İstanbul
Parçalı bulutlu
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2011 %0.03
53,0726 %0.12
6.666,67 % -0,55
79.750,00 %2.074

“Değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik”

   Madencilerin Ankara’daki eylemleri sürerken, Bağımsız Maden İş’in avukatı Mert Batur, 27 Nisan’da Kurtuluş Parkı’nda gazetecilere konuşuyordu. Dikkat ettim, önünde beş mikrofon vardı; Halk TV, Sözcü TV, Now TV, ANKA, TV 5.

   Bir gün sonra sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, İçişleri Bakanlığı’ndaki görüşmeden çıktığında mikrofon sayısı aniden artıvermişti! Anadolu Ajansı’ndan Habertürk’e kadar çok sayıda mikrofonu karşısında gören Başaran Aksu, takılmadan edemedi:

    “Burada değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik. Yoktular, işçilerin eylemini görmediler bugüne kadar. Bakanlık önünde görmeleri sevindirici…”

    İşçiler, Eskişehir’den Ankara’ya yürürken, bakanlık önünde kaldırımda yatarken, polis onları coplarken, biber gazı sıkarken, 17 gündür onları görmeyen iktidar yanlısı medya, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi devreye girip, Yıldızlar Holding patronunu işçilerin haklarını ödemeye ikna edince ortaya çıkmışlardı. 

   17 gün boyunca onları yok sayan, görmeyen iktidar medyası eylemin sona ermesini haber yaptı. Tabii yine bu sonuçtan bakanlara övgü payı çıkarmayı başat görev saydılar. 

    Ahmet Hakan da son gün Bakan Çiftçi’nin sorunun çözümü için müdahale edeceğini yazmakla övündü. Sanırsınız genel yayın yönetmeni olduğu Hürriyet’te ve CNN Türk’teki programında 16 gün boyunca her gün eylemi konuşmuş, anlatmışlardı!

     Bunlar iktidar medyasının bildik halleri. İktidara zarar vermesinden endişe ettikleri olaydan uzak duruyorlar. Muhalif medyada da CHP’li belediyelere karşı korumacılık söz konusu. 

    İzmir’de Buca, Karşıyaka ve Bayraklı belediyeleri çalışanları, toplu iş sözleşmesi anlaşmazlığı ve alacakları nedeniyle yarım gün iş bıraktı ve CHP il binasına yürüdü. 29 Nisan’daki bu eylem, bekleneceği gibi Anadolu Ajansı başta olmak üzere iktidar medyasında geniş biçimde yer aldı. 

    Fakat muhalif medya bu haberden uzak durdu. Sadece Evrensel’de “3 ilçede belediye emekçileri iş bıraktı” başlığıyla yer aldı. Eylemden önce “Buca Belediyesi’nde eylem. Çalışanlar yarın iş bırakacak” haberi veren Halk TV ile Sözcü’de de eylem haberini göremedim. 

       İlker Başbuğ, “mülakat”ı yanlış biliyor

     Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un, “36 saat süren Çanakkale röportajı” başlıklı yazısı hatalıydı. 

    Başbuğ, yazının başlığında “röportaj” diyordu, ama yazısında “Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal ile Mülakatı” konu alıyordu. Elbette gazeteci Ruşen Eşref’in, Mustafa Kemal ile Çanakkale savaşı konusunda 1918’de yaptığı ve toplam 36 saat süren “mülakat”, tarihsel değeri bir yana, gazetecilik açısından da önemli.

     Fakat Başbuğ, mülakat” sözcüğünün “röportaj” anlamına geldiğini sanıyor olacak ki, yazısında her iki tanımı da kullanıyor; hatta “Ruşen Eşref (Ünaydın), bu mülakatı ile Türk edebiyatını hem röportaj türüyle tanıştırmış” diyordu.

    Halbuki eski dildeki “mülakat”ın günümüz Türkçesindeki karşılığı röportaj değil, söyleşi. Röportaj ile söyleşi iki ayrı gazetecilik yöntemi. Söyleşi soru cevap şeklinde yapılır, gazetecinin ortaya çıkan metindeki rolü daha sınırlıdır. Röportaj ise gazetecinin kendi gözlem, araştırma ve izlenimlerini de kattığı, edebi nitelikli gazetecilik ürünüdür. 

     Nitekim röportajın büyük ustası Yaşar Kemal, “Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancılardır” der. Dilbilimci Emin Özdemir de “Röportaj, bir doğruyu, bir gerçeği, araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla ya da soruşturma yöntemiyle yansıtır. Çok kez öyküsel bir örüntü içinde gerçekleştirir bunu” diye tanımlar röportajı. 

     Günümüzde “söyleşi” ile “röportaj”ı karıştıran sadece İlker Başbuğ da değil, yaygın bir yanlış bu. Söyleşiye röportaj denerek, röportaj sıradanlaştırılıyor. Bırakın sokak sohbetçilerini, her gazeteci dahi röportaj yapamaz. Röportaj gazeteciliğin doruğudur; ustalık, yaratıcılık, özgün bir üslup ister.

   İlker Başbuğ’un sözünü ettiği Ruşen Eşref ile Falih Rıfkı, geçmişte “mülakat” (söyleşi) türünün ünlü isimleriydi. Ama röportajın ustaları da Orhan Kemal, Sait Faik ve en büyükleri de Fikret Otyam ve Yaşar Kemal’di. Soru sorup yanıt almakla karıştırmak onlara haksızlık olur.

 

      İtalyan gazeteci de şaşırdı 

       İtalyan gazeteci Tommaso Debenedetti’nin sahte bir sosyal medya hesabından paylaştığı “Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishiguro’nun öldüğü” mesajının Türkiye’de onlarca sitede haber olduğunu yazmıştım geçen hafta. Dijital evreni dikkatle izleyen Debenedetti, “İtalyan gazeteci nasıl aldattı?” başlıklı yazımı fark etmiş, bana bir e-ileti gönderdi.

     Debenedetti de sahte haberin Türkiye’de bu kadar çok yayılmasına şaşırmış, “20’den az takipçisi olan ve birkaç gün önce açılan Ingrid Carlberg'in sahte X hesabının, saygın gazeteleri kandırabilmesi inanılmaz” diyor. Türkiye ile bağı olmayan Ishiguro’ya bu kadar ilgi gösterilmesini “gizemli” buluyor. 

    Yazımdan ötürü teşekkür eden Debenedetti’nin, “sahte ölüm haberleri” paylaşmaya, gazetecileri kandırmaya devam edeceği anlaşılıyor: 

    “Medyayı haberleri yayımlamadan önce doğrulamaya teşvik etmek için sahte haber yaymaya devam edeceğim. Bunu 15 yıldan fazla bir süredir yapıyorum ve ne yazık ki, dünya basını tuzağa düşmeye devam ediyor. Ve nedenini merak etmeye devam ediyorum.”

   

   Çin haberi yazın, para verelim

     Hiç böyle bir “haber ödülü” görmemiştim. Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçiliği, “Çin ile Tanıştım Haber Ödülleri” düzenlemiş; “Çin’i farklı yönleriyle ele alan, derinlikli, özgün ve nitelikli içeriklere” ödül verecekmiş. 

      Haber, görüntülü haber ve fotoğraf dallarında düzenlenen yarışmada, birincilik ödülü 60 bin, ikincilik ödülü 50 bin, üçüncüye 40 bin lira. Jüri de enteresan. Gazeteciler Aytekin Polatel, Hadi Özışık, İsmet Özçelik, Özay Şendir ve Yavuz Donat’ın yanı sıra İletişim Başkanlığı Uluslararası Medya Koordinatörü Gözde Kirişçioğlu da var bu jüride.

     Anlaşılan İletişim Başkanlığı da bu ödülleri destekliyor ve Büyükelçilik ile işbirliği halinde. Ancak böyle bir yarışmanın anlamı belli. Çin hakkında haber yazan, fotoğraf çekenlere para vereceklerini ilan etmiş oluyorlar. Ödül değil, teşvik bu… 

     Cumhuriyet ve Kırıkkanat krizi yönetemedi 

    Mine Kırkkanat’ın CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “Kripto kılıç artığı” paylaşımı sorunluydu. “Kılıç artığı”, Aleviler ve azınlıkları yaftalayan, onur kırıcı bir tanımlamaydı. “Kripto” da Kılıçdaroğlu’nu aşağılayan, suçlayan, hakaret içeren bir yaklaşımdı. 

     Bu paylaşımına gelen tepkilerin ardından ne Kırıkkanat, krizi doğru yönetebildi, ne de Cumhuriyet. Kırıkkanat’ın, en baştan iki muhatabından da özür dilemek yerine, “…Kemal Kılıçdaroğlu’nun soyadına gönderme yaptığım ‘kılıç artığı’ söyleminin tarihteki katliamlarla ilgisini bilmiyordum” diyerek sadece Alevilerden özür dilemesi yetersizdi.

      Cumhuriyet Yönetim Kurulu’nun açıklamasında da yayın ilkeleri anımsatıldı, ama Kırıkkanat’ın paylaşımına ilişkin açıkça tavır alınamadı. Böyle olunca da Kırıkkanat, yazılarına ara verdiğini ilan etmek zorunda kaldı; Cumhuriyet’te de bir başyazı yayımlandı. Fakat bu başyazıda da yine Kırıkkanat’ın adı anılmadan “bireysel bir hatadan ötürü Cumhuriyet’in Alevilere dönük tarihsel içtenliğinin yok sayılmasının adil olmadığı” vurgulandı; Kırıkkanat’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik ifadelerine dair hiçbir şey söylenmedi.

     Kırıkkanat, üç gün sonra Kılıçdaroğlu’nu aradı ve ardından “Kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” dedi de kriz öyle noktalandı. 

     Kuşkusuz Kırıkkanat, görüşlerini hakaret etmeden dile getirebilmeliydi. Ancak Kırıkkanat’ın hakaretleri, ona da Mahmut Övür’ün “insan artığı”, Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in de “ahlaksız, hain, gazeteci müsveddesi” demesine haklılık kazandırmaz. 

   Bir yazara, sözlerinden ötürü ceza soruşturması açılması da kabul edilemez. Yanlışın yanıtı soruşturma değil, doğruların anımsatılmasıdır. Kaldı ki, yazılarına ara vermesi de bir ceza. 

 

Yeni Şafak doğru çıktı

    İsrail Başkonsolosluğu’na saldırı girişimi sonrasında yaralı yakalanan saldırganların Onur ve Enes Çelik kardeşler olduğu açıklanmıştı. Medyada da öyle yayımlandı isimler.

   Ama Yeni Şafak, saldırıdan iki gün sonra yayımladığı “Yaralı terörist Enes Çelik değil” haberinde saldırganlardan birinin Enes Çelik değil, Ahmet İmrak adlı kişi olduğunu yazdı. Fakat aynı gazete sanki böyle bir haber yayımlamamış gibi, ertesi günkü haberinde “kardeş olan teröristler Onur Çelik ve Enes Çelik’in tedavilerinin devam ettiğini” belirtti! 

    Şimdi o saldırganların tedavileri tamamlandı; önce Onur Çelik sonra da Ahmet İmrak tutuklandı. Hiçbir medya kuruluşu da saldırı sonrasında “Enes Çelik” adını yayımlayarak yanlış yaptığından söz etmedi, özür dilemedi.

    Ancak sonuçta, Yeni Şafak’ta Burak Doğan’ın yazdığı “Yaralı terörist Enes Çelik değil” şeklindeki ilk haber doğrulanmış oldu. Bu da Türkiye’de sadece resmi açıklamalara dayanarak haber yazılamayacağını, o açıklamalarda yanlışlar olabileceğini de bir kez daha teyit etti.

Tek cümleyle:

  •  Sinan Burhan’ın başkanı olduğu Türkiye Basın Federasyonu ile İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı “Uyuşturucuya Yaklaşma” başlıklı kamu spotuna iktidar yanlısı gazetecilerin yanı sıra Özlem Gürses ve Nevşin Mengü de katkıda bulundu.
  • Türkiye gazetesinin “Her dört araçtan biri Avrasya Tüneli’nden geçti” haberinde tünelin “2.6 milyar lira kazandırdığı” belirtiliyor, ama “geçiş garantisi” ödemelerinden söz edilmiyordu.
  • Hürriyet ve TGRT Haber, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AKP milletvekileriyle yaptığı “istişare toplantısı”nı Güneydoğu’daki illerin tüm milletvekilleriyle yapılmış gibi sundu. 
  • Yeni Şafak, Mansur Yavaş’ın, “Yavaş, ‘Her koşulda adayım’ dedi” haberine ilişkin yalanlamasını yayımlamadı.
  • AA ve DHA’nın geçtiği, Akşam, Sözcü, CNN Türk ve NTV’nin de kullandığı “Burun ameliyatından çıkamadı” haberinde suçlanan hastanenin adı yoktu ve haber tek yanlıydı.
  • Yıldız Holding, sanatçı Ahmet Güneştekin’in “Sessizlik/Silenzio” sergisi için 15 gazeteciyi Venedik’e götürdü; açılışa holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker de katıldı.
  • Cezaevindeki gazeteci İsmail Arı’ya 3 yıl önceki eski paylaşımı nedeniyle yeni dava açıldı; gazeteci Tolga Şardan’a da “yargı organlarını alenen aşağıladığı” gerekçesiyle 5 ay hapis cezası verildi. 
  • Ensonhaber, “1 yılda 300 kez acile gidenler var” diye yazdı ama haberde sadece bir kişinin 300 kez acile gittiği belirtiliyordu. 

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN[email protected]

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız