Vadideki Zambak
Atlı devriyelerin nal seslerini işitince uyandı. Baş ucundaki büyük mumu yaktı. Mutfağa girdi. Öğle yemeğinden kalan yağlı koyun budu parçalarını bir tabağa koydu. Kahve demliğini ocağın üzerine yerleştirdi. Kocaman bir kupaya şarap doldurup yeniden masaya döndü.
“Çocuk Kalbi”
Göğsü iyice sıkışınca durdu. Biraz soluklandı. Ne kadar zamandır yürümekte olduğunu bilmiyordu. Nerelerden geçtiğini de bilmiyordu, tıpkı nereye gittiğini bilmediği gibi. Hatırladığı kadarıyla son olarak Campo Marzio’dan geçmiş ve köşedeki tütüncüden biraz Cagliari tütünü almak için durmuştu.
İlkokul karnelerimiz
Dün Beyoğlu’nda avarece dolaşırken, ara sokaklardan birindeki küçük bir hanın kapısına asılmış ”Efemera Sergisi” ilanı dikkatimi çekti. Girdim. Sararmış fotoğrafların, kenarları zımbalanmış soluk yeşil TCDD biletlerinin, üzerinde “ödenmiştir” damgası bulunan “Terkos Şehir Suyu” faturalarının,...
Ankara Ankara...
Burası İzmir Caddesi’dir. Caddenin başı Kumrular Sokağı’dır. Yolun iki yanını kaplayan apartmanlara inat göğe erişmeye çalışan çınarlarına, Ankara’ya kasvetli bir akşam inerken ebruli kanatlı kumrular konar ve sokak da adını buradan alır. Caddenin sonu Necatibey Caddesi’dir.
İstenmeyen adam
Kapıdaki asker başıyla belli belirsiz bir işaret verince, yarım saattir oturmakta olduğu deri koltuktan kalktı. Askerin peşi sıra yürüdü. Kapılarının hiçbir zaman kapanmadığı söylenen geniş odanın eşiğinde biraz duraklayıp, içeriye baktı.