İstanbul
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,2795 %0.22
50,5902 %-0.78
7.136,03 % -0,98
71.148,53 %1.269
Muhalif. GÜNDEM Rakamlarla Türkiye’de kadın olmak! 

Rakamlarla Türkiye’de kadın olmak! 

Kadınlar bir 8 Mart'ı daha, bugün hiç kadın öldürülmesin temennileriyle, istihdamdan eğitime, hayatın her alanında fırsat eşitliği sağlanması talepleriyle kutluyor. Peki, rakamlar bize ne diyor? Dünyada durum ne, Türkiye'de ne? Gazeteci Murat Bayar, Muhalif için araştırdı, yazdı...

Okunma Süresi: 12 dk

HABER-ARAŞTIRMA: MURAT BAYAR

Her başarılı erkeğin arkasında, bir kadın vardır, sözünü hiç düşündünüz mü? Bu söz, zannedildiği gibi, erkeğin yaptıklarına destek olmayı değil, yapamadıklarını da yapıp, ona ithaf eden kadını anlatır!

Yaşadığı dönem Londra’sında, bir kadının kitap yazamayacağı düşünüldüğü için, Marry Shelly ilk eserlerini, şair ve filozof olan eşi Percy Bysshe Shelley adıyla yayımlattı. 

Kabuslarından, Frankenstein’ı, yaratan, apokaliptik roman The Last Man'in yaratıcısı Marry Shelly, 50’li yaşların başında, yazar olmanın bedelini, yalnızlık içerisinde yitip, giderek ödedi.

Yine, Fransız heykeltraş Camille Claduel, kadınların büyük eserler yapamayacağı yaklaşımı nedeniyle, Düşünen Adam/ Le Penseur, heykeli, gibi pek çok çalışmasını, sevgilisi Auguste Rodin’in yaptığını açıkladı. Sahipsizlik hissiyle, delirerek, akıl hastanesinde, yalnızlık içinde öldü.

8 Mart Dünya Kadınlar günü, Türkiye’de de kadınların kazanımlarının kutlandığı, cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratma ve harekete geçme çağrılarının yapıldığı gün. Ancak Türkiye, bu yıl da cinsiyet eşitliği ve kadın haklarından, sınıfta kaldı. Dünya Ekonomik Forumu’nun kadınların ekonomiye katılımı, fırsat eşitliği, eğitim imkânlarından yararlanma ve siyasi katılım oranlarını dikkate alarak oluşturduğu 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye, 153 ülke arasında 136. sırada bulunuyor.

SİSTEMİN KARNE NOTU: SIFIR!

KA-DER’in geleneksel, Türkiye’de, temsilde cinsiyet eşitliği karnesinde, sonuç değişmedi. Ve erkek egemen sistemin karne notu, sıfır oldu. 8 Mart 2021’de, 13.’sü verilen karnede, KA-DER’in, siyasetten, yargıya, meslek örgütlerinden, üniversite ve yerel yönetimlere kadarki, karar alma mekanizmalarında, kadın temsiline verdiği karnede, kadınların en fazla temsil edildiği yer, yüzde 17,29 ile parlamento! Kadının temsilinin en yüksek olduğu parti sırasıyla, HDP, AKP, CHP, MHP, İP.

Kabinede, kadın oranı yüzde 11,76; 56 bakan yardımcısından, 5’i kadın; 81 validen sadece 1’i kadın.

Belediye başkanlıklarında, kadın temsil oranı, yüzde 1,5. Kadın muhtarların temsil oranı yüzde 2,14. Yüksek yargıda kadın başkan yok. 200 rektörden sadece 17’si kadın. 

12 meslek örgütünden, ikisinin başkanı kadın. 397 BİST şirketinden 134’ü, sadece erkeklerden oluşan yönetim kurullarınca yönetiliyor. Erkeklerin yüzde 72,7’si kadınların ise yüzde 34,2’si işgücüne katılıyor.

MOR ÇATI: SIĞINMA EVLERİNDE YER YOK!

Erkek şiddetinden kaçanlara destek sağlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na 2018 yılında ilk defa başvuru yapan kadın sayısı 800 iken, bu sayı artış göstererek 2019 yılında 944'e ulaştı. 2020’nin ilk altı ayında 368 kişi başvurdu. Mor Çatı, Kasım –Aralık 2020 Raporuna göre, 6284 sayılı Kanun kapsamında sığınağa gitmek isteyen birçok kadının sığınağa kabulünün “yer olmadığı” gerekçesiyle yapılmadığı belirtiliyor. Mor Çatı Vakfı'nın verilerine göre, şiddet mağduru kadınlar, devletin ilgili birimlerinden, yeteri kadar destek göremiyorlar.

KAV: HAYALİM, BUGÜN HİÇBİR KADIN ÖLDÜRÜLMEDİ, DENMESİ!

Kadın Cinayetlerini Önleme Platformu raporunun verilerine göre, 2018 yılında 440 kadın, 2019 yılında 474 ve 2020’de 300 kadın, erkekler tarafından öldürülürken, 171 kadının şüpheli şekilde öldüğü kayıtlara geçmiş.

Kadın Cinayetlerini Önleme Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, önlem ve cezaları içeren İstanbul Sözleşmesi’nin yükümlülüklerinin yok sayılmasının, kadın cinayetlerini arttırdığını vurguluyor.

2014’te imzalanan, Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan, İstanbul Sözleşmesi, toplum yapısına tehdit görülerek, muhafazakâr kesimin hedefine girdi.

Sözleşme, 4 temel ilkeden oluşuyor. 

Kadına yönelik şiddetin engellenmesi, şiddet mağdurunun korunması, suçluya hukuki yaptırım ve kadına yönelik şiddete karşı, bütüncül politikalarla bakılması.

Kav, hayalini şöyle anlatıyor:

”Erkek şiddetine dur, diyen, kadınların yanında adımlar atıldığında, “bunun da adı İstanbul Sözleşmesi”, işte biz o zaman böyle kanlı bedeller ödemeyeceğiz. Bununla birlikte, Türkiye’de, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmadığını görüyoruz.
 
Hiçbir kadın öldürülmedi, denilmesi, en büyük hayalim!” 

ŞİDDETİN PANZEHİRİ, EKONOMİK BAĞIMSIZLIK 

Kav, ekonomik bağımsızlığın, şiddetin temel kaynağı olduğunu, ekonomik krizlerde kadınların üzerine daha fazla yük bindirdiğine dikkat çekiyor. 

12 KENTTE KADIN CİNAYETİ YAŞANMADI

'Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu', 2020 yılı raporuna göre, geçen sene 300 kadın öldürülürken, 171 kadının ölümü de 'şüpheli' olarak kayıtlara geçti. Geçen yıl Türkiye'de, Zonguldak, Tokat, Artvin, Kırıkkale, Karaman, Bitlis, Ardahan, Yozgat, Amasya, Bolu ve Hakkâri ve Kırklareli’nde kadın cinayeti işlenmedi.

KADINLARIN YÜZDE 43’Ü İŞSİZ

Kadınların ekonomiye iştiraklerinde, Dünya Ekonomik Forumu’na göre, Türkiye sondan 17. ve 153 ülke arasında 136. sıradayken, kadınların istihdam oranı yüzde 28,9…

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) – Genel İş 2020 kadın emeği raporuna göre işsiz kadın sayısı 2014’ten 2019 yılına kadar yüzde 52 artış gösteriyor ve toplamda iki milyona yaklaşıyor.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 2020’de pandemi etkisiyle kadın istihdamının 571 bin düşüş gösterdiğini, geniş tanımlı kadın işsizliğinin ise, 37,7 olarak gerçekleştiğini belirtirken, “Covid-19, İLO yöntemine göre hesaplandığında ise yüzde 43 oranında işsizlik, söz konusu” tespitini yapıyor.

KESK’in 2020 rakamlarına göre, kadınların yüzde 59’u iş hayatında en az bir kere mobbinge muhatap olurken, yüzde 39'unun yasal haklarını kullanması engelleniyor. Yüzde 34’ü, yani üçte birinden fazlası ise kariyerinde yükselmesi gereken yerde ayrımcılıkla karşılaşıyor.

DİSK (DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU) ARAŞTIRMASI

DİSKAR'ın (DİSK Araştırma Enstitüsü), 8 Mart 2021 tarihli, Pandemi Sürecinde, Kadın İşgücü Durumu Raporu, her dört kadından birinin çalışabildiğini, geniş tanımlı kadın işsizliğinin yüzde 37,7'e çıktığını ortaya koyuyor.  Araştırmaya göre, pandemi nedeniyle, aylık 1 milyon 484 bin kadının işini kaybettiğini, yani, pandemi döneminde, neredeyse kadınların yarısı, yüzde 43'ü işsiz kaldı.Böylece, kasım 2019 ile kasım 2020 dönemimde, Türkiye'deki kadınların işgücüne katılımı yüzde 8,2 azaldı.

Bir başka deyişle, pandemi döneminde, kadın işsizliği negatif ayrıştı. Kadın istihdam oranı yüzde 26'ya düşerken, kayıtdışı kadın işgücünde ise kayıp çok daha fazla oldu. Kasım 2019'da, 297 bin olan ümitsiz kadın işsizlerin oranı, 2020'nin aynı ayında, yüzde 171 oranında artarak (bu oran erkeklerde yüzde 108 oldu), 508 bin kişi artarak 805 bine yükseldi. 

KREŞ EKSİĞİ, KADIN İSTİHDAMINI ENGELLİYOR!

Çalışan kadınlara göre, kadın istihdamının önündeki en önemli engel, çocuk bakım hizmetlerine erişimin kısıtlı ve pahalı olması. Rapora göre, kadınların yüzde 94’ü kamu kreşleri istiyor. Yerel yönetimlerin seçim öncesi, kreş vaatleri, seçimlerden sonra tutulmuyor. Ve bu nedenle, kadınlar işlerinden ayrılmak zorunda kalıyorlar. 

ÜCRETTE CİNSİYETÇİLİK BİTMELİ

DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, kadınların düşük ücretli, güvencesiz işlere mahkûm olduğunu belirterek, doğum izninin 16’dan, 32 haftaya çıkarılması gerektiğini, kamu kreşlerinin artırılması gerektiğini kaydediyor.

ERKEKLER 5 KATI ÖRGÜTLÜ

DİSK kadın emeği raporuna göre, erkekler, aynı işlerde, kadınlardan yüzde 8 daha fazla kazanıyor. Yine, DİSK’e göre, kadınların örgütlülük yüzdesi de erkeklere göre düşük, Genel İş Sendikası’nın kadın üyelerinin oranı yüzde yirmi seviyesinde.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamları, yönetici kadın oranında da benzer sorunları ortaya koyuyor. Yönetici kadın oranı da TBMM’de kadın milletvekili oranı da yine aynı şekilde yüzde 17 seviyesinde.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) BM Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi (UnWoman) OECD’nin katılımıyla kurulan, Uluslararası Eşit ücret koalisyonu (EPIC), tüm dünyada kadınların, erkeklere göre ortalama yüzde 20 daha az kazandığını ortaya koyuyor.

CİNSİYETÇİ ÜCRETTE, AB’NİN ÖNÜNDEYİZ!

ILO ve TÜİK’in müşterek, cinsiyetçi ücret, çalışmasına göre, Türkiye’de kadınların aldığı ücret, erkeklere göre, yüzde 15,6 düzeyinde daha düşük seviyede kalıyor. Bu makas kayıt dışılık arttıkça daha da açılıyor.

BATIDA ROL MODEL

Türkiye'de kadınların, erkeklere göre açılan ücret makasının ardında, özel sektör faktörü var. Girişimci kadın sayısının hak ettiği yeri almamasının ardında, kadın rol modeli eksikliği de önemli bir yer tutuyor.

Batılı örneklerde, sistem, girişimci kadınları rol model olarak öne çıkarıp, girişimci kadına bir sabit veriyor. 

Başarı hikayelerine imza atan kadınlar, kırsaldan davet edilerek, çok sayıda konuşmaya davet ediliyor, dergilerde, televizyon ve radyo programlarında kendilerine yer buluyor, filmleri yapılıyor.

Tüm kadınlarımızın, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlarken, sözü onlara bırakıyoruz:

NİSA LEYLA (ŞAİR): BİR KADININ ŞİİRİ, BÜTÜN KADINLARIN ŞİİRİDİR!

Kadın ilkçağlardan beri, çeşitli arketiplerle ifade edilmiş, bakireden yaratıcıya, yok edici, cadı, aşıktan rahibeye, bilge kadın, yazar, şair, anne, hizmetçi, köle, işçiye kadar şablonlar, kalıplar giydirilmiştir. Kadının kendine özgü doğası bastırılmış, bütün zamanlar boyunca -nadiren istisnası olmuştur- ezilmiştir. Başkalarını mutlu etmek üzere programlanmış, yapıcı, üretici ve sevgi dolu karakteri suistimal edilmiştir. 

Çoğu zaman cinsel obje olarak nitelendirilen kadın, erkeğin yardımcısı, içeri dediğimiz ev ve mutfaktan çocuklardan sorumlu olan ve gerekirse dışarıya da yetişen bireydir. Her şeye yeten ve herkese kol kanat olan kadın, kendi varoluşunu kendi de unutmaya yüz tutmuştur. Kadınların kaderi hep erkekler tarafından belirlenmiş ve onlara suskun roller biçilmiştir. Kendi hikayelerinin anlatılmasına ve kendilerini yaşamalarına izin verilmemiştir. Ne kadar varsalar, o kadar yok sayılmışlardır. 

Ülkemizde ve dünyada hala ataerkil düzenin egemenliği altında yaşamını sürdürmekte, özgür yaşama talebi reddedilmekte, cinayetlere kolaylıkla kurban gitmekte, şiddete maruz kalmaktadır. Dünyaya, “eti senin kemiği benim”’ şeklinde fırlatılan kadın, hala pek çok haksızlıklara uğramakta, dünyanın, kaos savaşları yanında, kendi savaş ve kaosunun da mücadelesini vermektedir.

Bir kadının şarkısı bütün kadınların şarkısıdır. Bir kadının şiiri bütün kadınların şiiridir. Bir kadının kalbi, insanlığın kalbidir. Kadınların özgür, kendi varoluşunu gerçekleştirmiş, erkeklerle eşit haklar tanınmış, şiddetten ve egemenlikten uzak yaşayacağı bir dünya diliyorum. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. 

CEYLAN MALGIT (KADINCHA GYY): TÜRKİYE’DE KADIN OLMAK 

Hiç baktınız mı daha önce, kadın kelimesi ne anlama geliyor diye? Türk Dil Kurumu sitesinde yer alan, kadın kelimesini aynen kopyalıyorum: 

-Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen./ Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan./

-Hizmetçi bayan. /Bayan.

Sanırım “Kadın” kelimesinin anlamı değişmediği sürece cinsiyet eşitsizliğinde, kadınlar; her zaman mağdur durumda kalacaklar.
 
Erkekler, yemek yapmak, bulaşık yıkamak, hayatını bir düzene sokmak için, evleniyorlar. 

Toplumda başarılı olan kadın sayısı yükseldikçe o toplumun da refah seviyesinin artmış olduğunu gördüm hep. 

Neden ülkemizde “Kadın” üzerine siyaset yapılan, haklarını korumaya kalktığında sindirilen, sözü ve uygulamaları dikkate alınmayan, hele hele, bir de bir şeyleri ifade etmeye çalıştığında “Çok konuşan damgası” yiyen, boşanmış ise zavallı gibi bakılan hem boşanmış hem anne ise milyonlarca bakış açısını üzerine çeken bir konumda olmak zorunda? 

Doğduğun ülke kaderin mi acaba? Özellikle küçücük bir bebekken başlıyor, travmalar öyle değil mi? Kırsal kesimde sokakta oynayacak yaşta iken, evlilik gözüyle bakılan, adet olduğunda ise ötekileştirilmesi, bu yaşlarda, sindirilerek, başlıyor. Ha bir de vücudu değişmeye başladığında da üzerinde toplanan gözleri de unutmayalım.

İşte bu ülkede kız çocuklarının çoğu bu sindirilmeler ile büyüyor. Okumaya hakkı yok, gelişmeye hakkı yok, ifade etmeye hakkı ise, hiç, yok. 

Ya bir ailede kadın? Ev işi çocuklar, eş derken yaşamla ilgili ne varsa, derleyip, toplamak zorunda. Kadın yaradılışı gereği daha disiplinli. Fakat tüm bu sorumlulukları üzerine alan kadınlar, “Ev Kadını” oluyor. 

Kadın dışarıda çalışıp para kazansa da bu algı bitmiyor. Çünkü dışarıda çalışsa da akşam ev işleri onu bekliyor. Kadın mı, hor görülüyor, erkek mi baş tacı ediliyor? Kabul edelim. Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. 

Neredeyse son zamanlarda o kadar çok karşıma çıktı ki bu cümle, kadın öğrenirse çocuklarına da öğretir. Belki de bundandır kadınların sindirilmesi, susturulması, kısıtlanması.
 
GÜLİZAR AKBULUT (SAĞLIK GÖREVLİSİ): KADIN KİM?

Tecavüze uğrasa suçlu olan; gece dışarıda gezse, yollu görülen; kahkaha atsa, açık giyinse hafif sayılan, hakkını arasa cadı; susup, sineye çekse ezik; kendine baksa, makyaj yapsa şuh kadın; kendine bakmasa Kezban; eve para getirse harcamaya hakkı olmayan, getirmese fazladan bakılacak bir boğaz; açık veya kapalı olsa da, saçından tahrik olunan ama hep aklı kısa; boşanmasa ölümüne şiddete katlanan; boşansa hem cinsleri tarafından tehlike görülen; karşı cinsin anne olduğunu ihmal ederek, salt kadın olarak gördüğü; ayaklarının altında cennet serili olan, yine de cennetten kovulma sebebi kabul edilen; savaşta ganimet; kıymeti bilindiğinde, ederi ağırlığınca altın, analarının tahtını yapıp, bahtını yapamadığıdır, ne yazık ki...

LEYLA KALACI (SMMM): YANLIŞ OLAN HER ŞEYE İTİRAZIM VAR! 

Ben öncelikle sorgulayan bir birey olarak, sahip olduğum cinsel kimliğimi, iki çocuk sahibi olduktan sonra evliliğini bitirmiş ve hep çok çalışmak zorunda kalmış bir kadın olarak, asgari sorun hedefi ile kendimi mümkün olduğunca gizleyerek yaşamaya çalıştım. Kadın kimliği işimi baltaladı mesela, mesleğimi daha yukarıda bir noktaya taşıyamadım. Daha iyi bir hayatın mümkünken, yaşadığımız ortamda yanlış olan her şeye itirazım var!

DR. İLKNUR KALAY (AKADEMİSYEN): EŞİTSİZLİK, KADINI HEDEF YAPIYOR!

2010 yapımı Made in Dagenham (Kadının Fendi) filminde ele alınan, 1968’de İngiltere’de Ford fabrikasında çalışan kadınların, “eşit işe eşit ücret” sloganıyla yola çıkmalarının üzerinden 53 sene geçmesine rağmen, her ne kadar bu şartlarda çalışan kadınların sayısı gün geçtikçe artsa da hala birçok kadının daha düşük ücretle istihdam edilebildikleri için tercih edilebilmekte oldukları söylenebilir. Diğer yandan kadınlara yönelik şiddet olayları hakkında daha fazla hassas olunsa da önceki dönemlere göre medyada daha fazla yer verilip kamuoyu yaratılmaya çalışılsa da azalamayan şiddet olayları hem şehirdeki hem kırsaldaki kadınların büyük sorunu olmaya devam etmekte. Hem de kadını kanunlarla ve uygulamalarla korumaya çalışılmasına ve onların “ölümüme engel olun,” çağrılarına rağmen, öldürülen kadınların sayısı azalmamakta… Kırsaldaki kadının evin dışında, tarım işinde, çalıştığı halde bunun aile işi sayılmasından dolayı ekonomik özgürlüklerini elde edememeleri, onları bu soruna karşı, daha da hedef haline getiriyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız