Resmi Gazete'de yayımlanan Yargıtay kararına konu olan olay Ankara'nın Polatlı ilçesinde meydana geldi. Dava dosyasına yansıyan bilgilere göre, konutunu kiraya veren ev sahibi, kira bedellerini uzun bir süre eşinin banka hesabı üzerinden tahsil etti. Bir süre sonra mevcut kira bedelini yetersiz bulan ev sahibi, elektriği kesmek gibi çeşitli yöntemlerle kiracıyı tahliyeye zorladı.
Süreç içerisinde ev sahibinin eşinin "Taşınmaz bana ait değil, kiraları ben tahsil ettim" beyanıyla parayı iade etme girişimi sonrası kiracı mükerrer/haksız borç baskısı altında kaldı. Yaşanan uyuşmazlığın ardından kiracı, ödemek zorunda kaldığı bedellerin iadesi talebiyle istirdat davası açtı. Yerel Sulh Hukuk Mahkemesi ise davanın usul ve istirdat şartlarını taşımadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verdi.
Adalet Bakanlığı kanun yararına temyize taşıdı
Yerel mahkemenin ret kararının kesinleşmesi üzerine Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması istemiyle temyiz başvurusunda bulundu. Dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin davanın hukuki nitelendirmesinde hataya düştüğünü belirterek hükmü bozdu.
Yüksek Mahkeme ilamında; hâkimin tarafların dilekçelerinde kullandığı hukuki terim ve nitelemelerle bağlı olmadığını, dava dilekçesindeki istemin özünü dikkate alarak uyuşmazlığı "fazla ödemenin sebepsiz zenginleşme ve iadesi" kapsamında esastan karara bağlaması gerektiğine işaret etti.
Vekâlet ücreti dava değerinden yüksek belirlenemez
Yargıtay kararında vekâlet ücreti uygulamasına ilişkin temel usul kuralları da hatırlatıldı. Yerel mahkemenin, 9 bin 822 TL tutarındaki dava değerine karşılık davalı taraf lehine 18 bin TL maktu vekâlet ücretine hükmetmiş olması mevzuata aykırı bulundu.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca hükmedilecek vekâlet ücretinin dava değeri miktarını hiçbir surette geçemeyeceğini vurgulayan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, orantısız belirlenen avukatlık ücretini kanun yararına bozma gerekçesi saydı.