İstanbul
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,1975 %0.15
50,9107 %-0.12
7.254,50 % 0,67
71.506,01 %2.958

Senden geriye kalan

YAYINLAMA:
Senden geriye kalan

New York Times çok satan yazarın (Colleen Hoover ), kırk beş dile çevrilen, romanından beyaz perdeye aktarılan eser sıcacık, aile, merhamet, aile içi kültürel gelişim, annelik, değerler ve hayaller üzerine dönüyor.

Yönetmen Vanessa Caswill kadın yönetmen ve tüm ekip neredeyse kadınlardan oluşmakta. Ve bu hal tamamı ile yansımış.

Yavru kediyi sahiplendirme işinden itibaren yansımaya başlıyor.

Bir geçmiş, bir gelecek içinde Kenna (Manika Monroe ) bu arada değerli büyüğüm, dostum Atilla Dorsay, sevgili Leman Dorsay’ı ulak yapıp; kulaktan kulağa “Söyle istersen deyip. Film sırasında hafif yana doğru eğilerek: Kenna’yı fiziken bana benzettiğini” söylüyor.

Kaderi de sonunda öyle olacaksa, bence mahsuru yok ama ben yine de daha önce ki yorumunda yazdığı, Barbie –Margot Robbie’ye benzetilmeyi tercih ederim. Çünkü çok beğendiğim bir yetenek, oyuncu.  Üstelik bir değerli dostum yine Sadi Çilingir’de bu benzetmeyi geçtiğimiz günlerde Uğultulu Tepeler filmi ardından, “Siz, Margot ile aynı familyadansınız, herhalde” diyerek teyit etmişken.

İkide iki anlayacağınız.

Neyse şaka bir yana her zaman kendin olmak hep en iyisidir.

Herkes kendi yolunda.  Kenna’da bütün ızdıraplı hayat yolculuğunu, otoban ile açar ve hayatında engel ve yeniden dönüm noktası olacak, bir mezar lahitti (Hristiyanlıkta olduğu için mezar başında ki tahta haç )söktüğü gibi  savulun ben geliyorum, der.

Ne derdi olduğunu, tıpkı kitap okur gibi okudukça anlatır film. Bence çok da iyi yapar. Karşılıklı diyaloglar. İlk aşk, aşkın o unuttuğumuz “İlk karşılaşma anının ölümsüzlüğü” üzerine durur düşündürür. Otobandan ismi Parades yani Cennet olan ama adı sadece budur. İçerde bakımsız, son derece bir motel formatından çok adeta bir minimize gettodur.

Burada Down Sendromlu oyuncu Kenna ile dostluk kuracak. Fakat eski eşinin, hem çocukluktan arkadaşı aynı zamanda karşı komşusu olan Ledger (Tyriq Withers) önce kız çocuğunu esas annesinden korumaya çalışacağında, Kenna’ya tutumuna “Gerzek!” olarak tepkiyecek ve film boyunca bu down sendromlu (hiçbir yerde adını bulamadım) Sendromlu bireylerin, normal sandığımız insanlardan daha ön yargısız, daha akılcı ve daha sevgi dolu dünyalarını koruduklarını ifade etmeye çalışır, film.

Bir yavru kedi alırsa kaldığı pansiyondaki bir faturayı ödemekten kurtulacaktır. İşsizdir. Son parasını adı cennet olan pansiyona üstelik eşyasız, yollarda yürüyerek geçirirken de açtır. Çünkü parası yoktur. Hapisten yeni çıkmış, sabıkası olduğu için kimse işe almak istemez.

Tıpkı Gülten Akın’n “-Ah, kimselerin vakti yok! Oturup ince şeyler düşünmeye, dediği gibi ilerler. Bir barda sadece kahve isteyen tek kadındır. Elinde ise hapiste Ivy adlı kendisinden yaşça olgun ve tecrübeli kadının, o sırada sütü aktığı ve emziremediği için kendisini fark etmesi üzerine söylediği sözle yaşama tutunur ve yazmaya başlar.

“Ölmek mi yoksa içinde yaşamak mı? Yaz!”

Böylelikle dört koca defter dolusu yazar, yazar, yazar ve yürür!

Senaryo romandan olunca katkı da esas yazar etkisi haliyle yansımakta. Yazma serüvenin içselliği hafif bir dinginlikle sunulmakta.

Evet, yürür. Çünkü yürümek zorundadır. Koşulları öyledir çünkü.  Diğer yandan en kötüde, iyiyi koruma halini ustaca ve bilgece, en onurlu şekilde taşır.

İlerler yaşamda. Mutfak tezgâhının altında, eski eşinin mezar hatırası bir ok gibi yaşamına saplanan, karşılığında doğum gününde yitirdiği eşinden kalan ve hapishanede doğurduktan sonra.

Erken doğum olduğu için emziremeden, kucağına alamadan, kokusunu içine çekemeden elinden zorla alınan dünyalar güzeli kızı.

Kızını bir kez olsun görebilmek için döner, başlarda bir tipik Türk dizisi gibi gelebilir ama açıldıkça, kurgusu ve gerçek aşkı bulma yolunda, insanın nelerden geçmek zorunda olduğunu.

Hayat yolculuklarımızı en duygusal ama duyguyu sömürmeyen yanı ile anlatır.

Eski eşini tek görüşte aşkta, bulur ve bir araba ile çıkışta bekleyeceğim dediği,

İş çıkışı ama “hayatımda gördüğüm en çirkin turuncu araba” derken aldığı cevap aradan geçen yedi yıl sonra aynı iş yerinde, aynı aracı arkadaşından ödünç aldığı arkadaşı ile bu kez yolculuğa başlayacaktır.

Üstelikte aynı arabada kızının düşürdüğü sarı tokayı bulacak ve bu tokayı, kâh bilezik -kâh saçına, küçük kızının elleri gibi saracak, toka yapacaktır.

Sona doğru ne olduğu tam olarak açılan. Ön yargısız ve her koşulda koşulsuz sevginin egemen olduğu gerçeğinin altını çizen sıcacık, anlam yüklü, aşk dolu, gerçek sevgi ile bezenmiş bir seçki.

Senden geriye kalan romantik ve düşünmeye yani koşulsuz sevginin kıymetini bilmeye davet ediyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız