Çarpıcı araştırma: Dünya nüfusu beklenenden 30 yıl önce zirve yapabilir

Pennsylvania ve Northwestern üniversitelerinden ekonomistlerin yayımladığı yeni çalışma, küresel doğurganlık oranının nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,2 seviyesinin altına indiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre dünya nüfusu, Birleşmiş Milletler'in öngörülerinden yaklaşık 30 yıl önce, 2056 yılı civarında 9 milyara ulaşarak gerilemeye başlayabilir.

Dünya genelinde doğum oranlarında kaydedilen sert gerileme, küresel demografik dönüşümün öngörülenden çok daha erken gerçekleşeceğini gösteriyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden Jesús Fernández-Villaverde ve Northwestern Üniversitesi'nden Patrick Norrick tarafından hazırlanan çalışma, insanlığın doğurganlık oranında kritik bir eşiği çoktan aşmış olabileceğini ortaya koydu. 236 ülke ve bölgenin 1950-2023 dönemine ait verilerini modelleyen araştırmacılar, incelenen coğrafyaların 219'unda doğurganlığın düşüş eğiliminde olduğunu ve bu gerilemenin henüz taban seviyeye ulaşmadığını belirledi.

Birleşmiş Milletler projeksiyonlarından 30 yıl daha erken

Ekonomistler, küresel ölçekte nüfusun kendini amorti ederek sabit kalabilmesi için gereken doğurganlık oranını yaklaşık 2,2 olarak hesaplıyor. Mevcut doğum eğilimlerinin sürmesi durumunda küresel ortalamanın bu kritik seviyenin altına indiğini belirten araştırmacılar, dünya nüfusunun 2056 civarında yaklaşık 9 milyara ulaşarak zirve yapacağını öngörüyor. Bu tespit, Birleşmiş Milletler'in (BM) 2080'lerin ortasında yaklaşık 10,3 milyarlık zirve öngören resmi projeksiyonundan neredeyse 30 yıl daha erken bir gerilemeye işaret ediyor. Çalışmada ayrıca, güvenilir nüfus istatistiklerine sahip 37 ülkenin 33'ünde gerçekleşen doğum sayılarının BM tahminlerinin gerisinde kaldığına dikkat çekildi.

Düşüş artık yalnızca zengin ülkelerin sorunu değil

Geleneksel demografi modellerinde doğurganlık düşüşü; ekonomik kalkınma, kentleşme ve eğitim seviyesinin yükselmesiyle açıklanarak gelişmiş ülkelerin temel sorunu olarak kabul ediliyordu. Ancak yeni analiz, doğurganlıktaki hızlı düşüşün Tayland, Kolombiya, Tunus ve İran gibi orta ve düşük gelir grubundaki ülkelerde de benzer bir ivmeyle yayıldığını gösterdi. Yüksek konut maliyetleri, çocuk bakım giderleri, istihdam güvencesizliği ve eğitim masraflarının aile kurma kararlarını geciktirdiği, akıllı telefonlar ile dijital teknolojilerin de sosyal ilişkileri dönüştürerek bu süreci hızlandırdığı kaydedildi.

Ekonomik büyüme ve refah dengesi

Çalışma çağındaki nüfusun daralmasının küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği, emeklilik ve sağlık sistemleri üzerinde ağır bir mali yük oluşturabileceği belirtiliyor. Buna karşın araştırmacılar, toplam nüfustaki azalmanın kişi başına düşen refahı doğrudan düşürmeyeceğine dikkat çekiyor. Japonya örneğinde görüldüğü gibi, iş gücü azalsa dahi otomasyon ve verimlilik artışıyla kişi başına ekonomik performansın güçlü seyredebileceği, daralan bir nüfusun konut, altyapı ve çevre üzerindeki baskıyı hafifletebileceği ifade ediliyor.

İLGİLİ HABERLER