İstanbul
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,0439 %0.04
50,3189 %-0.27
6.127,75 % 2,27
92.773,20 %1.522
Ara

Devlet aklı ve Nutuk ahlâkı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Devlet aklı ve Nutuk ahlâkı

Bir devletin kaderi, çoğu zaman haritalarda değil; o haritalara bakarken kurulan cümlelerdedir. Sınırların çizgiden ibaret olmadığını, toprağın yalnızca üzerinde yürünülen bir zemin değil; tarih, emek, dil ve hafıza taşıdığını bilenler için siyaset, aceleci bir irade gösterisi değil; uzun soluklu bir idrak meselesidir.

 

Bu coğrafyada yöneticilik, her şeyden önce ölçüyü bilmeyi gerektirir: Gücün sınırını, zamanın nabzını ve toplumun taşıyabileceği yükü…

Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta Musul meselesine yaklaşımı tam da bu sebeple kapsamlı bir devlet aklının ve tarihsel sorumluluk bilincinin berrak bir ifadesidir. Bazı kuru diplomatik ihtilafların çok ötesinde...

 

O satırlarda yalnızca bir vilayetin akıbeti değil, yeni kurulmuş bir devletin kendisiyle kurduğu ilişki görünür. “Musul vilâyeti millî hudutlar içindedir” derken Atatürk, bir idealin altını çizer; fakat aynı nefeste, bu idealin hangi tarihsel koşullarda ve hangi bedellerle sınanacağını da açıkça ortaya koyar. Bunu saklamaz. Nutuk, bu yönüyle, heyecanı değil; muhakemeyi, arzuyu değil; sorumluluğu merkeze alan bir metindir.

 

Toprak dediğimiz şey, yalnızca yer kabuğunun bir parçası değil; üzerinde yaşayan insanların hatıraları, korkuları, umutları ve imkânlarıyla birlikte anlam kazanır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta Musul meselesini ele alışı bu yüzden bugün hâlâ önemlidir.

 

Nutuk’ta Musul, hamasetin değil; serinkanlı bir muhasebenin konusudur. Öfkeye ve heyecana kapılmayan, soğukkanlı bir muhakeme. Atatürk, Millî Mücadele’nin hedeflerini anlatırken Misak-ı Millî’ye dayanır ve Musul’u bu çerçevede zikreder.

 

Orada geçen şu ifade dikkat çekicidir: “Musul vilâyeti millî hudutlar içindedir.” Bu cümle, bir iddia kadar bir sorumluluk da yükler. Çünkü Atatürk aynı metinde bu iddianın hangi şartlar altında, hangi güç dengeleri içinde ele alınabileceğini de uzun uzun tartışır.

 

Musul meselesi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçeklerle yüzleşme dersidir. Savaş yorgunu bir ülke, ordusunun durumu, ekonomisinin kırılganlığı ve uluslararası siyasetin sert rüzgârları… Atatürk’e göre, bir milletin bütün kuvvetlerini, henüz istikbalini güvence altına almadan yeni bir maceraya sürüklemek, sorumlulukla bağdaşmaz.

 

Nutuk’ta meseleyi anlatırken, sadece “Ne istiyoruz?” sorusunu değil, “Neye gücümüz var?” sorusunu da sorar. İşte yöneticilik tam burada başlar. Toprağı tanımak yetmez; zamanı, insanı ve şartları da tanımak gerekir.

 

Atatürk’ün yaklaşımında romantik bir fetih arzusu yoktur.

O, Musul’un tarihî, coğrafî ve iktisadî bağlarını ortaya koyarken, aynı zamanda bu bağların korunmasının ancak doğru zamanda ve doğru yöntemle mümkün olabileceğini bilir. Nutuk’un satır aralarında sezilen şudur:

Bir lider, milletinin duygularını okşamak için değil; geleceğini güvenceye almak için karar verir.

 

Bugün dönüp baktığımızda, Musul meselesi bize şunu fısıldar: Gerçek devlet aklı, her istediğini hemen yapmaya kalkmak değil; neyi, ne zaman ve nasıl yapacağını bilmektir. Atatürk’ün Nutuk’ta ortaya koyduğu tam olarak budur.

 

O, ülkesini ve toprağını savunurken, insanının daha fazla acı çekmemesi için zamanı savunur. Belki de bu yüzden Nutuk, yalnızca bir tarih kitabı değil; bir yönetim ve ahlâk metnidir. Takip edilmesi ve yol alınması gereken bir ahlâk...

 

Musul sayfalarında okuduğumuz şey kaybedilmiş ya da kazanılmış bir topraktan çok daha fazlasıdır: Gerçekçi olmanın, şartları doğru okumanın ve milletine karşı dürüst olmanın dersidir. Cumhuriyet’i ayakta tutan da tam olarak bu derstir.

 

Bu coğrafyada siyaset, çoğu zaman yüksek sesle konuşmayı marifet saydı. Oysa Nutuk’un Musul sayfaları, sessiz ama derin bir düşünmenin örneğidir. Orada geri çekilme, bir zayıflık değil; devletin kendini -insanını- koruma refleksidir. Sabır, bir edilgenlik değil; stratejik bir erdemdir. Atatürk’ün büyüklüğü, yalnızca neyi savunduğunda değil; neyi ertelediğinde ve neden ertelediğini açıkça söyleyebilmesindedir.

 

Bugün sorumluluğumuzda burada başlıyor. Nutuk’u bir kutsal metin gibi tekrar etmek değil; onu bir akıl disiplini olarak okumak. Musul meselesi bize hâlâ şunu soruyor: Toprağı mı istiyoruz yoksa onu taşıyacak zamanı ve toplumu inşa etmeyi mi? Bir cümleyle ideal kurmak kolaydır; o idealin bedelini hesaplamak ise devlet aklı ister.

 

Bu yüzden Musul, Nutuk’ta bir toprak meselesi değil; milletine karşı dürüst kalabilen, halkın vaziyetini görebilen, kabul eden ve hedeflerini bu yönde tayin eden; arzuya değil sorumluluğa dayanan bir devlet ahlakının ifadesi.

Roşan ORHAN

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *