Türk siyasetinin önemli isimlerinden, kamuoyunda “Karaoğlan” lakabıyla tanınan eski Başbakan Bülent Ecevit'in vefatının üzerinden 20 yıl geçti. Siyasi hayatı boyunca beş kez başbakanlık görevini üstlenen Ecevit, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasına kadar Türkiye'nin yakın tarihindeki birçok önemli gelişmede rol oynadı.
Şair ve yazar kimliğiyle de tanınan Ecevit, yarım asrı aşan siyasi yaşamında hem gerçekleştirdiği politikalar hem de yaşadığı siyasi tartışmalarla Türk siyasetinde iz bıraktı.

Bülent Ecevit kimdir? Siyasi hayatı nasıl başladı?
Anadolu Ajansının derlediği bilgilere göre Bülent Ecevit, 1925 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. 1943-1950 yılları arasında Kastamonu milletvekilliği yapan Prof. Dr. Fahri Ecevit ile ressam Nazlı Ecevit'in oğlu olan Bülent Ecevit, Robert Koleji'nde eğitim gördü. Ecevit, okul arkadaşı Rahşan Aral ile 1946 yılında evlendi.
Meslek hayatına 1944 yılında Ankara'da Basın-Yayın Genel Müdürlüğünde İngilizce çevirmeni olarak başlayan Ecevit, 1946-1950 yılları arasında Londra'daki Türk Basın Ataşeliğinde görev yaptı.
1950-1960 döneminde Ulus gazetesinde, daha sonra Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde yazar ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1954 yılının sonu ile 1955 yılının başlarında ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde yayımlanan Winston-Salem gazetesinde konuk gazetecilik yaptı.
1965 yılında Milliyet gazetesinde günlük yazılar kaleme almaya başlayan Ecevit, ilerleyen yıllarda Özgür İnsan, Arayış ve Güvercin dergilerini yayımladı. 1972'de aylık Özgür İnsan, 1981'de haftalık Arayış ve 1988'de aylık Güvercin dergilerini çıkardı.
Siyasi yaşamına Çankaya Ocağı'nda başladı
Gazetecilik yaptığı dönemde siyasete ilgi duymaya başlayan Ecevit, 1954 yılında CHP'nin Çankaya Ocağına üye olarak yarım asrı aşan siyasi yolculuğuna adım attı.
1957-1980 yılları arasında önce Ankara, ardından Zonguldak milletvekili olarak görev yapan Ecevit, 1960-1961 döneminde Kurucu Meclis üyeliği yaptı. 1961-1965 yılları arasında İsmet İnönü tarafından kurulan hükümetlerde Çalışma Bakanı olarak görev aldı.
Çalışma Bakanlığı döneminde toplu sözleşme ve grev haklarının yasalaşması, sendikal özgürlüklerin güvence altına alınması ve sosyal güvenlik alanındaki düzenlemelerde önemli rol oynadı.
1959 yılında CHP'nin en üst karar organlarından Parti Meclisine giren Ecevit, 1966'da partide başlayan Demokratik Sol Hareket'in ardından genel sekreter seçildi. 1971 yılında ise partisinin askeri yönetim tarafından oluşturulan hükümete katkı sunmasına karşı çıkarak görevinden istifa etti.
İstifasının ardından CHP'de uzun yıllardır değişmez genel başkan olarak görülen İsmet İnönü'ye karşı siyasi mücadele yürüttü.

CHP Genel Başkanı seçilmesi ve Karaoğlan lakabının ortaya çıkışı
CHP'nin 1972 yılında düzenlediği 5. Olağanüstü Kurultay'da Parti Meclisi, İsmet İnönü'ye rağmen Bülent Ecevit'i destekledi. Bunun üzerine İnönü, 33 yıldır sürdürdüğü CHP Genel Başkanlığı görevinden ayrıldı.
Ecevit, 14 Mayıs 1972'de gerçekleştirilen Genel Başkanlık Seçimi Özel Kurultayı'nda CHP'nin yeni genel başkanı seçildi. Böylece partinin yönetimi Ecevit'e geçti.
1973 genel seçimlerinde en fazla oyu almasına rağmen tek başına hükümet kuramayan Ecevit, 1974 yılında CHP ile Milli Selamet Partisi (MSP) arasında oluşturulan koalisyon hükümetinin başbakanı oldu.
Ecevit'in kamuoyunda “Karaoğlan” olarak anılmaya başlaması da 1973 seçim kampanyası dönemine dayanıyor. CHP'nin seçim çalışmaları sırasında Kars'ın Susuz ilçesinde çiftçilik yapan Şahzade Şahin'in evine konuk olan Ecevit'e Şahin'in söylediği “Bizi bu dar günlerden kurtar Karaoğlan” sözü ertesi gün gazetelerde yayımlandı. Bu olayın ardından Ecevit, Karaoğlan lakabıyla anılmaya başladı.
CHP Genel Sekreterliği döneminde sosyal demokrasi kavramı yerine demokratik sol ifadesini kullanmayı tercih eden Ecevit, 1974 yılında gerçekleştirilen 22. CHP Kurultayı'nda “Cumhuriyet Halk Partisi demokratik sol bir partidir” ifadesinin parti tüzüğüne eklenmesini sağladı.
Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde başbakanlık yaptı
Bülent Ecevit'in başbakanlığındaki 37. Hükümet, 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'nı gerçekleştirdi. “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla başlatılan harekât, Ecevit'in siyasi kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti.
Harekâtın ardından Türkiye'ye uygulanan ambargolar karşısında hükümetin sergilediği tutum da dönemin önemli gelişmeleri arasında yer aldı. CHP-MSP koalisyonu, yasa dışı kullanımı önlemeye yönelik tedbirler eşliğinde haşhaş ekimi yasağını kaldırdı. Aynı dönemde Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki hakları da gündemin önemli başlıklarından biri oldu.
Ecevit, 1977 yılında azınlık hükümeti kurdu ancak hükümet güvenoyu alamadı. TBMM'de çoğunluğa sahip olmamasına rağmen 1978 yılında bazı bağımsız milletvekilleri ve küçük partilerin desteğiyle yeniden hükümet kurmayı başardı. Ecevit'in bu dönemdeki başbakanlığı 21 ay sürdü.
12 Eylül darbesinin ardından hakkında 130 dava açıldı
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından askeri yönetime yönelik eleştirileri nedeniyle Bülent Ecevit üç kez hapis cezasına mahkûm edildi. Siyasi haklarından yoksun bırakıldığı dönemde siyasi faaliyetlerini sürdürdüğü gerekçesiyle hakkında toplam 130 dava açıldı.
Ecevit'in siyasi yasaklı olduğu dönemde eşi Rahşan Ecevit tarafından Demokratik Sol Parti (DSP) kuruldu. 1987 yılında yapılan halk oylamasıyla siyasi yasağı kaldırılan Bülent Ecevit, DSP Genel Başkanlığı görevine getirildi. Ancak kısa süre sonra yapılan genel seçimlerde partisinin beklenen başarıyı gösterememesi üzerine görevinden ayrıldı.
1989 yılında düzenlenen olağanüstü kurultayda yeniden DSP Genel Başkanı seçilen Ecevit, 1991 genel seçimlerinde Zonguldak milletvekili olarak TBMM'ye girdi.
Bu seçimlerin ardından Süleyman Demirel liderliğindeki Doğru Yol Partisi (DYP) ile Erdal İnönü'nün liderliğindeki Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) arasında koalisyon hükümeti kuruldu. Bu dönemde Adalet Partisi (AP) ve CHP yeniden siyaset sahnesine döndü. AP kendisini feshederken CHP, Deniz Baykal'ın girişimleriyle siyasi faaliyetlerini sürdürdü.
CHP ile DSP'yi birleştirmeye yönelik girişimler ise Ecevit ve Baykal arasındaki farklı siyasi yaklaşımlar nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Başbakan Yardımcılığı ve Abdullah Öcalan'ın yakalanması
DSP, 1994 yerel seçimlerinin ardından sol siyasetin en büyük partisi konumuna yükseldi. Ecevit, DTP ve ANAP ile kurulan hükümette Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. Daha sonra DSP, DYP ve ANAP arasında oluşturulan azınlık hükümetinin başbakanlığına getirildi.
11 Ocak 1999-28 Mayıs 1999 tarihleri arasında görev yapan 56. Hükümet döneminde, bölücü terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirildi.
1999 genel seçimlerinin ardından DSP'nin MHP ve ANAP ile oluşturduğu koalisyon hükümetinde de Bülent Ecevit başbakanlık görevini üstlendi. Böylece Ecevit, siyasi kariyerinin son başbakanlık döneminde 57. Hükümet'in başında yer aldı.
Merve Kavakçı'ya yönelik sözleri siyasi tarihe geçti
Bülent Ecevit'in siyasi yaşamında en çok tartışılan olaylardan biri, 1999 yılında Fazilet Partisi'nden (FP) İstanbul milletvekili seçilen Merve Kavakçı'nın başörtüsüyle TBMM Genel Kurul salonuna gelmesi üzerine yaşandı.
FP'li milletvekillerinin alkışları eşliğinde salona giren Kavakçı, DSP milletvekillerinin yoğun protestosuyla karşılaştı. Dönemin DSP Genel Başkanı ve Başbakanı Ecevit de söz alarak Kavakçı'ya yönelik şu ifadeleri kullandı:
“Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası, devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.”
Yaşananların ardından yemin edemeyen Kavakçı, daha sonra alınan kararla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı. Kavakçı'nın Türk vatandaşlığını kaybetmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ise 3 Temmuz 2017'de Resmî Gazete'de yayımlanan kararla yürürlükten kaldırıldı.
Anayasa kitapçığı krizi Türkiye'yi ekonomik krize sürükledi
Bülent Ecevit ile 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasında 19 Şubat 2001'de gerçekleştirilen Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında yaşanan tartışma, Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki en önemli krizlerden birine dönüştü.
Toplantı sırasında Sezer'in Anayasa kitapçığını Ecevit'e fırlatmasıyla başlayan tartışmanın ardından Başbakan toplantıyı terk etti. Kısa süre sonra kameraların karşısına geçen Ecevit, yaşananları kamuoyuyla paylaştı.
Sezer'in kendisine “terbiye dışı bir üslupla” ağır ithamlarda bulunduğunu söyleyen Ecevit, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Ya kendisine aynı üslup içinde yanıtta bulunacaktım veya toplantıyı terk etmek zorunda kalacaktım.”
Türkiye'nin gündemine oturan bu açıklamanın ardından saatler içerisinde ülkede ciddi bir ekonomik kriz yaşandı. Anayasa kitapçığı krizi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en ağır ekonomik krizlerden birinin sembol olaylarından biri haline geldi.
DSP 2002 seçimlerinde baraj altında kaldı
2002 genel seçimlerinde DSP'nin yüzde 10'luk seçim barajını aşamaması üzerine partinin siyasi gücü önemli ölçüde geriledi. Ecevit, 2004 yılında gerçekleştirilen DSP 6. Olağan Kurultayı'nda aktif siyaseti bıraktı.
18 Mayıs 2006'da beyin kanaması geçiren Bülent Ecevit, hastanede tedavi altına alındı. Yaklaşık altı ay boyunca tedavi gören ve yoğun bakımda kalan eski başbakan, 5 Kasım 2006'da 81 yaşında solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.
Ecevit'in cenazesi, 11 Kasım 2006'da Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Bülent Ecevit'in şair ve yazar kimliği
Siyasi kimliğinin yanı sıra edebiyatla da yakından ilgilenen Bülent Ecevit, şair ve yazar olarak çok sayıda esere imza attı. Özellikle siyaset ve şiir üzerine kaleme aldığı kitaplarla tanındı.
Şiirlerinin önemli bir bölümünü eşi Rahşan Ecevit'e yazdığı bilinen Bülent Ecevit'in “El ele büyüttük sevgiyi” adlı eseri, hafızalarda yer eden çalışmaları arasında öne çıktı.
Vefatının 20. yılında anılan Bülent Ecevit, başbakanlık dönemleri, Kıbrıs Barış Harekâtı, siyasi mücadeleleri ve edebi çalışmalarıyla Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde iz bırakan isimlerden biri olmayı sürdürüyor.