Çivisi çıkan dünyanın suç ortakları
Foreign Affairs, ağırlıklı olarak diplomasi, jeopolitik ve uluslararası ilişkilerle ilgili yazıların yer aldığı iki ayda bir yayımlanan bir dergi. Dergi, merkezi New York’ta bulunan düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations’ın (CFR) yayın organı. Son sayısında “A world Without Rules” (Kuralsız Bir Dünya) başlıklı bir yazı yayımlandı. Yazı, son yıllarda dünyada kabul edilmiş uluslararası kurallar ve uluslararası hukukun yıpranmakta olduğunu, ancak Donald Trump’ın geçen yıl ABD Başkanı seçilmesiyle elde kalan istikrar kırıntılarının da yok edildiğine dikkat çekiyor.
Yazı şöyle başlıyor:
“Donald Trump Başkan seçilir seçilmez uluslararası hukuk düzenini altüst etme tehditleri savurmaya başlamıştı. Başkanlığının ikinci dönemindeki ilk günlerinde Panama Kanalı’nı ‘geri alacağını’, Kanada’yı ABD’nin 51. Eyaleti yapacağını, Grönland’ı ele geçireceğini ve Gazze’nin sahibi olacağını söylemeye başlamıştı. Trump’ın tehditleri, ABD ve müttefiklerinin 80 yıl önce yarattıkları yasal yapıyı hiçe saydığının kanıtıydı. Birleşmiş Milletler (BM) tüzüğünde açıkça yazılı olan kaba güç kullanılmasına karşı alınacak önlemler zaten bir süredir deliniyordu. Trump’ın bunları açıkça hiçe sayması düzenin tamamıyla çökeceği anlamına geliyordu.
“ BM Güvenlik Konseyi’nin kararı, Kongre’nin onayı, hatta yasal hiç bir gerekçe olmadan ABD Venezuela’yı işgal edip Başkanı Maduro ve karısını kaçırması dünyanın kurallar temeline dayanan düzenine en yıpratıcı saldırıydı. Bugün sadece uluslararası hukuk sistemi değil, kurallar ve devlet gücü bile tehdit altındadır.
“Önce 1928’de Kellog-Briand Paktı, ardından da 1945’teki BM Tüzüğü’nden önce ülkelerin her istedikleri anda birbirlerine savaş açmaları kabul görüyordu. Savaş, ülkelerin aralarındaki anlaşmazlıkları halletmelerinin tek çıkar yoluydu. Tek bir şartla... Savaş ilan etmek gene de yasalara dayalı olmalıydı. Hatta 1648’te imzalanan Vestfalya Barış Antlaşması dahi sebepsiz yere savaş ilan edilemeyeceğini kurallara bağlamıştı.”
Trump Yönetimi’nin artık sınır tanımaz bir biçimde her tarafa saldırdığına dikkat çekilen yazı şöyle sürüyor:
“Son bir yıldır Yönetim uluslararası düzenin dibine dinamit yerleştirmek için elinden geleni yapıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde görevli yargıçlarla avukatlara, işlenen suçlar ört bas edilsin diye yaptırımlar uyguluyor.Her türlü uluslararası antlaşmayı hırpalıyor, BM’ye olan aidatlarını bile ödemiyor. Bunlarla yetinmeyip bugün Venezuela’yı işgal ediyor, yarın Colombia, Küba, Grönland ve Meksika gibi egemen ülkeleri açıkça tehdit ediyor.”Trump diyor ki: Batı Yarım küresi bana ait. ABD’de bir kişi çıkıp da, sen kim oluyorsun, demiyor.
“Trump Yönetimi kaba kuvvet ve tehditlerle sanki iktidarına meşruiyet kazandırmaya çalışıyor. Artık kaba kuvvet diplomasisi geri döndü. Ne kadar mantık dışı olursa olsun kaba gücü kullanmayı kendilerinde hak görüyorlar. Güçlünün hiç bir bahane ileri sürmeden kendi keyfine göre davranması haksızlıktan öte barbarca bir davranış. Öldürmek, çalmak, yok etmek amacıyla atılan her adım dünyanın hukuk düzenini yok etti. Hepimiz artık tek bir adamın keyfi kararlarına mahkumuz. “
Kaçık bir adamın aklına estiği gibi alacağı kararlarla insanlığı nerelere sürükleyeceğini yüreğimiz ağzımızda beklediğimiz bir çağda yaşıyoruz. Tek bir kaçığın dünyayı nasıl bir çıkmaza doğru ittiğini mezbahalık hayvanlar misali seyrediyoruz. Dünyanın çivisi çıktı, diye boşuna söylemiyorum.
Son olarak alıma takılan bir soru var. Bu Trump denilen kaçık tek başına dünyayı parmağının ucunda nasıl oynatabiliyor? Geri kalan bütün devletlerin liderleri ve mekanizmaları felce mi uğradı? Yoksa BM, NATO ve dünyadaki öbür devletlerin liderleri bütün bu işlenen suçlara ortak mıydılar?