Sıfır Atık Forumu’nun En’leri
Atatürk Havalimanı’nın apronuna, yani bir zamanlar uçakların kalkıp indiği o geniş alana kurulmuş devasa bir çadır içindeydik 5-7 Haziran tarihleri içinde. Yıllarca milyonlarca yolcunun geçtiği o havalimanının bugün bambaşka bir amaç için kullanılıyor olmasından dolayı açıkçası biraz hüzünlenmedim desem yalan olur. Neyse, İşte bu büyük çadırda üç gün boyunca dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce katılımcı sıfır atığı konuştu.
Aynı anda birkaç salonda farklı oturumlar yapıldı. Bir tarafta eski devlet başkanları konuşurken, diğer tarafta atık toplayıcıları, kompost uzmanları, belediye başkanları, akademisyenler, iş dünyasının temsilcileri, gençler, din adamları söz aldı.

Belki de forumun en dikkat çekici tarafı buydu.
Çünkü iklim krizinin tek bir meslek grubunun, tek bir kurumun ya da tek bir ülkenin çözebileceği bir mesele olmadığı gerçeği salondaki çeşitliliğe de yansıyordu.
Açılışı Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan yaptı. Sayın Erdoğan’a Vakıf Başkanı Samed Ağırbaş ile çok sayıda bakan da eşlik etti. Formun kapanışı ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile gerçekleşti.
Geliyorum Formun ENlerine.

Formun En Çok Tekrarlanan Mesajı: Çöpü Toplamak Yetmez
Forum boyunca neredeyse herkesin birleştiği bir nokta vardı. Sıfır atık, çöplerin geri dönüştürülmesinden ibaret değil. Asıl mesele çöp oluşmasını engellemek. Bu nedenle konuşmalar sık sık geri dönüşümden çok tüketim alışkanlıklarına yöneldi. “Daha iyi geri dönüşüm değil, daha az atık üretmek gerekiyor” cümlesini farklı şekillerde onlarca kez duydum. Bu noktadan sonra işin içine döngüsel ekonomi giriyor, onarıcı tarım giriyor, plastik anlaşmaları giriyor, ürün tasarımı giriyor. Kısacası mesele çöp kutusuna atılan şeyle değil, satın alma kararıyla başlıyor.

Forumun En Vicdanı: Atık Toplayıcıları
Beni en çok etkileyen konuşmalar ise Güney Afrika ve Brezilya’dan gelen atık toplayıcılarının temsilcilerinden geldi. Önce salona dönüp şu soruyu sordular: “Türkiye’nin atık toplayıcıları neden burada yok?” Aynı soruyu ben de birkaç kez sordum. Türkiye’den daha fazla konuşmacı olabilirdi bence.
Geri dönüşüm sistemlerinin görünmeyen kahramanları çöp toplayıcılar, konuşmalarında çok önemli bir noktaya dikkat çektiler. Çöplükler metan gazı üretiyor. Metan ise iklim krizini hızlandıran en güçlü sera gazlarından biri. Atıkları yakmak da başka çevresel sorunlar yaratıyor.
Onların anlattığı hikâye sadece çöp toplama hikâyesi değildi.Yıllarca kayıt dışı çalışan insanların nasıl örgütlendiğini, nasıl hak mücadelesi verdiğini ve bugün karar alma süreçlerinde söz sahibi olmaya başladıklarını anlattılar.
Mesajları netti: “Sıfır atık sistemi atık toplayıcıları olmadan kurulamaz.”

Formun En Özel Konuğu: Michelle Bachelet
Forumun önemli konuklarından biri Şili’nin eski Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet’ti. Aynı zamanda eski Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olan Bachelet ile özel bir röportaj yapma fırsatı buldum. Muhalif’te ayrıca yayımlanacak röportajın detaylarına girmeyeceğim ancak şunu söyleyebilirim; Bachelet çevre meselesini yalnızca çevre olarak görmüyor. İklim krizini insan hakları, yoksulluk, eşitsizlik ve sosyal adalet başlıklarıyla birlikte değerlendiriyor. Belki de bu yüzden bugün hâlâ küresel iklim adaleti tartışmalarının en etkili isimlerinden biri.

Forumun En Sürprizi: İnanç ve İklim İlişkisi
Benim için forumun en beklenmedik konuşması ise Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ahmet İshak Demir’den geldi. Çünkü üç gün boyunca teknoloji, döngüsel ekonomi, karbon, metan ve plastik konuştuktan sonra birdenbire başka bir soru ortaya çıktı:
İnsanları davranış değiştirmeye ne ikna edecek?
Demir, İslam’ın çevre anlayışını “emanet”, “denge”, “kanaat” ve “israf yasağı” kavramları üzerinden anlattı. Özellikle “emanet” kavramı dikkat çekiciydi. Dünya bize ait değil; bizden sonrakilere bırakmamız gereken bir emanet. Bu aslında çevre hareketinin yıllardır söylediği “Gezegeni atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık” düşüncesinin farklı bir ifadesiydi. Daha da önemlisi, çevreyi koruma sorumluluğunun yalnızca İslam’a özgü olmadığını vurguladı. Diğer dinlerin doğayı korumaya yönelik yaklaşımlarından da söz etti. Bence bu önemliydi. Çünkü insanlar her zaman bilimsel verilerle hareket etmiyor. Bazen değerleri, inançları ve kültürel referansları onları harekete geçiren daha güçlü motivasyonlar yaratabiliyor.

En Sıra Dışı Konuşmacı: Arthur Huang
Tayvanlı mimar ve döngüsel ekonomi girişimcisi Arthur Huang forumun en renkli isimlerinden biriydi. Geliştirdiği Trashpresso sistemiyle plastik atıkları birkaç dakika içinde yapı malzemesine dönüştürebiliyor. Plastikten üretilen fayanslar bugün çeşitli binalarda kullanılıyor.
Tam bu noktada kendisine şu soruyu sordum:
“Geri dönüştürülmüş plastik fayanslarla döşenmiş bir evde yaşamak daha fazla mikroplastik yutmak anlamına gelmez mi?” Sanırım bıyık altından gülümseyerek cevap verdi bana; “Şu anda plastikle çevrili bir salonda oturuyoruz. Burada ne kadar mikroplastik yutuyorsanız orada da o kadar yutarsınız.”
Huang’ın asıl ilginç tarafı sadece teknoloji değil. O yalnızca malzemelerin değil özellikle de yaşlı insanların bilgi, tecrübe ve hatta zekalarının da geri dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor. Yani onun döngüsel ekonomi anlayışı malzemeleri değil, toplumun hafızasını da kapsıyor.

Formun En Amacı: COP31
Üç gün boyunca hissedilen bir başka gerçek daha vardı. Bu forum yalnızca bir sıfır atık etkinliği değildi. Kasım ayında Antalya’da yapılacak COP31 İklim Zirvesi’nin bir ön gösterimi gibiydi. Konuşmacıların önemli bölümü sık sık COP31’e atıfta bulundu ve Forumun arka planında sürekli hissedilen şey buydu.
Birçok oturumda şu cümle tekrarlandı:
“Sıfır atık bir iklim eylemidir.”
Formun En İklim Gazetecisi: Yasemin Mıstıkoğlu (zaten başka yoktu)
Formun En Tarım Yazarı: Mine Ataman
Forumdan ayrılırken aklımda kalan en önemli düşünce şu oldu:
İklim krizini çoğu zaman enerji santralleri, fosil yakıtlar ve karbon emisyonları üzerinden konuşuyoruz. Oysa tabağımızdaki yemek, satın aldığımız ürün, attığımız ekmek, kullandığımız su ve hatta inandığımız din de iklim krizinin bir parçası.
İstanbul’daki Sıfır Atık Forumu bana yeni şeyler düşündürdü. Farklı sorular ve bakış açısı ile COP31’e doğru..







