Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ordunun yönetime doğrudan üçüncü açık müdahalesi olarak kayıtlara geçen 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi, 46. yılına girdi. Kod adı "Bayrak Harekâtı" olarak belirlenen ve Genelkurmay Karargâhı'nda Haziran 1980'den itibaren hazırlıkları yürütülen müdahale, ilk etapta 11 Temmuz sabaha karşı planlansa da Süleyman Demirel azınlık hükümetinin temmuz başında güvenoyu alması üzerine ertelendi. Takvimler 12 Eylül Cuma gününü gösterdiğinde, saat 03.59'da TRT radyosunda Harbiye Marşı'nın çalınması ve ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi'nin 1 numaralı bildirisinin okunmasıyla sokaklara palet ve postal sesleri hâkim oldu.

Toplumsal kırılmanın sayısal bilançosu
Darbe yönetimi tarafından kurulan askeri rejim, geride on yıllar boyunca silinmeyecek derin izler bıraktı. Resmî ve sivil toplum kayıtlarına göre darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı ve gözaltı süreleri 90 güne çıkarıldı. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı; 1 milyon 683 bin kişi güvenlik fişlemesine maruz kaldı. Hakkında idam cezası talep edilen 517 kişiden 50'si infaz edildi. Belgelenen verilere göre en az 171 kişi işkence sonucu yaşamını yitirirken, gözaltı ve cezaevlerindeki toplam can kaybı 183'e ulaştı; 5 kişi açlık grevinde hayatını kaybetti. Basın üzerindeki ağır sansür neticesinde gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl hapis cezası verildi, 300 basın mensubu fiili saldırıya uğradı, 3 gazeteci öldürüldü. 388 bin kişinin pasaport talebi reddedilirken, 30 bin kişi ülkeyi terk ederek siyasi sığınmacı statüsüyle yurt dışına gitmek zorunda kaldı.
Darbeye giden yol ve güvenlik gerekçesi
Askeri cuntanın yönetime el koyarken öne sürdüğü temel argüman "kamu düzeni ve güvenlik" oldu. TBMM'nin 22 Mart 1980'de başlayan cumhurbaşkanlığı seçimlerini 114 tur boyunca sonuçlandıramaması siyasi bir kilitlenme yaratırken; Abdi İpekçi, Kemal Türkler, Gün Sazak, eski Başbakan Nihat Erim ve milletvekillerinin hedef alındığı siyasi suikastlar zinciri toplumsal kutuplaşmayı tırmandırdı. Kenan Evren, yönetime el koyma gerekçesini "kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temellere oturtmak ve kaybolan devlet otoritesini tesis etmek" sözleriyle savundu. Kara, Hava, Deniz ve Jandarma komutanlarından oluşan konsey; parlamentoyu lağvetti, milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırdı ve tüm yurtta sıkıyönetim ilan etti.
Siyasete askeri dizayn ve liderlere sürgün
Müdahalenin hemen ardından siyasi partiler kapatıldı ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ile Kızılay dışındaki tüm derneklerin faaliyetleri askıya alındı. Başbakan Süleyman Demirel ile ana muhalefet lideri Bülent Ecevit Çanakkale Gelibolu Hamzakoy'daki TSK misafirhanesine, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş ise İzmir Uzunada'ya mecburi ikamete gönderildi. Liderlere ve kadrolarına getirilen uzun süreli siyasi yasaklar ile 1961 Anayasası tamamen yürürlükten kaldırıldı. Askeri vesayetin gölgesinde hazırlanan ve 1982'de yapılan referandumda kabul edilen yeni anayasa ile Kenan Evren Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu.
Yargılama süreci ve düşen dava
1982 Anayasası'na konulan ve darbecilerin yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, 12 Eylül 2010 tarihindeki anayasa değişikliği referandumuyla yürürlükten kaldırıldı. Zırhın kalkmasının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı ve Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, hayatta kalan cuntacılar Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianameyi 2012'de kabul etti. Mahkeme, iki eski komutanı 765 sayılı TCK'nın 146. maddesi gereğince Anayasa'yı ve TBMM'yi cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı; takdiri indirimle ceza müebbete çevrildi ve rütbelerinin sökülmesine karar verildi. Ancak dosya Yargıtay aşamasındayken 2015 yılında her iki ismin de yaşlılığa bağlı sağlık sorunları sebebiyle hayatını kaybetmesi sonucu dava hukuken düşürüldü.