İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,3489 %0.16
53,9234 %0.01
6.135,86 % -0,31
65.348,00 %-0.461

İklim Zirvesinin Maliyetini Halka Yükleme Kanunu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İklim Zirvesinin Maliyetini Halka Yükleme Kanunu

9-20 Kasım 2026'da Antalya'da COP31 yapılacak. 197 ülkeden 100 bini aşkın katılımcı beklenecek. Gazetelere "tarihi ev sahipliği" diye düştü. Ama ev sahipliği denilen şeyin arkasında halka kesilmiş bir fatura duruyor. O faturanın kalem kalem hesabını, TBMM'de bugünlerde Sıra Sayısı 283 olarak görüşülen kanun teklifi (2/3757) açık ediyor. Numan Kurtulmuş imzalı teklif, 9 Haziran 2026'da Bonn'da imzalanan "ev sahibi ülke anlaşması"nın onaylanmasını istiyor. 

Anlaşma diyor ki: konferans için gerekli mekân, tesis, ekipman, altyapı, ulaşım, güvenlik ve diğer hizmetler Türkiye tarafından, BM Sekretaryası'na "herhangi bir maliyet yüklenmeksizin" karşılanacak. Yani BM'ye sıfır, faturanın tamamı Türkiye bütçesine. BM her yıl yaptığı bu toplantıyı 2026'da Türkiye'nin cebine kesecek. 

Görünen küçük rakam, görünmeyen büyük bilanço 

Kamuoyunun karşısında dolaşan ihaleler 8, 10, en fazla 20 milyon dolar. Bu rakamlar aysbergin ucudur. Asıl bilanço bambaşka. 

Avustralya, COP31'e aday olduğu dönemde iç kamuoyu için ciddi bir hesap yaptı. Australian Financial Review, Adelaide'de düzenlenecek bir COP zirvesinin maliyetinin iki milyar dolara dayanacağını hesapladı (AFR, 10 Kasım 2025). 100 bin katılımcılı, iki hafta süren, güvenliği askeri düzeyde bir zirvenin gerçek fiyatı bu. 

Kanun teklifi ise Meclis'e tek bir kalem vermiyor: toplam harcama tavanı yok, finansman kaynağı yok, hangi giderin nereden ödeneceği yok. Anlaşmanın söylediği tek şey şu: "Ne kadara mal olursa olsun, ödenecek." Depozito soygununda 25 kuruşluk poşetin 5 liralık depozitoya nasıl büyüdüğünü görmüştük. Burada da aynı mekanizma: 20 milyon dolar diye başlatılıp iki milyara doğru sessizce şişecek bir bilanço. 

Bonn'dan Antalya'ya taşımanın gizli maliyeti 

İklim Değişikliği Sözleşme Sekretaryası Bonn'da. Konferansın varsayılan yeri de Bonn. Bonn'da yapılsaydı altyapı hazır, otel hazır, salon hazır, ulaşım hazır. Fatura ağırlıklı olarak zengin ülkelerin sırtında olacaktı. Antalya'da her şey sıfırdan kurulacak: havaalanı ek kapasitesi, konvoylar, otel takviyeleri, güvenlik altyapısı, uluslararası basın merkezi, sürdürülebilirlik standartları... Bonn'da BM ödemeyecekti; Antalya'da Türkiye ödeyecek. Anlaşmanın "maliyet Sekretaryaya yüklenmeksizin" cümlesi, bu farkı kayıt altına alıyor. Yani sadece bir konferans değil, Bonn'un altyapısını Antalya'ya taşımanın maliyetini de satın alıyoruz. 

Şirket kıyağı: Vergiden muaf müteahhitlik 

Tapu Kanunu görüşmelerine gizlice iliştirilen bir düzenlemeyle, COP31 kapsamında iş yapacak yüklenicilere KDV, kurumlar vergisi, damga vergisi ve gümrük vergisi istisnaları tanındı. Milyarlarca liralık ihaleyi alan şirketler, ihale bedeline ek olarak vergi muafiyeti paketi kazandı. Peki hangi şirketler? İhale usulü ne? Vergi kaybı? Meclis kayıtları bomboş; sadece "aciliyet arz eder" cümlesi var. Muhalefet Şerhi'nde DEM Parti milletvekilleri Ceylan Akça Cupolo ve Semra Çağlar Gökalp bunları tek tek soruyor; yanıt çıkmıyor. Zaten başka muhalefet şerhi de yok! 

Aynı anda, Kazdağları'nda maden şirketine, Akbelen'de kömür ocağına, Karlıova'da santral projesine, Fatsa'da yağma düzenine karşı dava açan yurttaşlar yüksek dava masrafları, bilirkişi ücretleri, keşif giderleri ile boğuşuyor. Devlet, anayasal çevre hakkını savunan yurttaşa bir kuruş kolaylık göstermiyor. Ama aynı doğa üzerinde iş yapan şirketlere "iklim zirvesi" adı altında vergi tavizi ve milyarlarca liralık iş sunuyor. İki hesap yan yana durduğunda tercih ilan edilmiş oluyor. 

Ama asıl kıyak, iklimi değiştirenlere! 

Buraya kadar sayılanlar iç kıyaklar. Asıl kıyak dışarıya, iklim krizinin tarihsel sorumlularına yapılıyor. 

İklim kim değiştirdi? Bu zirveye katılan devletler ve onları izlemeye gelen lobiler değil mi? Peki iklim meselesini çözmek için ücretsiz toplu taşıma desek buna para çıkar mı? Hayır! Türkiye 2 milyar dolara yakın para harcıyacak ve bunun parası Ayşe teyze ve Seyfi dayının emekli maaşından çıkacak. Ama oteller kazanacak, Avustralya müzakereleri yönetirken cebinden fazladan para çıkmayacak ve Türkiye’ye ihraç ettiği kömürle bu parayı misli ile karşılayacak!  

Kanun teklifinin adı "onaylanmasının uygun bulunduğuna dair" — ama içeriği aslında "iklimi değiştirenlere sıfır maliyet, iklimi değiştirmeyene tam maliyet" demek. Doğru adı koyalım: bu bir ev sahipliği değil, bir suç ortaklığı sözleşmesi. 

Adlandırmayı tersine çevirmek 

"İklim zirvesi ev sahipliği" diye dinledikçe bunu göremeyiz. Doğru adı koyalım: bu bir kırıntı çevirim operasyonudur. Zenginlerin sıçrattığı zehrin faturasını emekçilerin, çiftçilerin, çocukların yani halkın cebine yazan bir operasyon. Aynı hükümet Sıfır Atık'ta ("Yak ve Yok Say"), DOA'da ("2,75 kuruşluk suyu 440 katına içmek"), COP31'de de tek bir mantık işletiyor: kamusal kaynağın özel sektöre ve uluslararası sisteme transferi. Adlandırmasını ise iklim adaleti diye yapıyorlar. 

Meclis'in sınavı 

Muhalefet Şerhi'nde bir cümle var, altı çizilesi: "İklim krizi yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve siyasal bir adalet sorunudur." Bu adaletin ilk adımı, faturanın kime kesildiğini görmek; ikinci adımı, sormaktır. Meclis’te vekiller şu soruları sormak zorunda: BM Sekretaryası'na sıfır maliyet yazılan bu anlaşma, iklim faturasının Türk halkına yıkılmasının kabulü değil midir? Vergi muafiyetinden yararlanacak şirketlerin listesi verilmeden bu teklif nasıl onaylanır? Zirvenin tahmini toplam maliyeti ve finansman kaynağı bir kalem olarak konulmadan bir kanun nasıl geçirilir? 

Soru basit: 2,75 kuruşluk suyu 440 katına içirdikleri gibi, 20 milyon dolar denilen bu zirveyi bize iki milyar dolara mı içirecekler? Yoksa faturayı, iklimi değiştirenlere geri kesecek miyiz? 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız