Yıllardır süregelen "kadın nüfusunun erkeklerden fazla olduğu" yönündeki genel kanı, modern tıp ve değişen demografik verilerle birlikte tarihe karışıyor. PNAS dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, dünya genelinde üreme çağındaki erkek sayısının hızla arttığını ve bu artışın "fertilitenin tersine dönmesi" fenomenine yol açtığını kanıtladı. 2024 yılı itibarıyla küresel ölçekte erkek başına düşen çocuk sayısı, kadın başına düşen oranların altına inmiş durumda.
Modern tıp ve azalan savaşlar dengeyi değiştirdi
Geçmiş yüzyıllarda erkeklerin savaşlar ve ağır çalışma koşulları nedeniyle erken yaşta hayatını kaybetmesi, kadın nüfusunun sayıca üstünlüğünü koruyordu. Ancak günümüzde modern tıbbın ilerlemesi ve büyük ölçekli savaşların (Sahra Altı Afrika gibi istisnalar hariç) azalması, erkeklerin hayatta kalma oranını ciddi şekilde yükseltti. Buna ek olarak, özellikle Çin ve Hindistan gibi yoğun nüfuslu ülkelerde uzun yıllar uygulanan "erkek çocuk tercihi" odaklı politikalar ve cinsiyet seçimli kürtajlar, küresel dengeyi %20 oranında erkek lehine bozdu.
Partner bulamayan erkekler ve toplumsal riskler
Kadın sayısının erkek nüfusuna oranla yetersiz kalması, evlilik ve aile kurma süreçlerinde yapısal bir tıkanıklığa yol açıyor. Teorik olarak her kadının bir partner bulabilme şansı sürerken, milyonlarca erkek için bu durum istatistiksel olarak imkansız hale geliyor. Uzmanlar, partner bulamayan ve "istemsiz bekar" (incel) olarak tanımlanan erkek nüfusundaki artışın; şiddet eğilimi, suça karışma oranları ve toplumsal huzursuzluk gibi tehlikeli sonuçları beraberinde getirebileceğini belirtiyor.
Z kuşağı erkeklerinde muhafazakâr eğilim artıyor
Araştırmanın dikkat çeken bir diğer boyutu ise toplumsal algıdaki değişim. Yapılan güncel anketler, Z kuşağı erkeklerinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kendilerinden önceki nesillere göre çok daha muhafazakâr ve kısıtlayıcı fikirlere sahip olduğunu gösteriyor. Genç erkeklerin %57'si, kadınlara yönelik eşitlik politikalarının artık erkekleri dezavantajlı konuma getirdiğine inanıyor. Bu kutuplaşmanın, internet ortamında kadın düşmanlığını ve ideolojik şiddeti körükleyen grupların büyümesine zemin hazırladığı ifade ediliyor.