarak mütevazı bir yüzdesinin “örtü altı” yetiştirilmesi, yine tezgâhtaki yüksek fiyatın nedeni. Bakın hiç biri için ulaştırma ve aracı maliyetlerine değinmedim bile.
Değişen Alışkanlık, Davranış ve Beklentiler
Olmadık bir şeye gıpta ettiğimizi duyarsa savaş yıllarının mahrumiyetini hatırlayan bir aile büyüğümüz, “babanda mı onu isterdi” diye biraz alay eder, biraz da görmüş geçirmişliğiyle halimize şükretmeyi öğütlerdi. İstanbul Üniversitesi Biyoloji bölümünün ilk mezunlarından olan bir başka büyüğümüz mevsimsiz hiçbir sebze ve meyveyi yemezdi. Ona göre turfanda önemliydi. Mevsiminde her şey daha besleyiciydi. Ama biz değiştik. Gözümüz “ örtü altı” ürünlerin parlaklığına o kadar alıştı ki, organik olanlara burun kıvırıyoruz. Kararmayan patlıcanı, kararana, çekirdeksizi, çekirdekliye tercih ediyoruz. Damak zevkimiz değiştiği için doğalı yadırgıyor, yapayı üstün tutuyoruz. Ama her yeni tercihin, mevsimindeki doğal üretime fiyat farkı olarak yansıdığını kabul etmekte zorlanıyoruz. En hayret ettiğim şeyse Ege köyleri gibi domates, biber, patlıcan üreticilerinin, mevsiminde tarla ürünlerini, İstanbul’dan daha pahalı satmaları. Bu da size fırsatçılığa örnek bir insan davranışı. Böyle miydik biz? Tabii taze meyve ve sebze TÜİK'in enflasyon sepetinde önemli bir ağırlığa sahip. Buna rağmen galiba en içerlediğimiz, olduğundan iyi gösterilen gerçekler.
[1] « Tarım sektörü 2025'te ihracat rekoru kırdı », Türk İhracatçılar Birliği, https://tim.org.tr/tr/2025-yili-dis-ticaret-verileri-aciklamasi-4-ocak-2026
[2] Domates ithalatının Rusya, Irak, Belarus ve İsrail’den yapılması da oldukça ilginçtir. Muhtemelen Türk girişimcinin dış yatırımı olmalı
[3] Patlıcan üretiminin yaklaşık yüzde 54,6’sı, açıkta, yüzde 45,4’ i ise “örtü altı” yetiştiricilikten elde edildiği biliniyor. Üretimin tüketimi karşılama oranı yüzde 104 olduğu için ithalat rakamı yok. bknz: https://www.turktarim.gov.tr/Haber/1131/dunya-patlican-uretiminde-4uncu-siradayiz