Nursun Erel
[email protected]
Nerde o şampanya tepsileri?
Anadolu Ajansında mesleğe başladığım yıllardı, sabahları bir heves koşardım İbrahim Çıngay’ın yönettiği büroya. İşlerin biraz durulduğu anlarda Çıngay bir sohbet başlatır, hayranlık duyduğum kıdemli gazeteciler pası alır, neler neler anlatırlardı. Ağzım açık dinlerdim.
Bahtı kara! Ankara
Eskiden okullarda hepimize öğretilen bir marş vardı hatırlar mısınız? “Ankara, Ankara, güzel Ankara. Seni görmek ister her bahtı kara. Senden yardım umar her düşen dara.
Cem Karaca'yı silemediler
Cem Karaca’yı kim unutabilir, nasıl unutturabilirler Allah aşkına? O “nezle görmemiş” ama ne yazık ki sigara dumanıyla tütsülenmiş kendine özgü davudi sesiyle “İşçisin sen işçi kal” diye haykırışını, “Bu son olsun” sözüyle dünyaya sitemini ve belki de canına tak edip “artık yeter” diyerek bizlere...
Yahudiler ve Kulüp üzerine…
Pandemi sürecinin vazgeçilmez bir alışkanlığı da Netflix oldu… Önceleri, akşam yemeği sonrası kanal kanal gezerek siyasi tartışma programlarından birinde karar kılıp, gece yarısına kadar oyalanıyorduk. Sonra o programlar bıktırdı, Netflix’e dönüldü-Neden mi?
Jackie, kanlı tayyör ve Kennedy suikastı
Koyu gizemli bakışlar, kulağa yumuşacık gelen fısıldar gibi bir ses tonu (hele Fransızca diksiyonu! ), parlak gür saçlar, yaşama, aileye, dostlara, sanata ve estetiğe adanmışlık.