Yapay Zekâ Çağında Düşünmeyi Unutmak
Bu satırları yazarken, bir paragrafı daha akıcı hâle getirmek için kaç kez yapay zekâdan yardım aldığımı hatırlamıyorum. Tam da bu yüzden, yapay zekâ çağında düşünmenin başına ne geldiğini sormak zorundayız.
Yüzyıllar önce Sokrates, yazının icadına karşı çıkmıştı. Ona göre yazı, insanların hafızasını tembelleştirecek, bilgiyi içselleştirmek yerine dışsal işaretlere güvenmelerine yol açacaktı. Bugün Sokrates’in bu endişeleri, çok daha gelişmiş bir teknolojiyle, yapay zekâ ile yeniden karşımızda. İnsanlık yine bir yol ayrımında: Yapay zekâyı zihnimizi genişleten bir kaldıraç mı yapacağız, yoksa düşünme yetimizi körelten bir protez mi?
Nörobilimin en temel ilkelerinden biri “kullan ya da kaybet”tir. Beynimiz, zorlandıkça gelişen plastik bir yapıya sahiptir. Ancak teknolojinin sunduğu konfor, bu mekanizmayı tersine çevirebilir. Bunun en bilinen örneği GPS teknolojisidir. Londra taksi şoförleri üzerine yapılan çalışmalar, şehrin haritasını ezberleyen şoförlerin hipokampuslarının daha gelişmiş olduğunu göstermiştir. Buna karşılık, sürekli GPS yönergelerine bağımlı yaşayan bireylerde, bilişsel harita oluşturma süreçlerinin zayıfladığına dair bulgular vardır.
Bugün üretken yapay zekâ, sadece yolumuzu değil, düşünme biçimimizi de adım adım tarif eden bir yol göstericiye dönüşüyor. Makalelerimizi, kodlarımızı, analizlerimizi algoritmaların “turn-by-turn” yönergelerine emanet ediyoruz. Literatürde bu durum “bilişsel boşaltma” olarak tanımlanıyor: Zihinsel yükü dış bir araca devrediyor, kısa vadede hız kazanıyoruz; ama uzun vadede hafızamızı ve problem çözme kaslarımızı zayıflatıyoruz.
Bazı çalışmalarda, yapay zekâ destekli yazma görevlerinde bilişsel yükün belirgin biçimde azaldığı, buna karşın katılımcıların büyük bölümünün ürettikleri içeriği kısa sürede hatırlayamadığı görülüyor. İş yapılıyor, çıktı alınıyor, ama öğrenme gerçekleşmiyor. Daha endişe verici olan ise “metabilişsel tembellik”. Yapay zekâya duyulan güven arttıkça, insanlar kendi düşüncelerini sorgulamayı, doğrulamayı ve hatalarını fark etmeyi bırakıyor. Özellikle genç yaş gruplarında, bu bağımlılığın eleştirel düşünme becerilerinde düşüşle birlikte seyrettiği gözlemleniyor.
Peki çözüm ne? Yapay zekâyı yasaklamak mı? Elbette hayır. Hesap makinesi aritmetik sezgiyi zayıflattı ama daha karmaşık matematiksel düşüncenin önünü açtı. Yapay zekâ için de benzer bir ikilik söz konusu. Sorun teknoloji değil; onu nasıl konumlandırdığımız.
Yapay zekâ bir ikame değil, bir iskele olmalı. Pasif bir bilgi kaynağı olarak değil, düşüncemizi zorlayan bir tartışma ortağı olarak kullanıldığında gerçekten öğretici olabilir. Önce kendimiz zorlanmalı, sonra yapay zekâya başvurmalıyız. En önemlisi de, ondan sadece cevap değil, itiraz istemeliyiz.
Asıl tehlike yapay zekânın hata yapması değil. Asıl tehlike, bizim düşünmeyi bırakmamız. Gelecekte zihinsel bir atrofi mi yaşayacağız, yoksa gerçekten artırılmış bir zekâ mı inşa edeceğiz? Bu sorunun cevabı algoritmalarda değil, bizim tercihlerimizde gizli.