Post-modern tefeciden inciler
BlackRock, 1988’de New York’ta kurulan, 2026 itibarıyla da yönetimi altındaki 12.5 trilyon doları aşan varlığıyla dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi olarak biliniyor. Bireysel ve kurumsal yatırımcılara hizmet veren şirket hisse senedi, tahvil, nakit yönetimi ve özellikle Ishares markasıyla borsa yatırım fonları (EFT) alanında devasa bir güce sahip. Daha basit anlatımla söyleyeyim, BlackRock zamanımızın devasa bir tefeci şirketi.
Bu BlackRock’un CEO’su (İcra Kurulu Başkanı) Larry Fink geçenlerde Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda bir konuşma yaparak dedi ki:
“Kapitalizmin son büyük faciasına hazırlanın.”
Daha sonra ne demek istediğini şöyle açtı:
“Sistem 30 yıldır halka hiçbir şey veremedi. Şimdi yapay zeka, beyaz yakalıları yutmaya geliyor.”
Batı basınında çıkan haberlere göre Larry Fink, Davos zirvesinde, “Kapitalizm Soğuk Savaş’tan bu yana tarihinin en büyük sınavıyla karşı karşıya. Bu gidişle de sınıfta kalmak üzere,” cümlelerini telaffuz etmiş.
Başlıklar halinde Fink’in çıkışları şöyle:
Sürdürülemez uçurum: “Berlin Duvarı yıkıldığından beri (1989) tarihin en büyük serveti yaratıldı. Ama bu para toplumsal barışı bozacak derecede küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz. Sonunda da sistem çatırdar.”
Beyaz yakalıların sonu: ”Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa yapay zeka da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara, analistlere yapacak. Bu sözleri söylerken gelecekten değil, bugünden söz ediyorum.”
Halkın elektrik faturası neden artıyor: “Yapay zeka devasa enerji tüketen veri merkezlerine ihtiyaç duyuyor. Bu merkezler kurulurken gereken milyarlarca dolarlık altyapı ve ek enerji maliyetleri elektrik dağıtım şirketleri tarafından ‘hizmet bedeli’ veya ‘ek yük’ adı altında genel şebekeye, yani doğrudan sizin, benim faturalarımıza yansıtılıyor. Yani siz evde çay demlerken dev şirketlerin yapay zekasını besleyen sistemin masraflarına ortak ediliyorsunuz.”
Davos bir illüzyon: ”Burada toplanmış bir grup elit herkesin dünyasını şekillendirmeye çalışıyor. Ama asıl darbeyi yiyecek olan halkın bu masada sandalyesi yok.”
Fink, kapitalist sistemin tamamen çökmemesi için de kendince şöyle bir öneri ortaya atıyor:
“Halkı büyümenin sadece kurbanı ya da seyircisi olmaktan çıkarıp bu yeni zenginliğin ortağı yapmalıyız. Aksi halde adaletsizliğin yarattığı öfke tüm dünyayı saracak.”
Fink kendince böyle bir çözüm yolu önermiş de halkı bu yaratılan zenginliğin ortağı haline nasıl getireceğini söylememiş. Mesela, New York’un batı yakası 37. Caddesinde yaşayan bakkal ya da Queens’de kahvehane işletmecisi bu zenginliğe nasıl ortak edilecek? Bir deyiverse de anlasak.
Size Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılıp sonraki yıllarda Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi görüşmeleri başlarken yaşananlardan bir örnek vereyim de mesele daha açık anlaşılsın. Gayet iyi tanıdığım ama ismini vermek istemediğim, Yunan bir işadamı var. Bu kişinin babası Yunanistan iç savaşı sırasında o dönemdeki Sovyetler Birliği’nin başkenti Moskova’ya iltica etmiş. Ardından da Doğu Almanya’ya yerleşmiş. Benim tanıdığım iş adamı da Doğu Almanya’da büyüdükten sonra Yunanistan’a geri dönmüş. İki Almanya’nın birleşmesi sırasında bizim iş adamı Doğu Berlin’de yaşamının bir bölümünü geçirdiği ve uyanık bir girişimci olduğu için Doğu tarafında kalan fabrikalar hiç fiyatına satılırken her biri bir dolara, yanlış okumadınız, her biri bir dolara koskoca birkaç üretim tesisinin üstüne konmuş, bunları biraz geliştirdikten sonra yüz milyonlarca dolara satarak Fink’in BlackRock’u gibi yatırım şirketleri üstünden multi milyarder olmuştu.
Fink, anlaşılan yapay zekanın dünya sistemine ne getirip ne götüreceğini pek kestiremiyor olmalı ki alarm zillerini çalmaya başlamış. Yıllarca gıcır gıcır yeşillerle (dolar) oynarken şimdi kripto para (bitcoin ve benzerleri) onu ve zamanımızın öbür post-modern tefecilerini korkutuyor olmasın?