İstanbul
Parçalı az bulutlu
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,4792 %-0.02
53,3552 %0.15
6.205,50 % -1,30
63.452,56 %1.376
Muhalif. KÜLTÜR SANAT Sabahattin Ali'nin yarım asırlık sırrı: İki Gözüm Ayşe yeniden okurla buluştu

Sabahattin Ali'nin yarım asırlık sırrı: İki Gözüm Ayşe yeniden okurla buluştu

Türk edebiyatının usta kalemi Sabahattin Ali’nin, öykü ve romanlarının doğum sancılarını barındıran ve onlarca yıl boyunca saklanan özel mektupları, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla yeniden raflarda. Gazeteci Doğan Akın’ın titiz araştırmasıyla gün yüzüne çıkan ve katledilen araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu’nun önsözüyle taçlanan "İki Gözüm Ayşe", yazarın fırtınalı cezaevi yıllarına ve edebi dünyasının köklerine ışık tutuyor.

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 6 dk

Türk edebiyatında silinmez izler bırakan, "Kürk Mantolu Madonna" ve "Kuyucaklı Yusuf" gibi başyapıtların yazarı Sabahattin Ali’nin bilinmeyen dünyası, "Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları / İki Gözüm Ayşe" kitabıyla yeniden okur karşısına çıkıyor. İş Bankası Kültür Yayınları tarafından özenle hazırlanan ve genişletilmiş yeni baskısıyla yayımlanan eser; yazarın 1931-1935 yılları arasında kaleme aldığı, büyük bölümü soruşturma ve cezaevi duvarları arkasında yazılmış 67 mektubu, orijinal el yazması şiirleri ve çevirileri içeriyor.

Bir gazetecilik başarısının perde arkası

Tamamı eski harflerle yazılmış bu tarihi belgelerin ortaya çıkış öyküsü, 1990 yılına dayanıyor. Dönemin Cumhuriyet gazetesi muhabiri, günümüzün T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın, usta yazarın yakın arkadaşı Ayşe Sıtkı İlhan’ın Ankara'daki kapısını çaldığında edebiyat tarihini değiştirecek bir keşfe imza attı. Yıllarca büyük bir titizlik ve siyasi iklimin getirdiği tedirginlikle saklanan mektuplar, Ayşe Sıtkı İlhan’ın çevirisi ve Doğan Akın’ın sekiz ay süren yoğun mesaisiyle yeni yazıya aktarıldı.

Uğur Mumcu'nun odasında filizlenen çalışma

Kitabın edebi ve tarihi değerini artıran en önemli unsurlardan biri de önsözünde saklı. 41 yaşında karanlık bir cinayete kurban giden Sabahattin Ali'nin bu özel derlemesine, 1993 yılında uğradığı bombalı saldırıda katledilen usta gazeteci Uğur Mumcu önsöz yazdı. Mektupların yeni harflere dönüştürülme sürecinin büyük bir kısmı, o dönem Mumcu'nun Cumhuriyet gazetesinin Ankara bürosundaki odasında gerçekleştirildi. Böylece Türkiye'nin faili meçhul bırakılan iki büyük aydınının yolları bu kıymetli eserde kesişmiş oldu.

Eserlerin doğum sancıları ve tarihi tanıklıklar

"İki Gözüm Ayşe", sadece kişisel yazışmalardan ibaret değil; aynı zamanda "Aldırma Gönül", "Melankoli" ve "Göklerde Kartal Gibiydim" gibi milyonların hafızasına kazınan efsanevi şiirlerin ilk el yazması orijinallerini de barındırıyor. Eser, yazarın edebi dehasının kaynaklarını birinci elden duyururken, dönemin ağır siyasi atmosferini de tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Kitabın bu yeni baskısında, metinlerin üzerindeki isim gizemleri kaldırılırken; Mehmet Ali Aybar, Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya ve Prof. Dr. Aydın Aybay gibi aydınların Sabahattin Ali cinayeti dosyasına dair tarihi tanıklıkları ve söyleşileri de genişletilmiş ekler olarak okura sunuluyor.

Doğan Akın’ın önsözü

Doğan Akın’ın, kitabın yeni baskısı için yazdığı önsöz şöyle:

Sabahattin Ali edebiyatının kaynaklarını da haber veren mektuplar

1990 yılının başlarıydı. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nun en genç muhabirlerinden biriydim. Dönemin Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Ahmet Tan, “Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşı Ayşe Hanım, yakınlarda, galiba Konur Sokak’ta oturuyormuş. Kendisini bulup hafta sonu için bir söyleşi yap” dediğinde, neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.

Sabahattin Ali, Yüksek Muallim Mektebi öğrencisi olarak tanıştığı Ayşe Sıtkı İlhan’a, önemli bir bölümü cezaevleri ve soruşturmalarla geçen 1931 ile 1935 yılları arasında, henüz yayımlanmamış eserlerinin doğum sürecini de içeren onlarca mektup yazmıştı.

O sıralarda sadece Ayşe Sıtkı İlhan’ın Sabahattin Ali’ye yazdığı mektuplar yayımlanmıştı. Cumhuriyet yazarı Oktay Akbal da, gazetedeki köşesinde “Ayşe’nin nerede olduğunu, ne yaptığını, Sabahattin Ali’nin ona gönderdiği mektupların akıbetini” soran bir yazı yazdı. Ayşe Sıtkı İlhan, yazısı üzerine Akbal’a bir mektup göndererek “Sabahattin’in ‘İki gözüm Ayşe’si benim” diye kendisini haber verince, yaklaşık 60 yıl saklanan mektupların ortaya çıkmasına giden yol açılmıştı. Ancak, Ayşe Sıtkı İlhan ile Oktay Akbal’ın bu yazışmalarının ardından mektupların yayımlanmasına kadar geçen süre on yılı bulacaktı.

Yaklaşık on yıl önceki bu temastan haberim olmadığı için söyleşi yapma talebiyle Ayşe Hanım’ın kapısını çalmak üzere yola koyuldum. Konur Sokak’ta, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ait bir binanın yanındaki apartmanda oturuyordu. Zili çaldığımda, emniyet zincirini çıkarmadan kapıyı aralayarak kim olduğumu sordu. Nazi Almanya’sından Türkiye’ye kaçan ikinci eşi, bitişikteki emniyet binası nedeniyle sık sık gördüğü üniformalılardan endişe etmiş, yıllarca tedirginlik içinde yaşamışlardı. Kendimi tanıttım, Cumhuriyet’te yayımlanacak söyleşi için orada olduğumu anlattım. Zinciri çıkardı, kapıyı açarak salona davet etti.

“Söyleşi yapalım tabii ama bende Sabahattin’in mektupları var” dedi, yandaki odaya gitti ve elinde mektup dolu büyükçe bir tepsiyle salona döndü! Tepsinin başına oturdum ve saydım; Sabahattin Ali 6 Kasım 1931 ile 15 Nisan 1935 tarihleri arasında Ayşe Sıtkı İlhan’a tamamı eski harflerle yazılmış tam 67 mektup,11 şiir ve iki çeviri göndermişti. Türk edebiyatının efsane mertebesindeki yazarı Sabahattin Ali’nin hiç bilinmeyen 67 mektubu ve bir bölümü bestelenerek milyonlara ulaşmış şiirlerinin cezaevlerinden yazılmış orijinal el yazmaları elimdeydi!

Henüz sigortası bile yapılmamış genç bir gazeteci ve erken yaşlarında Sabahattin Ali okumuş bir kitapçı çocuğu olarak içim içime sığmıyordu, koşarak gazeteye döndüm. Söyleşi için acele etmemeyi, mektupları yeni harflere çevirmeyi önerdim. Adnan Ötüken’le birlikte Millî Kütüphane’nin kurucu ekibinde yer alan Ayşe Sıtkı İlhan, çeviri işini memnuniyetle yapacağını söyledi. Gazete de uygun görünce, o sırada İnkılap Sokak’ta bulunan Cumhuriyet Ankara Bürosu’nun ilk katındaki Uğur Mumcu’nun odasına ( “Miting gibi oluyor büroya geldiğimde, çalışamıyorum” diyen Uğur Mumcu, gazetedeki odasını sık kullanmıyordu) yerleştik. Ayşe Hanım tercümeyi yapıyor, ben daktilo ediyordum. O sırada 78 yaşında olan Ayşe Hanım’ın uygun olduğu bir mesai düzeni içinde başladığımız çeviri işi sekiz ay sürdü.

Ayşe Sıtkı İlhan, gün ışığına çıkardığı Sabahattin Ali’nin eşsiz mektuplarını edebiyat tarihine kazandırdıktan yıllar sonra, 2008’de 96 yaşındayken aramızdan ayrıldı.

Mektupların küçük bir bölümü, Cumhuriyet gazetesinde yazı dizisi olarak yayımlandı. Tamamını içeren kitabın ilk baskısı ise 1991 yılında Nimet Demir yönetimindeki Ataol Yayınları arasında çıktı. İkinci baskıyı, Ahmet Küflü yönetimindeki Bilgi Yayınları yaptı.

Elinizdeki kitap; dönemin çarpıcı atmosferini yansıtmasının yanı sıra Kürk Mantolu Madonna’dan Kuyucaklı Yusuf’a, Aldırma Gönül’den Melankoli ve Dağlar’a öykü ve romandan şiire uzanan Sabahattin Ali edebiyatının kaynaklarını da haber veren kıymetteki mektupların gözden geçirilmiş yeni baskısı. Mektupları uzun bir aradan sonra yayımlayan İş Kültür Yayınları’na ve editörüm Rûken Kızıler’e teşekkür ederim.

Sabahattin Ali 1948 yılında öldürüldü, katili -sürecin ayrıntılarını kitaba eklediğim dosyada göreceğiniz üzere- adeta ödüllendirildi! Bu kitabın sunuşu için kaleme aldığı yazıda 41 yaşında öldürülen Sabahattin Ali’nin “bin bir türlü çileden geçtiğini” anlatan Uğur Mumcu da, 24 Ocak 1993’te Ankara’daki evinin önünde uğradığı bombalı saldırıda 51 yaşındayken katledildi.

Hatıraları önünde saygıyla eğilirken sormadan edemiyorum: Hayattan koparılan bu emsalsiz insanlar için tek tesellimiz; eserleriyle yaşamaları, yok edilememeleri mi olmalıydı? Dünyaya yayılan kitapları, hatıraları, yakınları, okurları, uğruna can verdikleri ülkeleri; hiç olmazsa -benzer parmak izlerini taşıyan- bu karanlık cinayetlerin aydınlatılmasını hak etmiyor muydu?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız