Jön Türkler: Bir kavramın imparatorluktan popüler kültüre uzanan evrimi
Bazı kavramlar vardır ki doğdukları coğrafyanın ve zamanın ötesine geçerek bambaşka dünyalarda yeni anlamlar kazanırlar.
Bugün size bahsetmek istediğim ve tarihimizin önemli dönemlerinden birinden hatırladığımız "Jön Türkler"(Genç Türkler) terimini de bu şaşırtıcı yolculuğun belki de en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendirebiliriz.
Nasıl mı?
19. yüzyıl sonunda bir imparatorluğun kaderini değiştirmek isteyen siyasi bir hareket olarak doğan bu kavram; okyanusu aşıp Amerikan Kongresi'nin koridorlarını, dijital çağı tasarlayan dahi bilim insanlarını, Hollywood'u yeniden icat eden yönetmenleri ve stadyumları dolduran rock yıldızlarını tanımlamak için kullanılan evrensel bir metafora dönüştü…
Bu kavramsal yolculuk; bir kelimenin Osmanlı sarayından Rod Stewart'ın sahnesine uzanan şaşırtıcı hikayesi olacak.
Her Şeyin Başlangıcı: Jön Türk aslında kim?
Bu bölümde, terimin orijinal anlamını ve tarihsel bağlamını basit bir dille açıklayarak yolculuğumuza başlıyoruz.
"Jön Türkler" (veya orijinal Fransızca kullanımıyla "Jeunes Turcs") terimi, 19. yüzyıl sonu Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıktı. Bu ifade, tek bir siyasi partiyi değil, Sultan II. Abdülhamid'in mutlakiyetçi yönetimine karşı çıkan ve farklı görüşlere sahip aydın, subay ve bürokratlardan oluşan geniş bir koalisyonu tanımlıyordu. Ortak noktaları, imparatorluğun içinde bulunduğu bunalıma son verme arzusuydu.
Jön Türklerin temel hedefleri şunlardı:
Sultan'ın mutlak gücünü sınırlamak ve 1876'da askıya alınan anayasal yönetimi (Kanun-i Esasi) yeniden yürürlüğe koymak.
İmparatorluğu modernleştirmek ve Batılı kurumları (parlamento, laiklik ilkeleri vb.) benimseyerek "Hasta Adam" olarak görülen devleti iyileştirmek.
"Eski Türk" olarak adlandırılan, değişime kapalı, geleneksel ve statükocu yapıya meydan okuyarak yenilikçi bir yönetim anlayışı getirmek.
Peki, bu siyasi terim okyanusu aşıp bambaşka bir kıtaya geldiğinde nasıl bir anlam kazanmıştı?
Terim, tarihsel bağlamından koparak İngilizcede modern bir deyime dönüştü. Bu dönüşüm, bazı anlamların bilinçli olarak "unutulmasıyla" gerçekleşti.
"Young Turks" terimi Batı dillerine geçerken, tarihsel bagajının önemli bir kısmından arındı.
1908 Devrimi'nden sonra iktidara gelen Jön Türklerin yönetimindeki İttihat ve Terakki döneminin getirdiği zorluklar, I. Dünya Savaşı'ndaki rolü ve Ermeni Tehciri gibi tartışmalı yönlerine, Batı'daki popüler kullanımında neredeyse hiç yer verilmedi. Kavram, tarihsel gerçekliğinden soyutlanarak daha romantik ve basitleştirilmiş bir anlama büründü.
Bugün bir Amerikalı veya İngiliz "He is a Young Turk" dediğinde neyi kast etmekte?
Terimin yeni ve modern karşılığında, kurumun dışından gelen bir düşman veya tehdit değil; içeriden gelen, kuralları bilen ama onları değiştirmek isteyen biri olarak ifade edilmektedir.
Şirketteki ya da bir partideki yenilikçi tutumu taşıyan kişiyi de buna benzetebiliriz. Değişimin hemen olmasını isteyen sabırsız, enerjik ve reformist biridir. Yaşlı ve muhafazakar kuşağa (Old Guard) en ufak bir tahammülü yoktur.
Sadece asi değil, aynı zamanda zeki ve yeteneklidir. Bu yüzden mevcut düzen için gerçek bir tehdit olarak görülmektedir.
Batı kültürü, kelimenin yeni anlamında ‘Türk’ kelimesindeki oryantalist çağrışımları bertaraf etmiş ve kurumsal hayattaki rekabet ve hırs kavramlarını ekleyerek yeni bir anlam oluşturmuştur.
Kavramın yeni manasını anladığımıza göre, şimdi de ‘içerideki isyancı’ tanımının gerçek hayattaki karşılığına, kimler için kullanıldığına dair somut örneklere bakalım. Yolculuğumuzdaki ilk durak Amerikan siyaseti…
İlk Durak: Siyaset Arenası - Amerikan Başkanını Belirleyen "Genç Türkler"
1960'lı yıllarda Amerikan Cumhuriyetçi Parti, 1964 seçimlerinde aldığı yıkıcı yenilginin ardından bir varoluş krizi yaşıyordu. Partinin "Eski Muhafızlar" (Old Guard) olarak anılan yaşlı yönetimine karşı, genç ve hırslı bir grup isyan bayrağını açtı. Amerikan basınının "Young Turks" adını taktığı bu grubun liderleri arasında geleceğin ABD Başkanı Gerald Ford ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld gibi isimler yer alıyordu. Stratejileri ise partiyi dışarıdan yıkmak değil, içeriden iki aşamalı bir darbeyle ele geçirmekti.
Önce 1963'te parti içi bir pozisyonu kazandılar, sonrasında ise 1965'teki asıl hamleyle Meclis Azınlık Liderliği'ni 73'e karşı 67 oyla ele geçirerek yönetimi devraldılar.
Terimin siyasetteki gücüne dair en çarpıcı anekdotlardan birisi ise, Winston Churchill ve Dwight D. Eisenhower arasında geçtiği iddia edilen bir diyalogdur. Eisenhower, partisindeki radikal unsurlardan şikayet ettiğinde, Churchill'in, "Kulağa tıpkı benim hükümetimdeki Genç Türkler gibi geliyorsun" dediği rivayet edilir. Bu, terimin en üst düzeyde bile bir "başına buyruk ama etkili isyancı"yı tanımladığını gösterir.
İkinci Durak: Bilim Dünyası - Bell Laboratuvarları'nın "Baş Belaları"
Dijital çağın temellerini atan efsanevi Bell Laboratuvarları'nın da bir "Genç Türkler" grubu vardı. II. Dünya Savaşı'ndaki Manhattan Projesi gibi yüksek riskli projelerde yetişmiş bu bilim insanları, laboratuvarın yavaş ve geleneksel düzenine meydan okuyan gruptu.
Ekip; hata düzeltme kodlarının mucidi Richard Hamming, Bilgi Teorisi'nin babası Claude Shannon, matematikçi Donald Ling ve sistem mühendisi Brockway McMillan’dan oluşuyordu.
Onların felsefesi, rahatı bozmaktı. Richard Hamming'in, Nobel ödüllü fizikçilerle yemek yemekten sıkılıp kimyacıların masasına geçerek onları kışkırtması meşhurdur. Laboratuvar yönetimi onlara "birinci sınıf baş belaları" (first-classtroublemakers) adını takmıştı ama devrimsel buluşları nedeniyle onlara katlanmak zorundaydı.
Hamming diğer bilim insanlarına şu meşhur soruyu yöneltmektedir:
"Şu an üzerinde çalıştığınız problem, alanınızdaki en önemli problem mi? Eğer değilse, neden onunla uğraşıyorsunuz?"
Bu soru ‘Jön Türk’ tavrının da özetidir aslında. Vasatlıkla, rutine binmiş bilimle ve memur zihniyetiyle savaşmak...
Üçüncü durak sinema - Hollywood'u Değiştiren Yönetmenler
Sinema tarihi, "Genç Türkler"in en verimli olduğu alanlar arasında yer almaktadır ve sinema dediğinizde aklınıza ilk olarak gelebilecek birçok yönetmen bu akımda yer almıştır.
İki büyük hareket bu kavramla anılır:
Fransız Yeni Dalgası
1950'lerde Cahiers du Cinéma dergisi etrafında toplanan François Truffaut ve Jean-Luc Godard gibi genç eleştirmenler, "Baba Sineması" adını verdikleri yerleşik Fransız sinemasına savaş açtılar. İronik bir şekilde, onlara "Jeunes Turcs" lakabını takan kişi, akıl hocaları André Bazin'di. "Politique des Auteurs" (Yönetmen Politikası) adını verdikleri teorileriyle yola çıkıp sonra kendi filmlerini çekerek sinema dilini sonsuza dek değiştirdiler.

Yeni Hollywood
1970'lerde çökmekte olan Hollywood stüdyo sistemini, Francis Ford Coppola, Steven Spielberg, George Lucas gibi "Movie Brats" (Sinema Veletleri) olarak anılan yönetmenler kurtardı. The Godfather, Jaws ve Star Wars gibi filmlerle hem sanatı hem ticareti yeniden tanımladılar.

Ancak bu isyanda büyük bir paradoks vardı: Sisteme isyan eden bu "Genç Türkler", "Blockbuster" (gişe canavarı) konseptini icat ederek kısa sürede sistemin yeni ve en güçlü "Sultanları" haline geldiler. Aynı sultana karşı isyan eden Jön Türklerin yönetimini ele geçirdikten sonra yaşadıkları güç zehirlenmesi gibi…
Son Durak: Rod Stewart'ın Gizemli Şarkısı
Yolculuğumuzun son durağı, Rod Stewart'ın 1981 tarihli unutulmaz şarkısı "Young Turks"tür.
Şarkının adı açık ve net bir şekilde ‘Young Turks’tür evet. Ancak buna rağmen, bu ifade şarkı sözlerinde hiç geçmez.
Nakaratta aslında "Young hearts be free tonight" (Genç kalpler bu gece özgür olun) der. Şarkının adı, aslında bir "çalışma başlığı" (workingtitle) olarak kullanılmıştı. Fakat Stewart, evden kaçan Billy ve Patti'nin isyankar ruhunu en iyi bu ifadenin yansıttığına karar vererek ismi korudu.
Şarkının kendisi de bir "Jön Türk" eylemiydi. Stewart, kendi klasik rock "Eski Muhafız" sound'unu terk edip, Devo gibi avangart gruplardan ilham alan synthesizer ağırlıklı bir synth-pop sound'unu benimseyerek müzikal bir devrim yapmıştı.

Şarkının West Side Story estetiğindeki klibi de, MTV'de breakdance gösteren ilk videolardan biriydi. Los Angeles sokaklarında dans eden gençler, kentsel düzene meydan okuyarak şarkının isyankar ruhunu görselleştiriyordu.
Kavramın; siyasete, bilime, sanata ve müziğe yaptığı bu inanılmaz yolculuğu gördük. Peki, bu terimi bu kadar kalıcı ve evrensel kılan sır neydi?
Bir ‘Jön Türk’ sisteme dışarıdan saldırmaz. Gerald Ford bir Cumhuriyetçiydi, Truffaut bir sinema aşığıydı, Hamming ise Bell Labs'in bir çalışanıydı. Onlar, ait oldukları düzeni içeriden dönüştürmeye çalışan öz evlatlardı. Bu durum, bir fetih hikayesinden çok, "babayı" devirip yerine geçen "oğulun" Oidipus Kompleksi'ni andıran bir anlatı yaratmaktadır.
Terim, Osmanlı tarihindeki karmaşık ve trajik halinden tamamıyla arındırılmıştır. Batı kültüründe "Genç Türk", tarihsel bir figürden çok, "enerjik ve romantik bir isyancı" arketipini temsil eden şık bir etikete dönüşmüştür. Politik içeriği boşaltılmış, yerine evrensel bir isyan ruhu doldurulmuştur.
Tabii bizim için içerisinden ‘Türk’ kelimesi geçen bir kavram ne kadar uzak olabilir ki?
Rod Stewart'ın şarkısının adının bir ‘çalışma başlığı’ndan gelmesi gibi, "Genç Türklük" de bir varış noktası değil, bir süreçtir. İsyancılar hedeflerine ulaşıp iktidara geldiklerinde (Ford başkan olduğunda, Spielberg stüdyo devi olduğunda), artık "Genç Türk" olmaktan çıkıp devirmeye çalıştıkları "Eski Muhafızlar"a dönüşürler. Bu nedenle terim, daima dinamik, bitmemiş ve ele geçirilmemiş bir enerjiyi temsil eder.
Zamanda ve Coğrafyada Yolculuk Eden Bir Fikir
Osmanlı İmparatorluğu'ndaki siyasi bir hareketten doğarak küresel bir yolculuğa çıkan "Jön Türkler - Genç Türkler" kavramı, evrensel bir "statükoya meydan okuma" metaforuna dönüşmüştür. Siyasetçilerden bilim insanlarına, yönetmenlerden pop yıldızlarına kadar farklı alanlarda kendine yeni bir hayat buldu. Bugün bu terim, tarihsel kökenlerinden arınmış bir şekilde, konforu bozan, rahatsız edici sorular soran ama her zaman yenilenme için gerekli olan o "baş belası" enerjiyi temsil etmeyi sürdürmekte…