Babamın Unuttuğu Yerde Biz Hatırlıyoruz
“Dünya Alzheimer Farkındalık Günü”
Çocukluğumu bir şarkıyla anlatmam gerekirse, fonunda ya Modern Talking çalardı ya da Yeni Türkü. Böylece benim bir Modern Talking hayranı olmamın sebebini de öğrenmiş oldunuz. Aslında düşününce insan duymak dahi istemeyebilir fakat ben o zamanlarımızı daha dün gibi yaşamak istediğim için, zihnimde tüm şarkılarına yer verdim.
Babamın sevdiği o şarkılar evimizin her odasına yayılır, ben ve kardeşim o şarkıların arasında büyürdük. O yıllarda müziğin bir gün bizi geçmişe götüren en kestirme yol olacağını inanın hiç tahmin bile edemezdim. Fakat en sevdiği gruplardan birinin adını hatırlayamadığı gün, dans ederek keyifle söylediğimiz şarkılar ilk kez derin bir sessizliğe girdi.
Aynı masada oturuyorduk. Söylemek istediği kelimeyi aradı, bulamadı. Ben yüzüne bakarken içimden bunun sıradan bir dalgınlık olmasını diledim. Ne de olsa o şarkıları bize yıllarca dinleten kendisiydi. Grubun adını elbette biliyordu. Bilmeliydi. Fakat kelime, hafızasının gizli bir yerinde kalmış; diline ulaşan yol sanki ansızın kapanmıştı. İnsan, babasının zihninden eksilen ilk kelimeyi bir ömür unutamıyormuş. Ben ve biz bunu o gün öğrendik.
Sonra yarım kalan cümleler geldi. Söylenmek üzereyken yutulan sözcükler, konuşmanın ortasına yerleşen uzun duraklar… Biz onun ne demek istediğini anlamaya çalışırken babam, kendi cümlesinin içinde çıkış arıyordu. O çakır gözleri ilk defa çaresiz kalmıştı. İşte hastane sürecimiz de böyle başladı. Muayeneler, tetkikler ve endişeli bekleyişlerin sonunda hayatımıza ağır bir kelime girdi: Alzheimer.

Oysa benim babam…
“Okulunu bile yüksek dereceyle bitirmiş ve bunu bile öyle naif söylerdi ki… ‘Baba’ derdik. ‘Gururla ve yüksek sesle söylesene.’ ‘Olmaz! Okumak isteyip de durumu el vermeyen, ailesi müsaade etmeyen ve içinde ukde kalan birçok insanı düşünürüm,’ derdi.”
Çok okurdu; kitaplarla kurduğu bağ, gündelik bir alışkanlıktan ziyade zihnini diri tutan dostluk gibiydi. Bulmaca çözmekte profesyoneldi. Bir sorunun cevabını bulmadan rahat etmez, zihnindeki bütün kapıları tek tek yoklardı. Bizim bilmediğimiz bir şey olduğunda gözümüz ona dönerdi. Dünya, babamın bildikleri sayesinde çocuk aklımıza biraz daha anlaşılır gelirdi.
Bilgisini gösterişe dönüştürmeyen adamlardandı. Sakin, mütevazı ve anlayışlıydı. Sesini yükseltmeden anlatır, karşısındakini incitmeden dinlerdi. Evdeki mevcudiyeti gürültüyle değil, verdiği güvenle hissedilirdi. Çocukken insan bu duygunun adını koyamıyor işte. Babanız yanınızda ise hayatın sizi kolay kolay savuramayacağını düşünüyorsunuz. Meğer güven dediğimiz şey, yıllar sonra hasretle hatırlayacağımız o sessiz huzurmuş.
Babam bizi müzikle büyüttü. Modern Talking’in hareketli şarkılarıyla Yeni Türkü’nün insanın içine işleyen nağmeleri aynı evde buluşurdu. Bizim çocukluğumuzun fon müziğini o seçti. Kitap okuyan, bulmaca çözen, bildiklerini sakince anlatan babam gözümün önüne geliyor. Bir evin geçmişi sizce nedir? Veya babanıza, annenize dair neyi hatırlıyorsunuz?
Bizi Avrupai bir anlayışla yetiştirdi. Okuyalım, sorgulayalım, kendi hükmümüzü kendimiz verelim istedi. Dünyayı tek bir pencereden seyretmemize razı olmadı. “Gezin ve dünyayı görün,” derdi. Başka şehirleri, ülkeleri ve hayatları tanıyalım; bizden farklı olanı anlamaya gayret edelim isterdi. Yolculuğu bir yerden başka bir yere varmak şeklinde görmezdi. Ona göre gezmek, insanın ufkunu genişleten ve zihnindeki hudutları aşındıran bir öğrenme biçimiydi. Ve bunu her daim söylerdi.
Mesela Pars’la her yolculukta, babamın bana bıraktığı merakı da yanıma alıyorum. Ve bu değerli mirası oğluma aşılıyorum.
Üç kuşağı birbirine bağlayan en güçlü bir yol bu. Babamın bize açtığı kapı, bugün Pars’ın baktığı bu dünyaya bağlanıyor.
Alzheimer bir eve ansızın gürültüyle girmiyor. Evvela küçük gedikler açıyor. Birden isim unutuluyor sonra kelime ağızdan tam çıkmıyor, cümle bir türlü başladığı yere dönemiyor. Zamanla o gedik büyüyor. Dün size yol gösteren insana bugün siz bir şeyleri tarif etmeye başlıyorsunuz. Yıllarca sorularınıza cevap veren babanıza aynı cümleyi tekrar anlatıyorsunuz. Her defasında sabrınızı yeniden kuşanıyor, onun kaybolduğu yerde onun yolunu bulmaya çalışıyorsunuz. Küçükken sizi yıkayan babanızı şimdi siz yıkıyorsunuz…
Bu hastalığın en zor taraflarından biri de ortak hatıraların giderek tek kişinin omzunda kalması. Sevdiğiniz insan karşınızda; yüzü, elleri, sesi hâlâ size ait. Fakat birlikte yaşadığınız bir gün, dinlediğiniz bir şarkı ya da çıktığınız bir yolculuk artık sizin hafızanızda yaşamaya başlar. İki kişilik bir geçmişi tek başınıza hatırlamak, kelimelere kolayca sığmayan bir keder. Bu büyük bir keder…
Yine de babamı hastalığının dar çerçevesine hapsetmek istemiyorum. Babam, unuttuğu isimlerden ve yarım kalan cümlelerden ibaret değil. O; bitirdiği kitaplar, çözdüğü bulmacalar, bize dinlettiği şarkılar, bilgeliği, sükûneti ve önümüze açtığı yollarla başlı başına bir hayat. Alzheimer hafızasının kapılarını birer birer kapatabilir; fakat o kapıların ardında yaşanmış bir ömrü hükümsüz kılamayız. O çakır gözlerine veda edemeyiz.
İnsanın hatıraları tek bir zihinde yaşamıyor ki. Zamanla çocuklarına, kardeşlerine ve torunlarına dağılıyor. Öyle değil mi? Babam Modern Talking’i ya da Yeni Türkü’yü hatırlamadığında ben hatırlıyorum. Elindeki kitabı, bulmacanın başındaki dikkatini, sakin sesini ve “Gezin, dünyayı görün” deyişini hatırlıyorum. Kardeşim hatırlıyor. Pars ise dedesinden kendisine ulaşan merakı, henüz bunun farkında olmasa da içinde taşıyor.
Belkide artık farkında…
21 Eylül Dünya Alzheimer Günü. Babamdan söz ederken hastalığın ondan aldıklarını sıralamak istemiyorum. Ben, bize bıraktıklarını anlatmak istiyorum.
Babamın hafızasında sönen ışıkları tek tek yeniden yakamam. Fakat o odalarda vaktiyle nelerin yaşandığını anlatabilirim. Onun sevdiği şarkıları dinleyebilir, okuduğu kitaplardan, çözdüğü bulmacalardan ve bize aşıladığı dünya merakından söz edebilirim. Yeni bir şehre her gidişimde, Pars’a her “Dünyayı gör” deyişimde babamın sesine kendi sesimde yer açabilirim.
O unuttukça ben hatırlayacağım. Onun yerine değil; onunla geçen hayatın hatırına. Çünkü evlat olmak, gün gelir size geçmişi armağan eden insanın geçmişine emanet olmak değil midir?
21 Eylül Dünya Alzheimer Farkındalık Günü