Finlandiya’da bulunan Oulu Üniversitesi bünyesinde yürütülen yeni bir bilimsel çalışma, kahve tüketiminin metabolizma ve vücut kompozisyonu üzerindeki etkilerine ışık tuttu. 2 bin 200’den fazla katılımcının sağlık durumu, beslenme ve egzersiz alışkanlıkları ile yaşam tarzı verilerinin analiz edildiği araştırmada; düzenli kahve içenlerin, içmeyenlere kıyasla daha fit bir fiziki profile, daha yüksek kas kütlesine ve daha az vücut yağına sahip olduğu saptandı.

Viseral yağ oranında belirgin düşüş
Araştırma kapsamında katılımcıların gece açlığının ardından vücut kas ve yağ oranları ölçüldü, kan örnekleri incelendi ve vücutlarının şekeri işleme kapasitesini test etmek amacıyla glikozlu içecekler verildi. Elde edilen veriler, kahve tüketimi arttıkça özellikle iç organları çevreleyen ve kardiyovasküler rahatsızlıklar ile kronik iltihaplanmaların tetikleyicisi olan viseral (karın içi) yağ oranının azaldığını gösterdi. Uzmanlar, bu tablonun kahvenin tek başına doğrudan yağ yaktığı veya kas geliştirdiği anlamına gelmediğini, ancak biyolojik mekanizmalarla doğrudan bir paralellik taşıdığını vurguluyor.
Diyabet ve insülin direncine karşı BCAA bağlantısı
Çalışmanın biyokimyasal ayağında ise kahve tüketiminin protein yapı taşları olan dallı zincirli amino asitler (BCAA) üzerindeki etkisi incelendi. Analizler sonucunda, düzenli kahve alımının lösin, izolösin ve valin seviyelerinin daha düşük seyretmesiyle ilişkili olduğu tespit edildi. Kandaki BCAA seviyelerinin kronik olarak yüksek olmasının, insülin direnci gelişimi ve tip 2 diyabet riski ile doğrudan bağlantılı olduğu biliniyor.
Hormonal imza cinsiyete göre değişkenlik gösteriyor
Çalışmanın başyazarı Luca Verroest bulgulara ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Kahve her gün yüz milyonlarca insan tarafından tüketiliyor; ancak metabolizmamız ve hormonlarımızla nasıl bir etkileşim içinde olduğu hakkında hâlâ çok az şey biliyoruz. Bulgularımızda dikkat çeken en kritik unsur, vücut kitle indeksi (VKİ) ve yaşam tarzı faktörleri hesaba katıldığında bile geçerliliğini koruyan belirgin bir hormonal imzaydı. Bu etkileşimlerin birçoğu kadınlar ve erkekler arasında belirgin farklılıklar gösteriyor" ifadelerini kullandı.