Von der Leyen'den aşırı sıcak uyarısı: Bu sadece bir fragmandı, asıl fatura 180 milyar euroyu aşacak

Avrupa genelinde 35 bin can kaybına ve en az 180 milyar euroluk ekonomik yıkıma yol açan rekor sıcak dalgası, kıtanın iklim direncini sarstı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen yaşananları "hakikat yazı" ve geleceğin yalnızca bir "fragmanı" olarak tanımlarken, gıda enflasyonu ve altyapı maliyetleriyle asıl faturanın katlanması bekleniyor.

Avrupa kıtası, orman yangınlarının, kuruyan su havzalarının, çöken altyapıların ve kavurucu sıcak dalgalarının damga vurduğu tarihinin en yıkıcı yaz aylarından birini geride bıraktı. Yaz boyunca etkisini sürdüren aşırı hava olayları nedeniyle yaklaşık 35 bin kişi hayatını kaybederken, Avrupa Birliği (AB) kurumlarının ilk tahminlerine göre kıtaya çıkan doğrudan maliyet 180 milyar euroyu buldu. Tarımsal rekoltedeki sert düşüşün tetikleyeceği gıda enflasyonu ve eriyen karayollarından zarar gören enerji iletim hatlarına kadar uzanan altyapı hasarları nedeniyle nihai tablonun çok daha ağır olması öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirdiği yıllık Birlik Durumu (SOTEU) hitabında, kıtanın içinde bulunduğu dönemi bir "hakikat yazı" olarak nitelendirdi. Yaşanan yıkımın henüz başlangıç aşamasında olduğu uyarısında bulunan Von der Leyen, "Bütün bunlar sadece bir fragmandı. Bunlar gelmiş geçmiş en sıcak yaz aylarıydı ama muhtemelen gelecekteki yılların en serin ayları olacak. Bilim açık: Avrupa, küresel ortalamanın iki katı hızla ısınıyor. Avrupa iklim hedeflerinde kararlılıkla ilerleyebilir, ilerlemelidir ve ilerleyecektir" ifadelerini kullandı. Komisyon Başkanı konuşmasında ayrıca kıtadaki su ve gıda güvenliği krizine dikkat çekerek, kapsamlı bir Avrupa Sıcak Dalgası Planı ve ortak yangınla mücadele gücü kuracaklarını ilan etti.

Aşırı iklim olayları küresel çapta rekor kırıyor

İklim krizinin etkileri Avrupa sınırlarını aşarak küresel ölçekte yıkıcı izler bırakıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde kaydedilen hava sıcaklıkları, 1930'lu yıllarda yaşanan ve tarihe "Dust Bowl" (Toz Çanağı) felaketi olarak geçen kuraklık dönemini geride bıraktı. Ülke yüzölçümünün yüzde 60'ı henüz bahar aylarından itibaren şiddetli kuraklık pençesine düştü. Asya kıtasında ise muson rejimindeki dengesizlikler, ani su baskınları ve peş peşe gelen tayfunlar yüz binlerce insanı yerinden ederken, tarım arazilerinde telafisi güç tahribata yol açtı.

Merkez siyaset cılız adımlarla yetinirken aşırı sağ krizi inkar ediyor

İklim krizinin yarattığı somut felaket tablosuna rağmen hükümetlerin ve siyasi elitlerin politikaları sivil toplum örgütlerinin sert tepkisini çekiyor. Çevre hareketleri, merkez ve sol siyasetçilerin vaatlerini yetersiz bulurken, sağ ve aşırı sağ kanadın iklim inkarı ve popülist provokasyonlarla süreci tıkadığını vurguluyor.

Greenpeace AB Programı Direktörü Magda Stoczkiewicz, Brüksel'in yaklaşımını eleştirerek, "En sıcak yazdı ama en pısırık tepki verildi. AB Komisyonu çevre eylemlerini tasfiye etme ve kaynaklarını kesme haçlı seferine devam ediyor. Bir sonraki AB bütçesinde yeşil fonları kesmeyi planlıyor, fosil yakıtları desteklemeyi sürdürüyor ve çevreye zararlı projelerin ruhsatlandırma süreçlerini hızlandırıyor" değerlendirmesinde bulundu.

Hollanda fosil yakıtlardan kademeli çıkış planını açıklarken, Fransa elektrifikasyon sürecini hızlandırdı; İngiltere ise yerel enerji dönüşüm bütçesini devreye soktu. Ancak bu girişimler, fosil yakıt yatırımlarının sürdürülmesiyle gölgeleniyor. İngiltere yeni petrol ve doğal gaz arama sahalarını gündemde tutarken, Almanya yeni gaz santralleri inşa ediyor, Fransa ise belirlenen sera gazı salım hedeflerinin gerisinde kalıyor.

COP31 ev sahipleri eylem ve söylem çelişkisi içinde

Avustralya ile Türkiye’nin ev sahipliği ve liderliğinde düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde tarafların fosil yakıt tercihleri eleştiri konusu oluyor. Avustralya hükümeti, 2055 yılına kadar işletilmesi planlanan büyük ölçekli bir kömür madeninin genişletilmesine onay verirken; aynı maden sahası, henüz net bir kömürden çıkış takvimi açıklamayan Türkiye’nin enerji ihtiyacında da rol oynuyor.

ABD cephesinde ise Donald Trump yönetimi, Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) elektrik santrallerine yönelik emisyon sınırlamalarını kaldırarak kömür ve fosil yakıt teşviklerini hızlandırdı. Popülist aşırı sağ hareketler, emisyon azaltım tedbirlerini ekonomik yıkım gerekçesi olarak sunarak iklim krizini bir inkar alanına dönüştürüyor ve çözümü yalnızca kitlesel klima kullanımı gibi yüzeysel uyum politikalarına indirgiyor.

Göçün kök nedenleri iklim politikalarıyla örtülüyor

Aşırı sağ siyasetin iklim inkarını bir "kültür savaşı" unsuru haline getirdiğini vurgulayan Oil Change International Küresel Politika Lideri Romain Ioualalen, "Aşırı sağ, onlarca yıllık politikaların yarattığı geçim sıkıntısını fosil yakıt statükosunu korumak amacıyla bir silah olarak kullanıyor. Gerçek krizlerle yüzleşmek yerine sınır duvarları örmeyi ve göçmenleri hedef tahtasına koymayı seçiyorlar" uyarısını yaptı.

Avrupa İklim Vakfı İcra Direktörü Laurence Tubiana ise küresel hafızanın zayıflığına dikkat çekerek geçmiş felaketlerin hızla unutulduğunu belirtti. Tubiana, Pakistan'da nüfusun üçte birini etkileyen ölümcül sellerin unutulmaya yüz tuttuğunu ve dünya genelinde bu trajedilere karşı sessiz kalındığını ifade etti.

Halk sağlığı ve iklim endişesi ilk beşte

Siyaset mekanizmasındaki tıkanıklığa karşın kamuoyundaki farkındalık yükseliyor. Climate Opinion tarafından Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere'de yürütülen güncel kamuoyu araştırması, aşırı sıcak dalgalarının ardından iklim krizinin seçmen nezdinde en kritik ilk beş endişe kaynağından biri haline geldiğini belgeledi. Ankete katılan yurttaşların yüzde 68 ila yüzde 83'ü, son dönemde yaşanan rekor sıcaklıkları doğrudan küresel iklim değişikliği ile ilişkilendiriyor.

İLGİLİ HABERLER