İstanbul
Az bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,1116 %0.02
53,1487 %-0.94
6.409,16 % -3,23
61.731,80 %0.958

SWAPlasak mı? SWAPlamasak mı?

YAYINLAMA:
SWAPlasak mı? SWAPlamasak mı?

ABD Ankara Büyükelçisi Barrack bir an önce istenmeyen adam (persona non grata) ilan edilmediği sürece zihinlerimizi meşgul etmeye devam edecek. Kendisinin önce Suriye ve Irak’taki görevlerine son verildiğinin açıklanması, ardından bizzat ABD Başkanı Trump tarafından bu bölgeye tam yetkiyle adeta bölge valisi olarak atanması, önce ABD yönetiminde bir çatlak mı var sorusunu sormamıza, ardından Trump gidene kadar çok fazla bir şeyin değişmeyeceğini anlamamıza yol açtı.

Barrack’ın çoğumuzda infial yaratan açıklamalarında ne dediklerini kısaca hatırlayalım.

  • Erdoğan meşruiyet istiyor, biz ABD olarak kendisine bu meşruiyeti verelim. Diğer ifadesi ile Barrack’a göre ülkeyi yönetecek kişinin meşruiyeti seçilmiş olmaktan kaynaklanmıyor, ABD’nin tercihinden kaynaklanıyor.
  • Ortadoğu bölgesi için demokrasi lükstür; en iyi yönetici tipi tatlı sert bir otokrattır.
  • Bu bölgede Türkiye, Irak ve Suriye bir arada bir refah ve cazibe merkezi yaratmalıdır.

Bu üç genellemeden anladığımız, hele Türkiye’nin Abraham anlaşmalarını imzalaması sağlanırsa, İsrail için iyi bir güvenlik koridorunun planlarının yapıldığı. Doğal olarak bu planlamaya Kürt unsurunu da katmak gerekiyor.

Doğal olarak bu beklentileri gölgeleyebilecek olan şey, Türkiye’nin mevcut ekonomik koşullarda bir er ya da geç bir seçime zorlanması ve tercih edilen tatlı sert otoritenin iktidardan uzaklaşması olasılığı. Bu durumda söylentilerden anladığımız kadarıyla Türkiye ile ABD arasında daha önce Arjantin için yapılan 20 milyar dolarlık SWAP (takas) anlaşmasının bir benzerinin yapılması. Amaç olası bir seçim öncesi TL’nin itibarının korunması, risk priminin azaltılması, seçim öncesi Türk halkına suni bir refah yaşatılması olarak özetlenebilir.

Bu ihtimal kaçınılmaz olarak bir baskın seçim olur mu tartışmasını da hemen beraberinde getirdi. Özellikle CHP’ye yönelik yapılan mutlak butlan operasyonu, Özgür Özel’in güç kaybı, yeni bir parti kurmaya gitmesi sürecindeki belirsizlikler yaşanırken, klasik “iki koyun gütmeyi beceremezler!” mottosu ile ve “ekonomiyi ancak biz düzeltiriz!” algısı ile seçimi kazanmak.

Tabi bu senaryoda itiraz edilecek pek çok gerçek var. CHP’yi bölme Özgür Özel’i zayıf düşürme senaryosu, bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi şimdilik boş çıktı. Sosyoloji ve toplum psikolojisi bilmeme şeklinde görüntüyü özetlemiştik. Özel zayıflayacağına bütün muhalefeti konsolide etti ve etmeye de devam ediyor.

Öte yandan ABD gerçekten Türkiye ile bir SWAP yapmak istiyor mu? Bu çerçevede itiraf etmeliyim ki bir ABD uzmanı değilim. Ancak sözüne güvendiğim akademisyenler ABD içinde bırakın Cumhuriyetçi-Demokrat ayırımını, Cumhuriyetçiler arasında da ciddi görüş ayrılıkları olduğunu vurguluyorlar.

Peki diyelim ki Türkiye ABD SWAP anlaşması yapıldı, peki ya sonrasında ne olacak?

Bu bağlamda ilk aklımıza gelen Sayın Cumhurbaşkanı’nın yıllar önce söylediği “borç alan emir alır!” mealindeki sözleri.

Peki hangi emir ABD’den tarafımıza doğru gelir. Herhalde bu yazının giriş bölümünde kısaca yer verdiğimiz Barrack’ın sözleri yeterince aydınlatıcı olur.

Doğal olarak bu gelişmeler çok daha eski tarihleri de hatırlamamıza yol açtı. Kurtuluş Savaşına giden yolda ehveni şer olarak ABD mandası arzulayan Osmanlı yöneticileri olmamış mıydı? Yine Barrack’ın Lozan barış antlaşmasından hoşlanmayıp, Sevres’i övmesi de her nedense anılarımızdaki taze yerini koruyor. ABD İsrail’in talepleri doğrultusunda bölgede kendisine yeni eyalet ya da eyaletler arıyor olabilir. Ancak bu hayallerinin gerçekleşemeyeceğini biraz bölge ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi okuyup öğrenseler anlayacaklar diye umuyorum.

Şüphesiz uluslararası çerçevede düşünürken Kuzey’deki komşumuz Rusya ile bölgedeki niyetlerini çok da gizlemeyen yeni potansiyel hegemon güç Çin’in davranışlarını da göz ardı etmeyelim. Özellikle İran bağlamında yaşananlardan ABD-İsrail ittifakı yeterince ders almış mıdır?

Bilemiyorum, gereksiz naif bir ihtiyatlı iyimserlikte miyim diye kendime sormadan edemiyorum?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız