Bakalım iktidar bayram sonrası süreçle ilgili neler getirecek meclise?
ABD-İsrail’im İran’a müzakere masasındayken hem de saldırısıyla başlayan savaş üç haftadır gündemin ilk sırasına yerleşince ne başlayan İBB davası ne de malum süreçle ilgili gelişmeler gündemin gerisinde kaldı. İBB davasında 100’ün üzerindeki ‘sanığın’ bir yıldır tutuklu yargılanma eziyeti yetmiyormuş gibi şimdi bir de davranış ve izleme eziyeti sürüyor! Bu davada yargılananların derhal adli kontrol, yurt dışı yasağı vb.önlemlerle tutukluluğuna son verilmelidir. Yasa, bunu emrediyor. Yatarı olmayan, somut delil ya da suçüstü vb. olmayan durumlarda tutuksuz yargılama esastır. Tutuklu yargılama istisnadır.
XXX
Bu yazıda bayramdan sonra TBMM’ye gelebilecek olası kimi ya istiyorum. CHP ve DEM’in kendi açılarından ortak rapora şerhleri var. CHP’nin komisyona katılımının da ortak rapora –şerhle birlikte- imza koymasının nedeni, gelişmeleri “kontrol” edebilme ve demokrasi ile özgürlükleri de içermesi kaygısı. DEM’in itirazları, şerhleri ise anayasal değişiklikleri zorlama anlamına geliyor. Nitekim İmralı da “ortak rapor” değerlendirmesine ilişkin “Bu bir sonuç değil, bir kapı aralamadır” diyerek meclisteki yasal değişiklikleri şöyle işaret etmişti:
BELLİ Kİ SİLAH BIRAKMA LAFTA!
“Bu rapor, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu iradeyle Sayın Bahçeli'nin çağrısına benim cevap olmamla İmralı'da başlayan diyalog sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İlgili tüm tarafların bu gerçekliği teslim ederek raporun gerektirdiği yasal ve kurumsal pratik süreci başlatması, silahın kesin olarak gündemimizden çıkmasını garanti edecektir. Raporun çıkarılması için çalışan siyasi partilere ve hitap ettikleri kitlelere, bu sürecin ilerlemesi için canla başla çalışan, emek veren herkese ve barış süreci için çalışırken vefat eden değerli yoldaşımız Sırrı Süreyya Önder'e emekleri için teşekkürlerimi sunuyorum.
İmralı’da yürüttüğümüz diyalog süreci ciddi bir mücadeledir. Geleceğimizi kurtarmak isteyen herkesin yoğun emekleriyle sürdürülmektedir. Aynı şekilde Komisyonun değerli üyeleri de oy hesabı yapmadan bu süreci parlamentonun çözümüne sunmuşlardır. Dolayısıyla ortaya çıkan raporu, şimdiye kadar Meclis komisyonlarının çıkardıkları raporlara benzetmek, atılan adımın tarihsel önemini idrak etmemek demektir. Onlarca yılı kapsayan demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir sonucu olarak rapora yaklaşmak en doğrusudur.”
Görülüyor ki, İmralı, açıkça henüz silah bırakmadıklarını ve gerektiğinde, yani istedikleri yasal düzenlemeler gerçekleşmezse yeniden silah kullanmakla tehdit sallıyor! Daha açık nasıl konuşsun?!. Böylece, bir grup PKK’lının silah yakma görüntülerinin bir propaganda ve göz boyama olduğu da ortaya çıkmış oluyor.
İMRALI’DAN 27 ŞUBAT 2026’DA GELEN MESAJ
27 Şubat 2025’in yıldönümünde de Pervin Budan’ın okuduğu mesajında İmralı özetle şu mesajları verdi:
-“27 Şubat 2025 çağrımız, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanıdır, bir ilke bütünlüğüdür. Negatif isyan dönemini temelde tek taraflı bir irade ve pratikle aşmayı başardık. Geride bıraktığımız süreç, şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır. Çağrılarımız, konferans ve kongreler bu amaca yönelikti. Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.”
-“Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz. Bu ilişki diyalektiğinin tarihsel bir özgünlüğü vardır. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki temel metinler, Türk ve Kürt birliğini ifade ediyordu. 27 Şubat çağrımız bu birlik ruhunun canlandırılma girişimi ve Demokratik Cumhuriyet talebidir.”
-“Şimdi negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmeliyiz. Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp, demokratik toplum ve hukuk temelli bir süreci açmayı hedefliyor ve her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz. Demokratik toplum, demokratik uzlaşı ve entegrasyon, pozitif dönemin zihniyet dünyasının yapı taşlarıdır. Pozitif aşama zor ve şiddete dayalı mücadele yöntemlerini dıştalar.”
-“Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibariyle varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür. Günümüzde yaşanan birçok sorunun ve krizin sebebi demokratik bir hukukun yokluğudur. Demokratik siyaset çerçeveli bir hukuk çözümünü esas alıyoruz. Demokratik topluma alan tanıyacak, demokrasiye alan tanıyacak ve bunun güçlü hukuksal güvencelerini oluşturacak bir yaklaşıma ihtiyacımız var.”
İMRALI’NIN MESAJININ MEALİ
Anlaşılıyor ki, İmralı, PKK’nın şahsında TBMM tarafından muhatap alınmasından, müzakere edilmesinden çok mutlu! Fakat o da ne; silah bırakmaksızın bir ‘müzakere’ yürütmek istiyor!
‘Demokratik Cumhuriyet’ten kastı, ‘iki milletli’, yani güya Türklerden ve Kürtlerden oluşacak bir ‘cumhuriyet’! Bunu kabul edebilecek bir parti ülkeden silinir! Kurucu parti CHP’nin kabul etmesi asla mümkün değil. AK Parti ve MHP kabul etse seçmeninin yüzde 90’ı terk eder, kadroları da çok fire verir. Kısaca, olmayacak duaya amin demenin alemi yok.
“Pozitif inşa” silah zoruyla mı, tehdit ve şantajla mı olacak? Yoksa şöyle bir tezgah mı kurulmak isteniyor? ABD’ye hizalanan bir yönetim var Ankara’da... Biz de ABD’ye iman eden “kara gücü”yüz... ABD nasıl Suriye’yi ele geçirdikten sonra YPG-PYD’yi merkezi yönetime entegrasyona iteleyip merkezi yönetimi de buna razı ettiyse, Ankara’yı da aynı şeye razı edebilir ve biz de buna hazırız! Ancak, İmralı, yanlış hesabın Bağdat’tan döndüğünü bilmiyor olsa gerek! Bunu zamanla öğrenecek hiç kuşku yok ki. Burası Türkiye Cumhuriyeti, ne Suriye’ye benzer ne de Irak’a.
İmralı madem “demokrasi ve özgürlük” diyor lafta... Peki neden çıkıp kayyımdan şikayet etmiyor? Neden Demirtaş ve İmamoğlu için özgürlük, en azından tutuksuz yargılama talep etmiyor? Kendisiyle ilgili görüşme heyetlerinde yer alan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün koltuğuna oturabilmesi için girişimde bulunmuyor? O yüzden hiç de inandırıcı değil. Özgürlükten kastı, “umut hakkı” ve PKK’nın meşruiyetidir. Başka hiçbir şey değil!
İKTİDARIN DERDİ BİR DÖNEM DAHA ALMAK
AK Parti’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın derdi bir dönemi almak. Yani, seçimde iktidarını korumak. Bunun için payandası MHP ile birlikte topu çevirecek. TBMM’de gündeme gelebilecek yasalar olursa da zamana yayılacak ve çıkmaz ayın başına atılacak hep. Seçimlere kadar bu oyun sürer, süreç zamana yayılır. İmralı’nın istediklerinin TBMM’de yasalaşması olanaksız. Bunu iri puntolarla herkes not alsın! Bu kadar iddialı söylüyorum. Sivas Kongresi’nde borusu ötemeyen ABD’nin borusu TBMM’de hiç ötemez! Türk milleti öttürmez!
Not: Okurlarımın Şeker Bayramını aileleri ve sevdikleriyle neşe içinde geçirmesini dileyerek kutlarım.