Kuşku
“Mekke Anlaşması ve ötesi” başlığını taşıyan son yazımda, anlaşmanın başımıza açabileceği olası sorunlardan söz etmiştim. Yazıma gelen en önemli eleştiri daha anlaşmanın TBMM tarafından onaylanmadığı, NATO Antlaşması’nın 5. maddesi gibi bir otomatik yürürlülük hükmü olup olmadığının belirsizliği vb. olgular öne sürülerek çok aceleci yargılara vardığım ortaya kondu.
Ancak hemen ardından Husilerin Suudi Arabistan topraklarına saldırısı ve Husi liderlerinin Mekke Anlaşmasının uygulanması halinde ülkemize ve Pakistan’a karşı savurduğu tehditler ister istemez ne oluyor sorgulamasına yol açtı. Husilerin esas itibarı ile İran’ın Yemen’deki vekili olarak işlev gördüğü de dikkate alındığında, Mekke Anlaşması’nın esas hedefinin İran olduğu sonucuna da varmamıza yol açtı.
Bu doğrultuda İran sivil havayolları şirketi Mahan’ın Tahran Ankara ve İstanbul uçuşlarını süresiz olarak askıya alması, İran Bankası Bank Mellat’ın Türkiye’deki faaliyet izninin kaldırılması Türkiye ile İran arasında tırmanan gerginliğin ileri adımları olarak da değerlendirildi,
Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suudi Arabistan topraklarına yapılan saldırıyı sert dille kınayıp, Mekke Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklere farkında olduğumuza işaret etmesi ve olası bir müdahalenin nasıl olabileceği konusunda üstü kapalı mesajlar vermesi de dikkatlerden kaçmadı. Ülkemizin tekrar bir Yemen cephesi vakası ile karşı karşıya gelip gelmeyeceği, bunun yüzyıllardır barış içinde olduğumuz İran ile bizi sıcak bir çatışmaya sürükleyip sürüklemeyeceği kuşkusu ne yazık ki sadece bir komplo teorisi olmanın ötesinde soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Öte yandan Dışişleri bakanı Fidan’ın TBMM’ye henüz gelmemiş ve usulüne uygun olarak yürürlüğe girmemiş bir anlaşma üstünden böylesine taahhütlerde bulunması da Türkiye’nin az da olsa hala kaldığı iddia edilen demokratik teamüllerine aykırılık oluşturuyor.
İşte bu görünüm altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler olağan toplantısı nedeni ile ABD ziyareti, bu ziyaret esnasında BM nezdinde 4üncü konuşmacı olarak söz alması ve nihayet ABD Başkanı Trump ile bir görüşme yapacak olması da dikkat çekici bir zamanlama olarak kayda geçti.
Özellikle ABD’nin bölgemizdeki en büyük temsilcisi Barrack’ın son zamanlardaki övgü dolu sözleri, iyi niyetin ötesinde kuşkularımızın daha da artmasına neden olur nitelikte.
Türkiye daha önce Ankara’daki NATO Zirvesi münasebeti ile Trump’dan aldığı sözlerin yerine getirildiğine tanıklık edebilecek mi? Biliyoruz ki verilen bu sözler İsrail ve Yunanistan’ın hiç hoşuna gitmemiş, Kasım yenileme seçimleri öncesinde Yahudi ve Rum lobilerinin atakları Trump’ın elini ayağını bağlar hale getirmişti.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, kendi üretimimiz savaş uçaklarımıza verilmesine söz verilen motorlar, parasını ödediğimiz F35’lerin teslimi, parasını ödeyerek almaya hazır olduğumuz yeni F16’lar ve yenileme kitlerinin önündeki engellerin kaldırılması gerçekleşebilecek mi? Yoksa bu sözlerin yerine getirilebilmesi ihtimaline karşı Mekke Anlaşması’nın derhal yürürlüğe sokulması ve ülkemizin sonu öngörülemez maceralara ABD’nin talepleri doğrultusunda atılmasının pazarlığı mı yapılacak?
Dedik ya bizim ki sadece bir kuşku. Umarım gerçek olmaz.
Peik şu sıralarda iyi olan hiçbir şey yok mu?
Müjdeli haber Almanya’dan geldi. Berlin Eyalet seçimlerini Türkiye asıllı, zaferini Tarkan’ın şarkıları ve halay çekerek kutlayan Elif Eralp kesinleşen sonuçlara göre Berlin belediye Başkanı oldu ve yapılacak koalisyon müzakereleri sonucunda da büyük olasılıkla Berlin eyaleti başbakanı olacak.
Bütün dünyaya yayılan aşırı sağ korkusuna karşı sayın Eralp’in hepimizin huzuru için önderlik yapacağına inanıyoruz. Kendisine ve oy verenlerine sonsuz teşekkürler. Tabu bu seçim zaferinin karşısında esas mağlup olan Hıristiyan Demokrat Birlik partilerinin, Sosyal Demokratların ve daha da önemlisi Merz hükümetinin geleceğinin çok da parlak olmadığını ayrıca ifade etmek gerekiyor.
Daha güzel günlerde uyanmak umuduyla…