İstanbul
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,4990 %0.19
51,6240 %-0.9
6.788,96 % -9,85
83.275,01 %0.859
Ara

Belik belik saçlarının örgüsü…

YAYINLAMA:
Belik belik saçlarının örgüsü…

Şemsi Belli’nin “Çal emmoğlu çal” şiiri 90’lı yıllarda Ferdi Tayfur tarafından “Emmoğlu” ismiyle bestelenmiş, bir de klip çekilmişti.

Ferdi Tayfur, pastoral manzara eşliğinde, çimenlerin üzerine yaydıkları gazete kağıtlarına kurulan çilingir sofrasında, Emmoğlu’yla dertleşmektedir.

“Gözleri simsiyahtı emmoğlu
Ben de ona tutulmuştum, yanmıştım
Kanatlı kapının demir sürgüsü
Belik belik saçlarının örgüsü
Sazına vuran eline kurban
Allah'ına kurban emmoğlu”

İşte o “belik belik saç örgüsü”, bir Türk geleneğiymiş. Bilmiyordum. Yeni öğrendim.

Google’da; gelenek, Türk, saç, belik belik kelimeleriyle aradığımda, karşıma 551.000 sonuç çıktı. Son birkaç haftayı arama dışı tutunca, sayı 153.000’e düştü.

Demek ki; bilmeyen, bir ben değilmişim. Beliğin bir Türk geleneği olduğunu öğrenenlerin sayısı, son birkaç haftada neredeyse 4 katı artmış. Cümleten bir aydınlanma yaşamışız.

***

DSG (Demokratik Suriye Güçleri) mensubu bir Kürt kadın, selefî cihatçı biri tarafından Rakka’da öldürülüyor. Bu kişi, ölü kadının örgülü saçını keserek “Geriye bu kaldı” diye “gurur kaynağı” olarak sosyal medyada paylaşıyor.

DEM Partiler; kadın hakları çerçevesinde, kadınlara yönelik şiddete dikkat çekmek gayesiyle dayanışma ve sembolik protesto olarak, saç örme eylemi başlatıyor.

Saç örme eylemlerine tepki gösteren Alparslan Türkeş'in kızı ve İyi Parti Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş, saç örmenin Türk geleneği olduğunu belirterek "Türk'ün neyi varsa çalmaya çalışıyorlar" dedi.

Google arama sonuçlarının dört katına çıkmasında, Ayyüce Türkeş’in katkısı ne kadardır bilemem. Ama benim aydınlanma kaynağım, Cihat Yaycı oldu.

Yaycı:“Saç örgüsü Türk kadınlarının sembolüdür. Bizim Orta Asya Türk mezarlarında saç örgüsü işaretleri vardır. Saç örgüsünü de bir bölücü işaret yapmaya çalışıyorlar. Türk’ün nesi varsa çalmaya çalışıyorlar. Bu tür durumlara sessiz kalmamak lazım. Çünkü bunlar anayasal düzene kasttır. " dedi.

***

Ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitiren 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümünü protesto etmek için saç kesme eylemi başlatılmıştı. İran’da başlayıp dünyaya yayılan protestolara Türkiye’den de destek gelmişti.

Cihat Yaycı’nın bu konu üzerine bir açıklama yapmamış olmasından; “Saç kesmek” gibi bir Türk geleneği bulunmadığı anlayabiliyoruz. Yoksa; İranlı kadınlar da gelenek çalmak suretiyle “hırsız”  olurdu.

***

“Haklı olmak yetmez, haklı kalmak da önemlidir” derler. İşte! Mağduriyetlerinden dolayı protestolarında haklı olan kadınlar, bir Türk geleneğini çaldıkları için, “hırsız” ve haksız duruma düşmüşlerdir.

Halbuki başka bir yolla, mesela “kese kâğıdı patlatarak”, tepkilerini gösterselerdi, hem hırsız olmaz ve hem de Cihat Yaycı’nın desteğini bile  alabilirlerdi.

Tabii “kese kâğıdı patlatmak” da gelenekler arasında değilse. "Türklerin göçebe hayatında azıklarını sakladıkları deri keseler, bugünkü kesekağıdının atasıdır; dolayısıyla bu bizim 'milli muhafaza' kültürümüzdür" denilebilir. Orasına karışmam. Benimki sadece öneriydi.

***

“Vikingler de saçlarını örüyor.” demeniz sizi “gelenek hırsızlığı”ndan kurtarmaz. Aksine, Vikinglerin Türk olup olmadığı tartışmasına, saç örgülerine dikkat çekerek, kanıt sağlamış olursunuz.

Sezar’a kök söktüren "yenilmez Galya köyü" bir proto-Türk yerleşkesi olabilir. Asteriks’in o küçük ama dik sarı örgüleri, Obeliks’in ise o devasa cüssesine rağmen uçları fiyonklu narin belikleri yeterli kanıt değil midir?

***

Bronz çağı, Demir Çağı ve Yunan-Roma dönemi kapsayan (MÖ 3500-MS 500) 4000 yıllık dönemde henüz Türkler tarih sahnesine çıkmamışken; Sümerlerden Hititlere, Asurlardan Keltlere kadar herkes saçı ve sakalı bir "sanat eseri" gibi örüyordu.

Sümerler (MÖ 4000-2000) Zigguratlarını inşa ederken, Hititler Kadeş Antlaşması’na imza atarken (MÖ 1259), henüz Hunların (MS 4-6 YY) atlarının nalları duyulmamıştı.

Örgüler; Mezopotamya’da Asur krallarının sakallarında, Anadolu’da Hitit savaşçılarının omuzlarında, Mısır’da firavunların peruklarında dalgalanıyorken; Göktürklerin kitabeleri (MS 800) dikilmemişti daha.

Aslında Antik Mısır’ın bugünkü mirasçılarının “Saç örgüsü atalarımızın geleneğidir. Piramit duvarlarında saç örgüleriyle ilgili sayısız resim vardır. Saç örgüsünü bir bölücü işaret yapmaya çalışıyorlar. Mısır’ın nesi varsa çalmaya çalışıyorlar. Bu tür durumlara sessiz kalmamak lazım.” Deme hakları Yaycı’dan daha fazladır.

Fransa'da bulunan, örgülü saç stiline sahip, Brassempouy Venüsü isimli kadın figürü, 25.000 yaşındadır.

Türkler, ancak yüzyıllar, bin yıllar sonra gelip, Yaycı’nın sözünü ettiği geleneksel emanetlerini devralacaklardır.

Bütün kavimleri proto-Türkler üzerinden birbirine bağlasak bile, Sümerleri bağlayamıyoruz. İlber Ortaylı; Teke Tek Bilim'de “Sümerler Türk müdür?” sorusunu “Tarih boyunca tartışmalı bir konudur. Sümerlerin kökeni tam olarak bilinmemekle birlikte, Türklerle dil veya kültürel bir bağ olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmamaktadır.” diye cevaplıyor.

Ama tarihte, bir figür daha vardır: Samson!

Samson, İsrailoğulları'nın henüz bir krallık kurmadığı, kabileler halinde yaşadığı ve "Hakimler" (Judges) tarafından yönetildiği dönemin (MÖ 1200-1050) son büyük figürüdür. Yani günümüzden yaklaşık 3100-3200 yıl öncesine denk gelir.

Samson yedi belikli uzun saçlarından güç alır. Dalila'ya aşıktır. Onun bu sevgisini öğrenen Dalila, Samson uyuduğu esnada saçlarını kesip gözlerini kör eder ve Filistlilere teslim eder. Samson'un saçları tekrar uzar ve Dagon Tapınağı'nda yapılan bir tören sırasında yapının sütunlarını yıkar.

Yani daha Roma kurulmamış, İstanbul’un adı bile konmamışken, Samson; yedi belikli saçındaki o gizemli güçle, sütunları deviriyordu.

Samson, coğrafi ve tarihsel olarak ne ‘proto-Türkler’le ne de ‘post-proto-Türkler’le kesişir. Yani protestocuların, “Biz ilhamımızı Samson’dan alıyoruz” demeleri durumunda, Yaycı’nın itirazı boşa düşer.

***

“Saç örmek” protestolar için tek yol değil elbette. Kadınlar; yere serili gazete kağıtları üzerinde kurulmuş “Çilingir sofraları” etrafında toplanıp, mağduriyetlerini ifade etmeye deneyebilirdi.

Ama, Çilingir sofrası da Moğolların geleneğidir. Moğolların Yaycı’sı çıkıp: “Çilingir sofrası Moğollarda büyük törensel yemeklere verilen addır. Çilingir sofrasını bir bölücü işaret yapmaya çalışıyorlar. Moğol’un nesi varsa çalmaya çalışıyorlar. Bu tür durumlara sessiz kalmamak lazım. Çünkü bunlar anayasal düzene kasttır. " diyebilir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *