Haydut
Geçtiğimiz yıl yazdığım pek çok yazı ne yazık ki oldukça kötümserdi. “İçimizi kararttın, yazılarına bir süre ara ver!” uyarılarını dikkate alarak yazılarıma bir süre ara vermek niyetindeydim. Umutlu ve iyimser bir yıl olması dileği ile (klavyeden uzak!) yeni yılın ilk Cumartesi sabahı televizyonun başına oturdum. “Aman Allah’ım o da ne!” diyerek gözlerime inanamadım. ABD, aslında beklenildiği gibi dersek hatalı olmaz, Venezuela’yı acımasızca vurmaya başlamıştı. Bombardıman sesleri durduktan sonra Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşinin “Delta force” tarafından nokta operasyonu ile nasıl yakalandığı ekran başından ayrılamayan bütün dünya kamuoyuna naklen yayınlandı.
Bu noktada Maduro’nun savunulacak bir tarafı olmadığının altını hemen çizelim. Maduro ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki temaslar sırasında yazmaya çalıştıklarımı hatırlayanlar kendisi ile ilgili düşüncelerim hakkında bilgi sahibi olabilirler. Halkını sefalete sürükleyen, Chavez’in mirasına sahip çıktığı var sayılan ama yakından uzaktan bu mirasla ilgisi olmayan, rakiplerini hapse attırmakta dahil olmak üzere her türlü seçim hilesine başvuran Maduro’nun sevilecek bir tarafı olmadığı aşikar. Dolayısı ile Maduro’nun kimliği ile Maduro’nun başına gelenleri karıştırmamak gerekiyor.
Dönelim bu yazının başlığındaki “haydut”a ve haydutun temsil ettiği “haydut devlet” anlayışına.
Malum, Monroe doktrini 2 Aralık 1823 tarihinde dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından Kongre’ye sunulan ve 18inci yüzyıl boyunca geçerliliğini sürdüren, Amerika kıtasına Avrupalı sömürgecilerin müdahalesini engellemeye yönelik, kıtada sadece ABD’nin borusunu öttürebileceğini öngören, Trump’ın yeniden sahiplendiği bir doktrin olarak karşımıza çıkıyor. “Amerikan kıtasında hala Avrupa sömürgeciliği tehdidi mi var?” diye sorabilirsiniz. Belki Avrupa artık tehdit değil ama, kuşkusuz Trump’ın hedefinde Çin var.
Konuyu daha derinlemesine anlayabilmek için film şeridini biraz daha ileriye saralım. Özellikle 2. Dünya Savaşına dahil olan ve artık kendisi içe kapalı bir anlayışla Dünya meselelerini yürütemeyeceği anlaşılan ABD, savaşla birlikte üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere’nin yerini alacak, savaş sonunda Dünya sorunlarını çözmekte yetersiz kalan Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) yerine Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmasına öncülük edecekti. Kurucu 5 ülkenin (2. Dünya Savaşı galibi) her birisinin Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi bulunan BM kararları, uluslararası hukuk olarak bildiğimiz hukuk düzeninin de kaynağını oluşturacaktı. ABD’nin Venezuela saldırısının BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması, otomatik olarak ABD’nin vetosu ile karşılaşacağından bir anlam ifade etmemektedir. Bununla birlikte ülkelerin mevcut toprak bütünlüğünü garanti altına alan BM sisteminin açıkça ihlal edildiği ve dolayısı ile artık BM’nin de sorunları çözmekte yetersiz kaldığı, yeni bir sistemin tartışmaya açıldığı açıktır. Hoş sistemi, uluslararası hukuku yerle bir eden Haydut’un, kendi anayasal düzenini de ihlal ettiği, savaş kararı almak için Kongre olurunu alması gerekirken, saldırıyı ABD çıkarlarına aykırı narkotik bir düzleme çekerek gerekçelendirdiği de söylemlerden anlaşılmaktadır.
Peki Haydut esas olarak neyin peşinde? Anlaşıldığı kadarı ile Chavez döneminde iki kere millileştirilen Venezuela petrolü ABD’nin esas iştahını kabartan olgu. ABD şirketlerinin bu petrolün (Dünya rezervinin yaklaşık yüzde17’si) yönetiminin başına geçmesi, özellikle ambargo döneminde esas alıcı Çin’in de kıtadan uzaklaştırılması için olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Buna bir de her durumda karşımıza çıkan nadir toprak elementlerini de eklemek gerekiyor.
Venezuela için her şey olup bitti mi? Anayasalarına göre geçici başkanlık görevini üstlenen Rodriguez’in işi hiç kolay değil. Venezuela’da yönetimin hakim gücü niteliğindeki ordu o kadar da ABD’ye teslim olma, ABD’nin ülkeyi kayyum aracılığı ile yönetmesine razı değil. Rodriguez bu durumda ABD’ye yakın mı duracak yoksa ordudan gelen sesleri mi daha fazla dinleyecek? Trump derhal Rodriguez’i tehdit etmekten geri durmadı ve Maduro’nun başına gelenlerden daha kötüsünün kendi başına gelebileceğini beyan etti. Peki ya Venezuela halkı? Chavez’e karşı darbe yapıldığında sokaklara dökülen, Chavez’in geri gelmesini sağlayan halk nerede?
Anlaşıldığı kadarı ile hiç birisine güvenmiyor ve olup bitenin sona erip hayatın normal akışına geri dönmesini bekliyor. Peki hayat normal akışına geri dönebilir mi? Ne Venezuela halkı ne de Trump’ın temsil ettiği “haydut devlet” anlayışından vaz geçilmediği oranda diğer halklar için bu beklenti fazlası ile iyimser.
Peki sırada kim var?
Korsan bahis siteleri bahisleri toplamaya başlamışlar mıdır?
Ne yazık ki günümüzün ruhu iyimserliğe yer bırakmıyor.