İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
63.457,47 %-0.49

At Yılı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
At Yılı

Evet, dostlar ilk kez bir kurban bayramını hastanede ve ameliyat olarak geçiriyordum. Herkesin olağan olarak “muhtemel olarak yeni kurban edilmiş etin, şok etkisinden çıkma süreci” her zaman olduğu gibi beklemeden, birinci günden o meşhur kavurma telaşında sofraya otururken, biz bambaşka boyuttaydık.

Hasta için evet zor bir süreç ama gelin görün ki bu sorumluğu üstlenen ekip ve ekibin başındaki doktor için hepsinden büyük bir sorumluluk. Doğal olarak bayram sofraları bizi-bize ulaştırırken; biz soğuk bir alanda, biri acil yaşama tutunması gereken bir beyefendi ve aniden sancısı tutan annenin bebeği. Ve aslında hepimiz yeni / yeniden doğum telaşındaydık. Dilerim herkes iyidir. O an ki yoğunlukta rötarlı girdiğimiz pistteki kaptan pilot yani doktorum, Doç.Dr. Lercan Aslan’n, olaylara müdahale haline, sakinliğine, ekibi toparlamadaki hızına, içtenliğine bir kez daha şapka çıkardım.

 

Diyeceğim o ki bir yerlerde sofrada o ilk günün tatlı heyecanı yaşanırken, diğer tarafta Hz.İbrahim’den beri kurban olan ve edilen serüveninde, ileriki süreçte işgalci insanoğlunun sistem dışı canlarına tanıklık ettik.

Neşet Ertaş’n dediği gibi:

“Bir anadan dünyaya gelen yolcu, Görünce dünyaya gönül verdin mi? Kimi böyük, kimi böcek, kimi kul, Marak edip hiçbirini sordun mu? Bunlar neden, nedenini sordun mu? İnsan ölür ama uruhu ölmez, Bunca mahlukat var heç biri gülmez, Cehennem azabı zordur çekilmez, Azap çeken hayvanları gördün mü? İnsandan doğanlar insan olurlar, Hayvandan doğanlar hayvan olurlar, Hep yolcuyuz böyle geldik böyle gideriz, Dünya senin vatanın mı yurdun mu?”

 

Kurban bayramının hemen arkasından, Amasya’da yaşayan, Emine ve İsâ Derici çiftlerinin ineği kaybolmuş, ormanlık alanda doğum yaptığını fark edince buzağıyı sırtında taşımıştı. Bir, iki gün dönen ve değişen haber devamında üçer gün arayla doğan buzağılara hayran oldukları, Yıldız ve Tilbe olarak adını koymuşlardı.

En güzel haberler hiç edilirde, duymadı ise böylelikle belki Yıldız Hanım duyar ve şarkı bile yapar düşüncesindeyim.

Böylesi haberlerin bizde unuttuğumuz insan olma, şefkat ve merhamet duygularını yeniden hatırlatması açısından son derece kıymetli.

Hastane günlerimde bir başka kol ve ilgi alanım olarak başlayan, futbol serisi ileri sürece taşınacaktı. UEFA Şampiyonlar Ligi Dev Finali  ( 30 Mayıs 2026), Paris Saint German-Arsenal benim favorimin, saatler 22.19’u göstermesi, kazanması ve kupayı kaldırması ile bitti.

Haziran ortasında Dünya Kupası favorim, tarihinde ilk kez Dünya Kupasına katılan, Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) ve 150 bin nüfuslu Curaçao’du. Bizim Yalova’nın yarısı kadar nüfusa sahip, 444 kilometrekare. Mavi Dalga, adalarının tozunu, saflığı, mücadeleyi ve inancı taşıdı.

Mavi, Karayip Denizi ve Gökyüzü/ Sarı, Adayı ısıtan Güneş ve halkının neşesi /Beyaz, Yıldızlar ve halkın köken aldığı beş kıtayı temsil eden futbol formalarının renkleri.

Bir not daha koyalım, Gana Mili Takımın, tek set forma ve her maç sonrası,  futbolcuların kendilerinin yıkayarak, giyerek devam ettikleriydi.

Alın terinin bedelinin, şartlar dâhilinde bile önemini ve elbette her şeye rağmen inanç ve aidiyet duygusunun, birliğin bir ilham noktası olmasıydı.

 

 

5. BOYUT

Operasyondan uyandırıldığımda, çok ağrım olduğunu sadece hissetmekle kalmamış. Bunu sesli dile getirmiş ve ilk sorum:

ES: Saat kaç?

İki hemşire hanımdan biri:

Saat- 24.30

ES: Bu saate kadar ameliyatta mı tutulur? Yukarıdakiler merak etmiştir? Diye fırçamı atarken, doktorumun ameliyata girmeden önce açıkladığı gibi “Ben çıkar çıkmaz bilgi vereceğim!”dediğini unutmuştum.

Aradan saatler geçmiş, bekleyenler uyku moduna bile geçmiş. Doktorum, röntgenimi bile çekmiş, servise/ odama teslim etmiş.

Yetmemiş, o saatte yeniden görmeye ve bilgi vermeye gelmişti.

Görevleri demeyin, lütfen! Bakın, bazı meslekler çok kutsal ve özeldir. Hele birde çoğunluğun bayramı bile tatil fırsatı olarak geçirdiği dönemde, gece yarısında operasyonda ve yerinde bir ekip!

O yüzden Tanrının, Yaratanın elidir, doktorlar. Hâşâ, eş koşmuyoruz ama o nitelik hâsıl olmasa, o vasıfları kullanmayı bilmese. Ve onca yıl okumasa. Biz nicedir okumaktır? Deriz. Demeliyiz de!

Bizi yeniden hayata döndürüyorlar.

Hakkını verebilen; Doktorlar, Öğretmenler çok kutsaldır benim için. Ve sanki onca yolu onlarla kat etmiş gibi akıl danelik yapanlara, cahilliklerine, duvar olur geçerim.

Evet, narkozun etkisi ile saati düşünmek dışında ağzımdan çıkan ilk cümle:

-Çok ağrımmmmm var! Ayağıma nal çaktınız!?!

İnanın, şu an yazarken bile gülümsüyorum.

On ya da yirmi metre ileride ve yanında da yanılmıyorsam iki meslektaşı ile durmakta olan doktorumdan pas geldi:

-Evet, iki tane çaktık.

Görüntü flu ama ses tamam!

Nal nereden çıktı arkadaş? Demiyorum, çünkü işte hissedilen o. Çünkü bu yıl, “At Yılı”. Hatta ben, kendime yılbaşı hediyesi bir at objesi aldım.

Demem o ki, doktorum beni iki kez kutsamış oldu.

Hamd olsun!

Bu arada duvar demişken, geçtiğimiz yazıda olduğu gibi cehalet abideleri döktürmeye devam ediyorlardı.

Odamda ziyaretçi kabulüne geçtiğimde, kendilerine olunca normalde çiçeği sokmayanlar, birden burnumun içine soktular.

Malum böyle durumlarda enfeksiyon riski vardır. Düşünün, kendilerine Müslüman olma hallerimizi.

Ama en çok bilenlerde onlardır ya!

Bilirsiniz onları, tanırsınız, vardır etrafınızda muhakkak.

Bir diğeri ise şöyle yumurtladı:

-Şimdi sen at olsaydın, öldürürlerdi!

Yani inanın bu kadar Felsefe, Psikoloji, keza Edebiyat ve insan davranışları üzerine okudum da özünde sanki espriymiş, kılıfı altında bir bilinç dışarı vuruşuna, bu kadar net karşılaşmamıştım.

Bunu sarf edenin vay iç haline! Yazık, içinde ne savaşlar yarıştırıyor. Allah selâmet versin.

Öldürmeyen Allah öldürmüyor, be gülüm! Ne yapacaksın?

Hamd olsun, ayaktayız!

Ama sizin gibilere en iyi önerebileceğim, çocukluk yani fabrika ayarlarınıza bir dönmenizi, varsa “yaralı çocuk” kısmını hallettikten sonra ki bu oldukça faydalı olacaktır. Zira bunca yıl içinizde tuttuğunuz daha doğrusu beslediğiniz ve etrafınıza da buna bağlı olarak farklı hikâye örüntüleri ile anlattıklarınız. Kin, nefret, öfke ve en önemlisi hasetlikten arınmış olur. Taze bir nefes, soluk alırsınız. En azından bir karın ağrınız varsa bir gerçek dayanağı olur.

Birde şunu önerebilirim, belli ki epey unutmuş ve boş işlerle, boş insanlara çevrenizi kuşatmışsınız.

En iyi yol, her zaman kendin olmaktır. Yapabiliyorsanız tabii. Birde -el iyisi- olmaktansa, esas gerekli olana, gereken –koşulsuz-olabilmeyi sunabilmek. Elbette bu da yine özdeğer/özsaygı/özsevgi ile bir bütün.

Kendinde olmayanı, bir başkasından beklemekte yanlış.

Çünkü herkes kendi amforasından verir.

Maskesizlik, bu toplumu kurtaracak emin olun!

1877 yılında kaleme, Anna Sewell, tarafından alınan “Siyah İnci” romanı. “Elma Şekeri” gibi okumayan çocuk yoktur. Bu kitap henüz çocukken; aile kavramını, merhameti, şefkati, hayvan sevgisini yine hayvan temelli odak üzerinden verir. Yuva değiştiren atın, farklı sahipler elinde, onların kötücül niyet, eylem ve amaçlarına rağmen hiç değişmeden var oluşunu anlatır.

Okuyun ama sindirerek okuyun!

Sindirim, her zaman önemli. Ve her konuda.

Okuyun. Sizi özünüze götürür, belki.

Belki?

 

NEIL’den EMEL’e

 

 

Ah Beyaz Geceler!

Yoksa burası St. Petersburg mu?

Uyuyamamamın sebebi büsbütün bu olmalı.

Selâm olsun, Dostoyevski!

Operasyona girmeden önce –ben artık boyut atlıyor ve beşinci boyuta geçiyorum, siz nereye istiyorsanız, oraya geçin-demiştim. Gülümseyerek, refakatçime.

Çıkar çıkmaz, narkozlu fırçanın, tablosunda güpgüzel duran nalın etkisi, aklıma yüksek kuzey enlemlerinde ve en belirgin olarak, “Mayıs sonu ile Temmuz ayı ortasında” yaşanan; gökyüzünün tam olarak kararmadığı. Buna bağlı olarak alaca bir aydınlık atmosferinin, hâkim olduğu zaman dilimi geldi aklıma.

İşte bende, tam bu aralıkta doktorumun beni odama servise henüz çıkartmadan bir, iki saat öncesi dâhil olmak üzere yerçekiminden kurtulmuş hissediyordum.

Nasıl, demeyin hiç? Gerçekten herkesi öyle görüyordum. Bunu ilk defa narkoz almamış biri olarak net olarak ifade ediyorum.

Yatak dikine, ben hep dik pozisyonda.

Tıpkı astronotlar gibiydim.

Bilinler bilir, burnum büyük değildir. Kesinlikle çakılanların( .)) iyi geldiği su götürmez bir gerçek ile ortadayken. Birden çizgi film Viking gibi fikir çaktı yine düşün dünyamda.

Zaten çocukken de Mucit-Macitlim azcık.

Nasıl olmasın, henüz beş-altı yaşlarında, siyah-beyaz ekranda, özelikle Pazar filmlerini (western) bayılırdım. Tüm filmler, esasında…

Kirk Douglas’dan Frank Sinatra, Dean Martin, Doris Day, Sophie Loren daha pek çok ilk göz ağrılarım.

Bu yazıyı da Pazar günü yazıyorum, işte o küçük Emelcik olarak bir Pazar günü, yeni başlayacak filmi izlemeye koyulmuşum, tek başıma yerde bağdaş kurmuş oturmuşum.

Bizimkiler kahvaltı ediyor.

Film başlarken, doğal olarak jenerik akıyor ve ben aniden, heyecanla dün gibi hatırlıyorum:

-Aaaa Kırk Dokuzlasss, deyiverdim. Deyişime, kendim bile şaşmışken, rahmetli babacığımın

-Ne dedin? Sen!

İç ses olarak aniden: Bir şey dedim ve bu hoşuma gitti, bana ait bir şey ama.

Çocuksunuz ya, acaba yanlış bir şey mi söyledim tereddüdü ile her zaman ki cesaretimin, yani doğru bir şey söylediğimin, bunda yanlış bir şey olmadığının bilinci ile babamın:

-Aferin, diyerek kalkıp gülümseyerek başımı okşaması.

İşte yaratıcılığınızın, o yaşlarda alınmış diploması. (Siz, siz olun bunu birkaç kişi yaşamım boyunca bana söylemiştir. Ne yaptığınızdan eminseniz; iyiyseniz, farklıysanız, başarılıysanız ve de en önemlisi “sevgi dolu ve paylaşımcıysanız” sizi, aşağı çeken çokça olacaktır. Aldırmayın!) Onları kendi hallerine bırakın. Dediklerimi önemseyin lütfen, çünkü bu toplum hâlâ kendi çocukluk travmalarını başkalarına akıtmak ile şifa bulmaya çalışıyor. En iyisi sadeleşin. Kötülüğü, kötü olana.  Kötü söz/sözleri de üstünüze almadan, alınmadan. Çıktığı yere, teslim edin. Kendini görmeyen, sürekli başkalarını konuşur. İyiliğiniz ve sizdeki esas sizi göremeyene, sınır koymak elzemdir. Unutmayın ki hayat gerçekten kısa.

Sokakta duyulmamış o anda kendi içgüdüsel olarak içinden geçenin tezahürü. Söylenmiş olsa 2.şubenin keskin delikanlısı, yiğit bilmez mi?

En iyi de kendi çocuğunu bilir. Neyi yapıp yapamayacağını.

Canım Babacığım.

Her zaman benimle gurur duymuş ve yaptıklarımı takdir etmiş. Ve devam etmem için destek olmuştur. Rüyama gelerek yine bunu perçinledi. Allah bin kez razı ve mekânı cennet olsun.

Sinemadan kopamıyoruz işte Douglas’tan( 9 Aralık 1916 – 5 Şubat 2020) anladım ki tıpkı Kuzey’n “Beyaz geceleri” gibi Temmuz’n sonuna doğru yani tarihler, 20 Temmuz 1969’u, gösterdiğinde Ay yüzeyine, ilk kez ayak basıldı.

Neil Armstrong (5 Ağustos 1930-25 Ağustos 2012),Amerikalı Deniz Kuvvetleri pilotu, astronot, profesör ve uzay mühendisi. Onu da bu vesile ile saygıyla analım.

Ve benim doktorum, Doç.Dr.Lercan Aslan sayesinde, bir Türk olarak aynı tarihlerde bir insan daha yeniden yeryüzüne ayak bastı.

 

Artık hem o uykusuz beyaz geceler ve astronot havamdan, kurtulmuş. Su ile yaklaşık bir buçuk- iki aylık süreden sonra paketimi açıp, değerli doktorumun, kazandığımı söylediği an.

O anı tarif edemem. Su ile buluştum, o deri parçaları yeniden nasıl hücrelerini yeniliyor. Ne şahane bir mekanizma sunmuş, Rabbim.

Hamd Olsun.

Ve uzun bir aradan sonra yeryüzüne basmak.

Ben, bir yaşıma gireceğim gün, hafif hafif tay taylarken ilk kez yürümüşüm. Üzerimde de bu süreçte bana bebekler gibi bakan biricik teyzemin aldığı bir elbise varmış. Değerli Doktorum, Doç.Dr.Lercan Aslan’n, beni yeniden ayağa kaldırdığı o günde,  üzerimde yine teyzeciğimin aldığı bir elbise vardı.

Yaşamak ne güzelmiş!

Doktorum paketi açıp, işlemlerini tamamladıktan sonra diyor ki:

-Yeniden doğdunuz! Yeni Emel Hanım, hoş geldiniz!

Teşekkür ederim, Doktorum, Doç.Dr.Lercan Aslan ve ekibi.

Yeni Emel Seçen ve yeni adımlar.

EMEL SEÇEN

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız