İstanbul
Açık
27°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,1901 %0.13
54,0262 %-0.07
6.093,03 % 1,19
64.518,69 %0.762

Neden Olmadı ve Neden Yeni Parti?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Neden Olmadı ve Neden Yeni Parti?

Butlanın üzerinden iki ay geçti. Tıpkı Türkiye’nin son yılları gibi bu iki ay, bir bilinmezlik sarmalının içerisinde geçti. Buradan sonra ne olacağı ve muhalefetin nerede örgütleneceği cevabını bekleyen sorular olarak hepimizi kurcalamaya devam ediyor. Nitekim istikamet belli ki bizi, çok şaşırtıcı olmayan şekilde, yeni bir partiye doğru götürüyor. 

Gerçekten buradan sonra ne var? Yargı belediye başkanlarına sopasıyla Kılıçdaroğlu’na biate zorlarken, partinin hazine desteği kaybedilmişken, azımsanmayacak sayıda milletvekili Cumhuriyet Halk Partisi’nde varlığını sürdürmekte ısrarlıyken gelecek, yeni partiye ve seçilmiş yönetime ne gösterecek?

Neden CHP’de Olmadı?

Belki de şuradan başlamak lazım, AKP iktidarı boyunca Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana muhalefet vasfını ne sınırlandırıyordu veya ne sınırlandırmıyordu? Doğrudur, kurucu parti görüngüsünün vermiş olduğu meşruiyet zırhı ve altı okun seçmendeki karşılığı oldukça değerliydi. Doğrudur, partinin mal varlıkları ve hazineden elde ettiği gelir, muhalefetin kampanya dönemlerinde elini güçlendiriyordu. Ancak bu iki önemli vasfa haiz Cumhuriyet Halk Partisi, neden otoriterleşmeye karşı çok cılız bir muhalefet göreviyle yetindi ve neden hiçbir genel seçimde seçmene güçlü bir alternatif sunamadı?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütünde ve genel merkezinde görülen kronik sorunlar, sayısız araştırmacı tarafından ele alındı ve alınmaya devam edecektir. Bu bağlamda konuya Türkiye’de siyaset kültüründen yürürlükteki siyasi partiler kanununa; mevcut ağır ve sağır Ankara siyasetinin sarmalına Cumhuriyet Halk Partisi’nin de eklemlenmiş olduğuna, bir diğer tabirle mevcut rejimin dönüşümüyle beraber partinin kronikleşmiş sorunlarının iyice kök saldığını kabul ederek başlamak gerekir. Naçizane neden Cumhuriyet Halk Partisi’nde olmadığını ve bu şekilde devam edilirse olamayacağına dair soruların, kalıplaşmış öngörülerden arınarak bu kabulün üzerinden bina edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye’de siyasal dönüşümlerin önemli bir kısmı toplumsal katılım üzerinden değil, devlet merkezli elit kadrolar arasındaki mücadeleler üzerinden şekillenmiştir. Osmanlı’nın klasik dönemindeki patrimonyal düzenden on yedinci yüzyılda ağırlığı artmaya başlayan bürokratik seçkinlere, buradan millet sistemindeki çözülmenin önlenebilmesi için yeni militarist ve reformist çizgiden doğan çağdaşlaşma sürecine ve bu düşünsel birikimden doğan Cumhuriyet formülüyle yeni bir devlet kuran kadrolara kadar; siyasal dönüşümlerin başlıca aktörleri devlet merkezli seçkinler olmuştur. Bu nedenle bugün parti içi demokraside yaşanan sorunları da bu tarihsel süreklilikten bağımsız değerlendirmek güç olacaktır.

Bu tarihsel arka planın haricinde, 1982 Anayasası’nda temeli atılmış siyasi partiler kanununun da partiler içerisinde bu çıkar gruplarının oluşumuna olanak sağlaması ve toplumsal grupların karar alma süreçlerine katılımını sınırlandırması; halihazırda ülkenin istikrarlı bir otoriterleşme sürecinde olması ve bu sürecin içerisinde iktidar partisi dışındaki partilerde de sorunlu bir kökten gelen parti-içi demokrasi algısına zarar vermesi ayrıca önemlidir.

Kurumsallaşmış parti vasfıyla ön plana çıkarılan Cumhuriyet Halk Partisi’nin neden bugüne kadar iktidara namzet bir parti olamayışı ve kendi örgütsel yapısı içerisindeki sorunlardan bir türlü kurtulamayarak partinin kendisini tüketen bir sarmalın içerisine hapsolması da bahsedilen bu olgulardan azade değildir.  Mevcut rejime karşı daha demokratik bir alternatif sunma iddiasını bugün dahi sürdüren CHP; kendi örgütlenme modeli içerisinde yapıcı bir siyasi kültür geliştirememiş, dar kadrolar arasındaki çatışmaların ötesinde bir demokrasi pratiği oluşturamamış ve partiye büyük umutlarla üye olmuş seçmenini karar alma süreçlerine katacak mekanizmalar inşa edememiştir. Bu sorunlar partiyi toplumsal çıktıları yeterince analiz edemeyen belirli bir dar Ankara elitinin ferasetine sıkıştırmış ve en nihayetinde iktidar tarafından kolayca müdahale edilerek bölünebilecek bir kıvama getirmiştir.

Yeni Parti Üzerine

Olan olmuştur, kalan kalmıştır, kurulacak olan da kurulacaktır. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi deneyiminden yeni partiye aktarılacak analizler, basit bir ihanet anlatısının çok ötesinde ele alınmalıdır. İktidar kolaylıkla ana muhalefet partisine müdahale edebilmektedir çünkü Türkiye, otoriterleşmenin yeni bir safhasından geçmektedir. Ve mutlak butlan kararıyla çevrede kalmış bir grup parti içi elit toplumsal tepkiyi umursamadan hareket edebilmekte ve hatta kendisine bir grup destekçi toplayabilmektedir çünkü partinin seçmeniyle olan bağı zayıftır.

Siyasi partilerin veya bir lider kümelenmesinin iktidara gelmesi ve yönetme meşruiyeti kazanması genellikle çıkar grupları, politik elitler ve toplumsal desteğin; ülkenin siyasal sistemiyle kurulacak ahenkli bir dengeyi gözeterek uzlaştırılmasıyla ortaya çıkar. Örneğin Mısır’da iktidarını sağlamlaştırmak isteyen bir liderin orduyla kuracağı ilişkiyle Hollanda’da iktidara gelmek isteyen bir partinin halkla kuracağı ilişki, yönetimlerinin kaderi için daha belirleyici olacaktır. Türkiye’de siyasetin bugün gelmiş olduğu evre nedeniyle iktidar değişimi, sadece doğru bir siyasal iletişim kampanyasıyla elde edilecek bir seçim galibiyetiyle sınırlı görülmemelidir. Zira iktidarın tekelinde bulunan devlet kapasitesi, bu seçim denklemini bir şekilde kendi lehine çevirebilecek enstrümanlara sahiptir.

Türkiye’de muhalefet ve seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’ni destekleyen seçmen, yok edilemeyecek kadar kalabalık ancak iktidara gelemeyecek kadar örgütsüzdür. Özellikle mutlak butlan kararının ardından muhalefet, kendi içerisinde sıfırdan kurgulayacağı sancılı bir örgütleşme dönemine girmek zorundadır. Ancak bu örgütleşme sivil toplumun farklı gruplarıyla geniş bir zeminde, halkla omuz omuza görünen bir siyasal iletişim kampanyasıyla katılımcı bir örgütsel pratikle inşa edilirse büyük kazanımlara gebe olabilir. Kabaca tarif edilen bu pratik, kişilerden ziyade örgütsel devamlılığa odaklanarak muhalefeti bütünleşik bir cephe haline getirebilirse, bütün meşruiyetini karizmatik bir liderliğin etrafında şekillenmiş mevcut iktidar modeli üzerinde yıpratıcı bir baskı oluşturacaktır.

Gençlerin Rolü Üzerine

Bugün Türkiye’de 19 Mart sonrasında tekrardan uyku haline geçmiş, hükümete ekseriyetle muhalif ancak kurumsal siyasete bütünüyle tepkili bir genç profili bulunuyor. Bu profil kendisini keskin bir ideolojik hatla tanımlamıyor, çizgileri muğlak bir Atatürkçülük kimliği etrafında birtakım milliyetçi refleksler gösteriyor ve oldukça huzursuz bir ahvalle siyasi gelişmeleri dışarıdan izliyor. Ayrıca kamuoyu araştırmalarının ortaklaştığı bir diğer veriye göre gençlerin çoğunluğu, imkânın olması durumunda Batı ülkelerine göç etme eğilimi gösteriyor.  

Mehmet Şimşek’in iki ucu sivri bir kılıcın üzerinde yürüttüğü ekonomi politikaları ve iktidarın geçmişteki popülist, plansız politikalarının etkisiyle gençlerin istihdama katılımı ve hayata atılımı giderek zorlaşıyor. Bunlara ek olarak alım gücündeki genel düşüş ve rejim karakteristiğinin değişimiyle siyasetin işlevsizleşmesi, gençlerin üzerindeki karamsar hissiyatı pekiştiriyor.

Bütün bu tariflemelerin ışığında şüphesiz gençler, kurulacak yeni partide örgütlenmenin ön cephesini oluşturabilecek, emeklilerle beraber en önemli toplumsal grubu temsil ediyor. Bu nedenle yeni partide genç temsiliyetinin artırılması, gençlik kollarının daha demokratik ve katılımcı bir örgütlenme modeliyle kurgulanması ve partinin yürütücü kademelerinde gençlerin bilfiil bulunması zorunluluktur. Partinin haricinde olarak, gençlerin sivil toplumdaki faaliyetlerinin desteklenmesi ve çeşitli derneklerde, inisiyatiflerde bulunarak kendilerine yeni “yaşam alanları” açmaları da ayrıca gereklidir. Özgür Özel liderliğindeki yeni hareketin kritik görünen çeşitli toplumsal grupları parti kimliğinin dışında, sivil alanda da örgütlenmeye teşvik etmesi yeni partinin siyasi manevra alanını artıracaktır.

Açıkçası

Zor durumdayız, zor. Hem ülke olarak hem de bu ülkede yaşayan bir yurttaş olarak, zor durumdayız.

Buraya nasıl geldik sorusunu sürekli sormalı ve tartışmalıyız. Ama bugüne lanet ederek de bir yere varamayız. Buradan bayrağı nasıl ileri taşıyacağımıza odaklanmalıyız.

Fukuyama’nın çok kötü yaşlanan tarihin sonu tezinden bugünlere… Tarihin çarklarının yeniden hızlandığı, otoriterleşmenin arttığı ve politik çatışmaların başkalaşarak artacağı yeni bir dünyanın içine son sürat sürükleniyoruz.

Bu dünyaya yeni mi demeli yoksa bir devamlılıktan mı bahsedilmeli, buna geleceğin tarihçileri karar verecektir artık. Ama Türkiye’nin bu dünya içerisinde, her şeye muktedir bir saray ve çevresindeki ekmek kavgasıyla var olamayacağı çok açık.

Ya bir yol bulacağız ya da yeni bir yol açacağız demişti Özgür Özel. Artık bu yolun ne olduğu, bu yolun istikametinin hangi engellerden geçeceğini de söylemesi gerekiyor, hatta geçiyor.

Bir mucize yaşanır da Yargıtay bu yazı yayıma girdikten hemen sonra partiyi meşru yönetime geri iade ederse bile, artık olan olmuştur. Ama CHP ismiyle ama başka bir isimle, eskinin siyasetiyle bu yolun açılamayacağı açıktır.

Açılacak yolun aydınlığa çıkması dileğiyle.  

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız