Bir kez daha casusluk davası...
Casusluk davası hakkında yazdım ama bir kez daha yazmak farz oldu.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun iletişim danışmanı Necati Özkan ve Fuat Oktay'dan (önceki Başbakanlık Müsteşarı, Cumhurbaşkanı Danışmanı) yetki belgeli Hüseyin Gün'ün yargılandığı casusluk davasında savcılık duruşmaların üçüncü gününde mütalaasını açıklamış ve dört ismin de tutukluluk halinin devamını talep etmişti. Mahkeme de bu talebe uyarak kimseyi tahliye etmemiş ve duruşmanın temmuz ayında devamına karar vermişti.
İMAMOĞLU, ÖZKAN VE YANARDAĞ'IN 'KABAHATİ', 'SUÇU'...
Ortada bir devlet sırrı yok, hangi devlet lehine 'casusluk' yapıldığına dair bir veri yok; İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ yurtseverdir ve asla yabancı bir devlet lehine ülkesinin gizli bilgilerini menfaat karşılığı verecek zihniyette insanlar değildir. Bir dakika; evet, onlar 'kabahatli', 'suçlu'!.. İmamoğlu'nun büyük 'kabahati', 'suçu' CHP'deki değişime destek olup partisinin cumhurbaşkanı adayı olmak ve ülkede değişimi gerçekleştirmek için bir büyük yürüyüşe çıkmak... Özkan’ın 'kabahati', 'suçu' ise İmamoğlu'nun iletişim stratejisini doğru kurmak başarıyla yürütmek... Yanardağ'ın 'kabahati', 'suçu' da sıfırdan kurup kamuoyu oluşturmada etkili olmaya başlayan haber kanalı Tele 1'in CHP'deki değişimi ve İmamoğlu'nun yürüyüşünü yayınlarında desteklemesi... (Yanardağ henüz gözaltındayken Tele 1'e kayyım atandı! Henüz dava sürerken de kanal yok paraya satışa çıkarıldı!)
FUAT OKTAY YETKİ BELGESİNİ HALA İNKAR ETMEDİ!
Casusluk davasının özü budur. Dava asıl olarak İmamoğlu'nu hedef alan yedek bir davadır ve bu davaya asıl aktörün yanında yardımcı aktörler de lazımdır! Özkan ve Yanardağ bu yüzden davaya dahil edilmiştir. Bu davanın hukuki değil, siyasi bir dava olduğunu iddianameyi okuyan sıradan bir hukuk okur yazarı dahi anlar. İktidarın resmi yazıyla hizmetinde olan (Fuat Oktay yetki belgesini aradan geçen onca zamana karşın hala inkar edebilmiş değil) birisinin bu davadaki rolü nedir? Neden Özkan, Yanardağ ile temasa geçmiş ve İmamoğlu ile fotoğraf çektirmiştir? Yoksa malum şahıs Ergenekon dava sürecindeki malum papazın rolünde midir? Bunları zamanla öğreneceğiz.
YANARDAĞ'IN SAVUNMASINDAKİ UNUTULMAZ METAFOR
Bu noktada Merdan Yanardağ'ın savunmasından şu satırları da paylaşmak, biraz daha yayılması, bilinmesi için aktarmak istiyorum…
"Birçok tarihçi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu bir mahkeme kararına bağlar.
Bir kadının, bir Müslüman ile bir Bizans tüccarı arasındaki davada Bizanslı tüccarı haklı bulması; Bizans’ın çözülmesine, Osmanlı’nın ise Batı Anadolu, Trakya ve Rumeli’de güçlenmesine yol açan önemli etkenlerden biri olarak görülür.
Bu nedenle bazı Bizans tarihçileri Osmanlı’nın gerçek kuruluş tarihini o mahkeme kararına dayandırır.
Ama bunlar kuruluş ve yükseliş döneminin mahkemeleridir.
Aynı Osmanlı’nın bir başka döneminde, 1878’de Yıldız Sarayı’nın bahçesinde bir çadır mahkemesi kurulur.
O da çöküşün mahkemesidir. Mithat Paşa’nın ve Osmanlı modernleşmesinin öncülerinin yargılandığı mahkemedir.
Mithat Paşa, bu ülkeye ilk anayasal düzeni, ilk meclisi getiren hareketin liderlerinden biridir.
Yargılandığında kendisine 'İddianame hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sorulur.
O da 'İki yer doğrudur; girişteki besmele ve altındaki tarih ile imza. Gerisi yalandır' der.
Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu iddianamenin de gerisi yalandır. Ortada siyasi bir iddianame vardır.
Bu nedenle ben savunmamı klasik bir savunma olarak değil, bir karşı iddianame anlayışıyla yapıyorum. Çünkü ideolojik bir iddianameyle karşı karşıyayız.
İktidar ve onun iş birlikçileri, bu ülkenin yurtseverlerini, solcularını, cumhuriyetçilerini casuslukla suçlayarak bir tablo kurmaya çalışıyor.
Temel vatandaşlık haklarını suç haline getirmeye çalışıyorlar. Seçme ve seçilme hakkını, seçimlere katılmayı, bir adayı desteklemeyi, hatta seçim kazanmayı suç gibi göstermeye çalışıyorlar. Böyle bir anlayışla hukuku değil, siyasal bir düzeni inşa etmeye çalışıyorlar.
Bu iddianamenin iki temel hedefi vardır: Birincisi korku yaratmak, insanları susturmak. İkincisi ise özellikle Sayın Ekrem İmamoğlu üzerinden 2019 ve 2024 seçimlerinin sonuçlarını tartışmalı hale getirmek, etkisizleştirmek ve siyaseti felç etmektir.
Ama bunu başaramayacaklar. Bu mümkün değildir. Adaletin olmadığı yerde toplumsal barış kurulamaz.
Ortada bir oligarşik yapı ve bir darbe düzeni vardır. Ben 12 Eylül mahkemelerinde de yargılandım. Ama 12 Eylül döneminde bile böyle bir iddianame görmedim. En azından bir kanıt ortaya koyarlardı. İnsanlar o dönemde kendi yaptıklarını tarihsel olarak meşru gördüklerini savunurlardı ve buna inanırlardı.
Ama bugün karşımızdaki iddianame gerçek anlamda siyasi savunmayı bile hak etmeyen bir düzeydedir. Dili bozuk, Türkçesi bozuk. İçinde sahte belgeler var.
Bir cumhuriyet savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Belgeleri çarpıtabilir mi? Benim bir WhatsApp mesajımın yarısını alıp diğer yarısını yok sayabilir mi? Bunların hepsi bu dosyada yaşanıyor. Bu iddianameyi reddediyorum"
×××
Yukarıda da altını çizdiğim gibi, bu dava siyasidir. Dolayısıyla temmuzda ne olacağını, mahkemenin nasıl seyredeceğini de siyasi atmosfer belirleyecek. Bu iki kere iki dört gibi birşey... Bir de bakalım merak bu ya; Fuat Oktay ne yapacak, bir açıklama yapacak mı? Ya da mahkemede tanıklık edecek mi? Bekleyip göreceğiz...