Haber Analiz: Murat BAYAR
Dr. Erol Mütercimler, 1950- 1974 arası Türkiye’de sağ partilerin, seçim mitinginde, “Türkiye nurlu ufuklara yürüyecektir!” dediğinde, mesajın ABD tarafından alındığını ve iktidara giden yolların kırmızı halılarla döşendiğini anlatıyor.
Sağ grupların desteğine karşın, 1967-69 yıllarında sol grupların 6. Filo’nun İstanbul’u ziyaretinde, Amerikan askerlerini protesto ettikleri yıllar olduğunu anımsatıyor.
Mütercimler, 12 Mart Darbesi’nin, Faik Türün’lerin 9 Mart darbesiyle sol cuntanın hükümet yapmasının önüne geçmek için, yapıldığını kaydederken, “Amerikancı Faik Türün, genç subayları sattı ve Faruk Gürler’i de cumhurbaşkanı yapmadı” derken, 12 mart’ın, cuntalar arası savaş, olduğunu ifade ediyor.
.jpg)
SOSYAL UYANIŞ, EKONOMİYİ AŞTI, BUNU DURDURMALI!
Resmi tarihe göre, 12 Mart Muhtırası öncesi dönemin Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, “Sosyal uyanış ekonomiyi aştı, bunu durdurmalı!” demiş ve 12 Mart Muhtırasını imzaya açmıştı.
Yine resmi tarihe göre, 1960 askeri darbesinden sonra, ordudaki cuntalar, 27 Mayıs darbesinin amacına ulaşmadığı, bahanesiyle, Adnan Menderes’i Eskişehir’de 1960’ta tutuklayan Subay Muhsin Batur’un başını çektiği bir grup, Demirel Hükümeti’ne darbe yapılması yönünde, Genel Kurmay Başkanı Tağmaç’a baskı yapıyordu.
Dönemin hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur ve Kara kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, 60’lı yılların en güçlü cuntalarıydı. İki kuvvet komutanı, dönemin iktidar partisi, AP’den de (Adalet Partisi), Demirel’den de rahatsızlığını ifade ediyordu.
Bazı AP milletvekilleri, darbe sonrası ceza alırken, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve partisi de, Menderes’in ve Demokrat Parti’nin mirasçısı gibi görünüyordu.
Bu vekiller için dönemin Adalet Partisi’nin af çıkarılması yönünde baskısı, durumdan rahatsız olan ordudaki cuntaları harekete geçirdi.
İki kuvvet komutanı, Muhsin Batur ve Faruk Gürler’in, darbeyle Türkiye’nin rejimini değiştirme girişimini, dönemin MİT görevlileri Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür’ün açık etmesi üzerine, Tağmaç, aynı kuvvet komutanlarıyla birlikte, 12 Mart muhtırasını imzalayarak, Demirel’e gönderdi.

9 MART, SOL DARBE GİRİŞİMİ
Emparyal güçler, ordu içerisindeki işbirlikçileri, Batur ve Gürler’in, devrimci/ulusçu olduğu algısını vererek, Kemalist ve solcu subayları da bu isimler etrafında topladı. Ordu içerisindeki solcu subaylar, bu operasyonla, örgütlenmesinin önüne geçilirken, hepsinin fişlenmesi sağlandı.
Böylece, 12 Mart Darbesi’nin faşist bir darbe olduğunu anlayamayan, bu subayların da desteğiyle gerçekleştirildi.
Ve kullanılan, “ilerici” subaylar, bundan sonra hızla tasfiye edildi.
12 Mart Muhtırası, ordu içindekilerle birlikte, ilerici sol eğilimin de tasfiyesiydi.
Bandı başa sararsak, 27 Mayıs 1960’ta Menderes Hükümetine yönelik yapılan darbe sonrası, çıkarılan 1961 Anayasası, Türkiye’ye çağının çok ilerisinde demokratik haklar tanıyordu. –Menderes’in gizlenen yüzü, başka bir yazının konusu-
Altmışların Türkiye’si, verilen haklarla, hızlı bir sosyal gelişim geçirmiş, düşünen, sorgulayan ve hak arayan bir yapıya evirilmişti.
Sonuçsuz kalsa da, işçilerin 15-16 Haziran yürüyüşü ile Kemalist aydınlarla, subayların 9 Mart Darbe hazırlığı, son anda açığa çıkarılmıştı.
Bu iki önemli olay, 12 Mart Muhtırası’nda, emperyal güçlerle, işbirlikçilerinin harekete geçmesine neden oldu.
Bazı faşist gruplar, halkın üzerine yönlendirilerek, çatışma iklimi oluşturuldu.
Sosyolojik anlamda gelişmiş bir halkın, hak arayışı, yeni oluşumları filizlendiriyordu.
Hasan Cemal, Cumhuriyet’i çok sevmiştim kitabında, 1969’da, Devrim Avcıoğlu’nun yanında haftalık Devrim gazetesinde çalışmaya başladığı dönemi, şu sözlerle anlatıyor: “Bu değişik bir gazetecilikti. Gazetecilikten ziyade, darbecilik, cuntacılıktı. Hedef, Türkiye’de Demirel’i başbakanlıktan devirip, partileri, parlamentoyu kapatıp, devrim yolunu açmaktı.”

3 BİZDEN, 3 SİZDEN!
12 Mart Darbesi’nin ardından yakalanan, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, banka soymak ve 4 ABD askerini alıkoymak suçlarından, 6 Mayıs 1972’de idam edilecek, 1960’ta Menderes ile birlikte idam edilen üç sağcı figürün intikamı da alınacaktı!
Mahir Çayan bu üç ismi kurtarmak için 11 Mayıs 1971’de İsrail başkonsolosu Efraim Elrom’u kaçırmışsa da, 1 Haziran’da yakalanıp, firarının ardından 30 Mart 1972’de Kızıldere’de öldürülecekti.
12 Mart Muhtırası ya da Darbesi ile 1961 Anayasasındaki demokratik haklar ciddi anlamda kısıtlanmış oldu. Türkiye’nin dili, felsefesi ve yönetimi 1961 Anayasal anlayışının çok gerisine mahkûm edildi. Bu durum, sonrasında 12 Eylül 1980 Darbesini ve bugünü getirdi.
ASLINDA NE OLDU?
Sonuç olarak, Türkiye’de tüm darbeler, sağ bir iktidar döneminde yapılmıştır. Bu durum, herkesin çaresizce seyrettiği bir durumda, solu töhmet altında bırakan, çok zekice bir kurgudur.
Çünkü sağ iktidarın devrilmesiyle yapılan darbeler, sonuç olarak dönemin, ilerici sol unsurlarını tasfiye etme misyonunu yerine getirir. Ve bunu yaparken de sağa mağdur, sola darbeci rolünü verir.
Cuntalar arası savaş olarak nitelendirilen 12 Mart Muhtırası ile sadece ordu dizayn edilmedi, Kemalist, solcu ve aydınlarla, demokrasi de tasfiye edildi.