Aynaya Bakan Şehir: Heidelberg ve Maymun
Zamanında kısmen yıkılmış, fakat Barok tarzda yeniden inşa edilmiş ve Orta Çağ’dan kalma temel yapısını koruyarak günümüze kadar gelmiş masalsı şehir: Heidelberg…
Zürih gezimizi düşündüğümüz süreden daha erken sonlandırınca rotamız yeniden Almanya’ya kaydı. Hazır tatilimizin süresi varken Pars’la trene atlayıp Zürih’ten Frankfurt’a geçtik. Toplam dört saatlik yolculuğun ardından Frankfurt’a vardık. Kardeşim bizi aldı. İki gün dinlendikten sonra senelerdir bir türlü gidemediğim şu Heidelberg’i artık göreyim dedim. Almanya’da birçok şehri görmeme rağmen Heidelberg hep eksik kalmıştı. Açıkçası aklımda da yer edinmişti.
Her şeyin gerçekten bir zamanı varmış.
Ve o doğru zaman, oğlumla olan zamanmış.

Neckar Nehri ve Orta Çağ Mimarisi
Frankfurt’tan yaklaşık bir saat uzaklıkta olan Heidelberg, şehre girdiğiniz andan itibaren sizi büyülüyor. Neckar Nehri kıyısından arabayla geçerken karşı kıyıdaki o şato görünümlü evler size “Orta Çağ’a hoş geldiniz” der gibi fısıldıyor.
Bu şehrin tarihini göz önünde bulundurduğunuzda ve elbette Martin Luther’den Zacharias Ursinus’a, Charles Frederick gibi şehirle anılan düşünür, teolog ve dükleri düşündüğünüzde; Heidelberg size tarihi yaşatmıyor, adeta her bir noktasını tek tek gösteriyor.
Şehir Yakılıyor, Savruluyor, Yeniden Kuruluyor
Heidelberg’in adı 1196 yılında kayıtlara geçmiş, ancak 13. yüzyılda Palatin Kontluğu’nun merkezi haline geldiğinde şehir tam anlamıyla tarih sahnesindeki yerini almış.

Kale ise insanı hem gece hem gündüz büyülüyor. Abarttığımı düşünenler olabilir; fakat karanlık çöktüğünde, ışıklandırmayla birlikte gotik mimariyi Altstadt’tan gördüğünüz anda olduğunuz yerde kalıyorsunuz. İzlemek ayrı bir keyif, fotoğraflamak ayrı.
Bu kale, Rönesans döneminde Avrupa’nın en görkemli saraylarından biri haline gelmiş. Tabii 17. yüzyılda ağır darbeler almış. Otuz Yıl Savaşları ve ardından gelen Fransız işgalleri düşünüldüğünde kale yine de kendini muazzam şekilde korumuş.
Her ne kadar Mark Twain kaleyi bir harabe olarak anmış olsa da savaşlar ve yangınlar gören bu yapı günümüze kadar ulaşabilmiş.
Kaleye çıkan o merdivenli yol insanı yoruyor ama aynı zamanda müthiş bir doğa güzelliği karşılıyor. Zirveye ulaştığınızda o kalenin kapısından içeri girdiğiniz anda atmosfer bir anda değişiyor. Fransız yazar Victor Hugo’nun bir zamanlar bu kaleye yaptığı ziyaret geliyor insanın aklına. Hatta bu kale için bir mektup yazıp gezisi sırasında aldığı keyfi satırlara dökmüş.

Tarihte birçok yazar ve düşünürü etkilemiş bu kale. Amerikalı yazar Mark Twain bile A Tramp Abroad kitabında Heidelberg Kalesi’ni anlatmış.
Kalenin içine giremiyorsunuz çünkü büyük ölçüde harabe; fakat dış kısmı iyi muhafaza edilmiş. Ve kale bahçesinden şehir müthiş görünüyor. Saatlerce izleyebilir ve o anları fotoğraflayabilirsiniz.
Köprünün Bekçisi: Aynalı Maymun
Neckar Nehri üzerine kurulu Heidelberg Köprüsü’nde bir maymun heykeli var. Bu heykelin tarihi aslında 15. yüzyıla kadar uzanıyor. O dönem kulede bulunan taş bir figürmüş. Kulenin amacı şehre gelen herkese korku ve saygı aşılamak; maymun ise alaycılığı, elindeki ayna ise insanları öz eleştiriye teşvik etmeyi simgeliyormuş.
Fakat Dokuz Yıl Savaşları nedeniyle köprüyle birlikte yıkılmış. 1977 yılında heykel yeniden köprünün girişine yerleştirilmiş.

17.Yüzyılda Martin Zeiller tarafından yazılan şiir günümüzde hâlâ maymun heykelinin yanında duruyor:
“Neden bana bakıyorsun?
Heidelberg’deki yaşlı maymunu görmedin mi?
Etrafına bak, muhtemelen benim gibi daha çok maymun görürsün!”
Bu satırlar insanı derin derin düşündürüyor:
“Kendine bak… Asıl tuhaf olan kim?”
Bu arada rivayetlere göre maymunun boynuz işaretine dokunanların Heidelberg’e yeniden geleceğine, aynaya dokunanların zenginleşeceğine ve yanındaki farelere dokunanların çok çocuk sahibi olacağına inanılıyor.
Ben farelere dokundum mu acaba?
İçime bir kuşku düştü… ama sağlık olsun.
Önümüzdeki hafta şehrin kültürünü, mutfağını, üniversitesini ve görülmesi gereken diğer yerleri yazacağım.