Neden Atatürk?
Bugün ülkemiz ve dünyamızda sorunların bunaltıcı bir ısrarla artmakta ve derinleşmekte olduğu yıpratıcı bir ortamda yaşamaktayız. Umutsuzluğa düşmek istemiyoruz ama geçen her gün üst üste gelen yeni olumsuzluklar umuda pek fırsat vermiyor, nefes alamaz hale geliyoruz.
İşte bu sınayıcı ortamda kendimi birden Mustafa Kemal Atatürk’ü düşünürken buldum. Onun Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı dönemdeki koşullar bugünkünden elbette farklı ama aslında çok daha ağırdı. Ancak Atatürk yılmadı, korkmadı, umutsuzluğa kapılmadı ve hedefinden şaşmadı; ilkeleri, kurumları ve vizyonuyla benzersiz bir Türkiye Cumhuriyeti inşa ederek ulusumuza emanet etti. Özgürlüğün esareti, uygarlığın gericiliği yeneceğini gösterdi.
ARNOLD M. LUDWİG'İN GÖZÜNDEN ATATÜRK
Peki, Atatürk tarihe adını nasıl yazdırdı? Biliyoruz ki bir asker ve devlet adamı olarak başarıları çok yönlü ve kapsamlı olarak yerli, yabancı bilim insanları tarafından incelenmiş bir siyasi liderdir Atatürk. Ben burada kamuoyumuzca da tanınan bir bilim insanı olan, Arnold M. Ludwig’in 2002 yılında yayınlanan “Dağın Kralı” (King of the Mountain: The Nature of Political Leadership) adlı eserine tekrar ve biraz daha yakından bakarak acaba günümüz için ne sonuçlar çıkarabiliriz sorusuna yanıt aramak istiyorum.
Ludwig bir Amerikalı, psikiyatrist, araştırmacı ve akademisyen. ABD’de seçkin üniversitelerde öğretim üyeliği yapmış ve şimdi emekli olan Ludwig’in çok sayıda eseri var. Çalışmaları nedeniyle önemli ödüller almış bir bilim insanı. Bu çalışmaları arasında “Dağın Kralı” adlı kitabı dünyada, Atatürk referansları nedeniyle Türkiye’de de geniş ilgi görmüştür. Bu eserin değerini ve ülkemizin günümüz koşullarında hala taşıdığı önemi özümsemek için kitabın öyküsüne bakmak gerekiyor.
Ludwig, işe 20. asırda 199 farklı ülkede isimleri öne çıkmış yaklaşık 2,000’e yakın siyasi liderin hayat hikayelerini toplamakla başlıyor. Amacı, bir toplumda kim, nasıl, neden lider olabiliyor sorusunun yanıtına ilişkin benzerlikler bulmak. Bu ön araştırma neticesinde haklarında yeterli bilgi bulunan, seçtiği 377 liderin psikolojik ve davranış özelliklerini ayrıntılı olarak inceliyor. Araştırması 18 yıl sürüyor. Yöntemini PGS (Political Greatness Scale – Siyasi Yücelik Ölçeği) olarak adlandırıyor. Ve 377 liderin her birini 200 kadar değişik ölçütlere göre değerlendirip puan verdikten sonra aralarında en başarılı ve tarihi açıdan en kalıcı etkiyi yapan liderlerin bir sıralamasını yapıyor.
ATATÜRK: DÖNÜŞÜMCÜ, ÇOK FARKLI BİR LİDER
Ludwig, Ataürk’ü “dönüşümcü” (transformational) lider modeli olarak tarif ediyor. Buna göre, Atatürk iktidar sahibi olarak ülkeyi sadece yönetmiyor, aynı zamanda toplumun siyasi kültürünü, kurumlarını ve kimliğini de yeniden tanımlıyor. Osmanlı devletini düzeltmeye çalışmıyor. Aksine, çöken bir imparatorluğun enkazı yerine devlet yapısını ve sosyal kuralları değiştirerek yepyeni siyasi bir düzen oluşturuyor. Ludwig, Atatürk’ün kişiliğinde farklı özellikler barındırdığına işaret ediyor: işgalci emperyalist güçleri yenmekteki askeri dehası; toplumsal düzen olarak milliyetçilik, yenilikcilik ve laikliğe dayanan dünya görüşü; hukuk, kadın-erkek eşitliği, eğitim ve kültür alanındaki yenilikleri hayata geçirmek idari/kurumsal becerisi… Siyasi liderlerde “vizyon” sahibi olmak ortak bir özellik olmakla beraber, vizyonunu hayata geçirebilmek konusunda Atatürk, başarısıyla, diğer liderlere fark atıyor. Yine siyasi liderlerin çoğu gibi karizmatik bir insan olmakla beraber bu özelliğinin uhrevi veya mistik kaynaklı değil, tamamen güçlü ve rasyonel kişiliğinin yansıması olduğu, Atatürk’ün kendisinin de böyle olağanüstü yeteneklere sahip olduğu vehmine hiçbir zaman kapılmadığı gerçeğine işaret ediliyor.
Lider olarak Atatürk’ün otoriter yöntemlere yabancı olmadığını da kaydeden Ludwig, ancak otoritesini kişisel ikbali için değil, toplumsal yarar ve hedefler için kullandığını, eylemlerinin topluma kalıcı kurumlar kazandırmaya yönelik olduğunu, onu birçok liderden ayıran önemli bir özelliğinin de yaptığı reformların, değişen koşullara ve karşı çıkışlara rağmen, varlıklarını sürdürebilmesi olduğunu hatırlatıyor. Dolayısıyla, devrimsel reformlarını ulusun ruhuna işlemiş demeye getiriyor.
SONUÇ: ATATÜRK BÜTÜN ÖNEMLİ LİDERLERİN ÜZERİNDE
Sonuç olarak, Ludwig, Atatürk’ün 20. Yüzyılın en başarılı liderlerinden biri olduğunu, bir ulus-devlet yarattığını, ulusunun çağdaşlaşması yolunda devrimsel adımlar attığını, otoriter bir yönetimle de olsa ilerici yapı ve kurumlar oluşturduğunu belirtiyor. Yüzlerce ölçüte göre yaptığı puanlı değerlendirme de, yüksek puan alan F.D. Roosevelt, Mao, Nehru, Churchill, Lenin gibi liderleri geride bırakarak Atatürk en üst sırada yer alıyor.
Şimdi kimi okuyucu diyebilir ki, “Atatürk’ün ne kadar büyük bir lider olduğunu bir yabancıdan mı öğreneceğiz?” Bu soruyu geçelim, çünkü her konuda daima öğrenilecek yeni hususlar vardır. Burada önemli olan yabancı, üstelik kitabı yazdığı tarihte Türkiye'ye hiç gelmemiş olan bir bilim insanının, yüzlerce siyasi lideri konu alan bu bilimsel, mukayeseli çalışmasında Atatürk’ü en üste oturtmasına götüren nedenlerin ayrıntılı biçimde irdelenmiş olmasıdır. Dolayısıyla, öğrenilecek ve ders çıkarılacak çok şey bulunmaktadır.
KİMSE ONU SİLEMEZ
Başlıktaki “Neden Atatürk?” sorumuzun yanıtı da yukarıdaki satırlar arasında esasen var! Bugün din ve inanca dayalı iktidardaki zihniyetin, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği reform ve değerleri yok etmek için vermekte olduğu sinsi ve sistemli mücadelenin etkilerini yaşamaktayız. Oysa yazar Ludwig’in de işaret ettiği üzere Atatürk’ün Türk ulusunun karakterine nakşettiği reformlar, ilkeler, kurumlar kalıcıdır. Dini inançlar kişileri özel alanlarında bağlar. Çağdaş uygarlık ise tüm vatandaşları eşit olarak temel ilke, kural ve kurumlar zemininde birleştirir. Atatürk’ün vizyonun ana öğeleri olan laiklik, hukuk, kadın-erkek eşitliği, bilim; bunları yok etmeye kimsenin gücü yetmez, yetmeyecektir. Atatürk dün vardı, bugün de var ve hep olacaktır.