İstanbul
Parçalı bulutlu
2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2789 %0.22
50,2002 %-0.1
6.375,38 % -0,30
95.100,00 %-0.04
Ara

Güzelliğin Sanata Dönüştüğü Yolculuk

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Güzelliğin Sanata Dönüştüğü Yolculuk

Şimdi size estetizmden bahsetmek istiyorum. Ama sakin olun, kimseye “sanat toplum içindir” dersi vermeye gelmedim. Zaten estetizm denen şey de tam olarak bu cümleye alerjik bir yerden doğuyor. Hayatın “işe yarasın, faydası olsun, bir şey öğretsin” diye bağırdığı bir dünyada, koltuğuna yaslanıp tek kaşını kaldırarak “Ya bir şey sadece güzel olduğu için var olamaz mı?” diye soranların kurduğu biraz kibirli, biraz ukala ama son derece zarif bir dünyadan bahsediyoruz.

Estetizm, sanatın işe yarar olma zorunluluğuna verdiği en şık pasif agresif cevaptır. Ne bağırır, ne slogan atar; sadece inci gibi bir üslupla, çayını yudumlayarak “Ben güzelim, gerisi umurumda değil” der. Ve evet, tam olarak bu yüzden hâlâ bu kadar sinir bozucu derecede çekicidir.

Estetizm, 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve sanatın yalnızca güzellik için var olduğunu savunan bir sanat anlayışıdır. Bu görüşe göre sanatın amacı öğretmek, fayda sağlamak ya da toplumu yönlendirmek değildir; sanatın tek amacı estetik haz uyandırmaktır. “Sanat, sanat içindir” sözüyle özetlenen bu düşünce, sanayileşmenin getirdiği çirkinleşmeye ve Realizm ile Naturalizm gibi toplumsal sorunları merkeze alan akımlara bir tepki olarak doğmuştur. Estetizmde biçim, dil, renk ve kompozisyon büyük önem taşır; eserlerde süslü, özenli ve sanatlı bir anlatım tercih edilir ve güzel olan her şey sanatın konusu kabul edilir.

Estetizmin görsel sanatlardaki en önemli temsilcilerinden biri Dante Gabriel Rossetti’dir. Rossetti, kadın figürlerini melankolik, gizemli ve idealize edilmiş bir güzellik anlayışıyla resmetmiştir. “Proserpine”, “Beata Beatrix” ve “The Blessed Damozel” gibi eserlerinde gerçek dünyadan kopmuş, zamansız ve şiirsel kadın tipleri dikkat çeker. Edward Burne-Jones ise mitolojik ve Ortaçağ temalarını masalsı ve zarif bir atmosfer içinde ele alır. “The Golden Stairs”, “The Beguiling of Merlin” ve “King Cophetua and the Beggar Maid” adlı tablolarında figürler rüyadaymış gibi sakin ve idealdir.

Frederic Leighton, akademik disiplin ile estetizmi birleştiren bir sanatçıdır. Kompozisyonları anıtsal, figürleri heykelsi ve kusursuz oranlıdır. “Flaming June”, “Cimabue’s Madonna Carried in Procession” ve “Andromache” gibi eserleriyle ün kazanmıştır. James Abbott McNeill Whistler ise resimde konudan çok renk uyumu ve yüzey armonisini ön plana çıkarır. Ona göre bir tablo bir hikâye anlatmaktan çok görsel bir müzik gibidir. “Arrangement in Grey and Black No.1 (Whistler’s Mother)”, “Nocturne” serisi ve “Symphony in White” tabloları bu anlayışın tipik örnekleridir.

Aubrey Beardsley, Estetizmin grafik sanatlara taşınmasında önemli bir rol oynamıştır. Siyah-beyaz, yoğun süslemeli, kıvrımlı ve zaman zaman erotik çizimleriyle dikkat çeker. Oscar Wilde’ın “Salomé” eseri için yaptığı illüstrasyonlar ve “The Yellow Book” dergisi için hazırladığı çizimler, onun dönemin en çarpıcı sanatçılarından biri olmasını sağlamıştır. Romaine Brooks ise koyu tonlar, melankolik atmosfer ve androjen figürlerle tanınır. “Self-Portrait”, “La France Croisée” ve “Peter, A Young English Girl” adlı eserlerinde hüzünlü ve içe dönük bir güzellik anlayışı görülür. Maria Zambaco, Estetikçi çevrenin simge isimlerinden biri olarak hem ressam hem de modellik yapmış, melankolik ve gizemli kadın figürleriyle dönemin estetik idealini temsil etmiştir. Lucy Maddox Brown ise zarif, duygusal ve şiirsel kadın figürleriyle tanınır; “The Orchard” gibi çalışmalarında Estetizmin yumuşak, melankolik ve içe dönük güzellik anlayışını yansıtmıştır.

Bu anlayış, günümüzde de farklı biçimlerde yaşamaya devam etmektedir. Estetizm artık bir akım adıyla anılmasa da, “sanatın yalnızca estetik deneyim için var olması” düşüncesi çağdaş sanatın birçok alanında güçlü biçimde hissedilir. Olafur Eliasson’un ışık, renk ve mekân algısıyla oynayan enstalasyonları, James Turrell’ün ışığı bir sanat malzemesi olarak kullanan mekânsal çalışmaları, Anish Kapoor’un devasa ve yansıtıcı heykelleri ile Yayoi Kusama’nın sonsuzluk odaları, izleyiciye mesajdan çok estetik bir deneyim sunmayı amaçlar.

Moda dünyasında ise bu anlayış çok daha görünürdür. Alexander McQueen, defilelerini birer sanat performansına dönüştürerek modayı işlevsel giyimin ötesine taşımıştır. Iris van Herpen, dijital teknoloji ve heykelsi formlarla tasarımlarını birer “güzel nesne” hâline getirir. Rei Kawakubo ve Husseyin Çağlayan gibi tasarımcılar da giysiyi bir mesajdan çok biçim ve estetik deneyim üzerinden ele alır. Fotoğraf ve dijital sanatta Tim Walker’ın masalsı kompozisyonları, Erwin Olaf’ın sinematografik ve melankolik sahneleri, günümüzün “aesthetic” kültürüyle birleşerek Estetizmin çağdaş yansımalarını oluşturur.

Böylece Estetizm, 19. yüzyılda doğan “güzellik için sanat” anlayışını, günümüzde daha deneyimsel, daha dijital ve duyulara daha yoğun hitap eden biçimlerde sürdürmeye devam eder.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *