Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici'nin X paylaşımı şöyle:
“Çalışan” sözcüğü, “Gazeteciler Günü”nden çıkarılamaz:
Hürriyet'te, Yalçın Bayer'in köşesinde bir okurun “Çalışan’ı, Gazeteciler Günü’nden çıkaralım” görüşü yayımlandı. Bugün de benim yanıtım, aynı köşede yayımlandı; özetle aktarayım:
"Çalışan Gazeteciler Günü" ilan edilmesinin nedeni, 10 Ocak 1961'de 9 patronunun gazete çıkarmama kararına karşı verilen mücadeledir.
Buradaki “çalışan” sözcüğü, patronların çalıştırmama kararına rağmen çalışmayı ve baskılara karşı direnişi tanımlar; çalışan-çalışmayan ayrımını değil.
O nedenle “Çalışan” sözcüğünün, “Gazeteciler Günü” ile birlikteliği, tüm gazetecileri ve hatta çalışamayan, işsiz bırakılan, özgürlüğünden yoksun kalan bütün meslektaşlarımızı da kapsar.
Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, “Çalışan Gazeteciler Günü” ifadesindeki “çalışan” sözcüğünün çıkarılmasına yönelik tartışmalara yanıt verdi. Bildirici, bu ifadenin bir ayrım değil, tarihsel bir direnişi ve mücadeleyi simgelediğini vurguladı.
Bildirici, Hürriyet’te Yalçın Bayer’in köşesinde yayımlanan ve bir okurun “Çalışan’ı, Gazeteciler Günü’nden çıkaralım” görüşüne verilen yanıtında, 10 Ocak 1961’in basın tarihindeki önemine dikkat çekti.
“çalışan” sözcüğünün tarihsel anlamı
Faruk Bildirici’ye göre “Çalışan Gazeteciler Günü” ifadesindeki “çalışan” kelimesi, çalışan–çalışmayan ayrımını değil, patronların “gazete çıkarmama” kararına rağmen gazetecilerin gösterdiği direnişi tanımlıyor.
10 Ocak 1961’de, gazetecilere yeni haklar getiren 212 sayılı Basın Kanunu ile Basın İlan Kurumunun kurulmasına tepki gösteren dokuz gazete patronu, üç gün boyunca gazete çıkarmama kararı aldı. Buna karşılık gazeteciler, halkın gazetesiz kalmaması için “Basın” adlı gazeteyi çıkararak tarihe geçen bir mücadele verdi.
“gazete çıkarmak çorap fabrikası işletmeye benzemez”
Bildirici, bu direnişin simge sözlerinden biri olan “Gazete çıkarmak çorap fabrikası işletmeye benzemez” ifadesinin, Türkiye gazetecilik tarihinin kıvanç duyulan anlarından biri olduğunu hatırlattı.
11 Ocak 1961 tarihli Basın gazetesinin başyazısında, patronlara yayınlara sınırsız müdahale edemeyecekleri hatırlatılmış, “Basın bir kamu hizmetidir” vurgusu yapılmıştı. Bu çıkışın, dönemin holding patronlarına değil, çoğu gazeteci kökenli yayıncılara karşı yapıldığına dikkat çekildi.
editoryal bağımsızlık sorunu
Bildirici’ye göre, gazetecilerin “Dokuz Patron Olayı” sırasındaki mücadelesi, çalışma koşullarını düzenleyen yasaların korunmasını sağladı. Ancak bu birliktelik, editoryal bağımsızlık konusunda kalıcı bir kazanıma dönüşmedi.
1980’lerden itibaren medya sahipliğinin holdinglerin eline geçmesiyle, yayınlara müdahalenin daha da arttığını belirten Bildirici, bu sürecin kamu yararı yerine ticari ve siyasi çıkarları öne çıkardığını ifade etti.
AK Parti döneminde ise siyasi iktidarla işbirliği yapan medya patronlarının editoryal müdahalelerinin daha da yoğunlaştığını, bunun da bağımsız gazeteciliği ciddi biçimde zedelediğini dile getirdi.
alternatif medyada da sorun var
Bildirici, eleştirel ve alternatif medyada da editoryal bağımsızlık sorunlarının yaşandığını belirterek, gerekçeleri farklı olsa bile patron müdahalesinin gazeteciliğe zarar verdiğini söyledi.
Medya sahiplerinin yayın süreçlerinden tamamen uzak durması gerektiğini vurgulayan Bildirici, “Medya sahipliği ile çorap fabrikası yönetmek arasında fark vardır” ifadesiyle bu ayrımı net biçimde ortaya koydu.
gazeteciler günü neden herkesi kapsar?
Faruk Bildirici’ye göre “Çalışan Gazeteciler Günü” ifadesi, yalnızca aktif olarak çalışan gazetecileri değil; işsiz bırakılan, çalışamayan ya da özgürlüğünden yoksun kalan tüm gazetecileri de kapsıyor.
Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici'nin bu konu hakkında yazdığı yazı şöyle:
https://www.farukbildirici.com/2022/09/19/gazete-ve-tvler-corap-fabrikasi-mi/