Öfke, üzüntü ya da kaygı genellikle olumsuz duygular olarak değerlendirilir. Oysa her duygu, doğru yönetildiğinde işlevsel hale gelebilir. Öfke, sınır çizmeye yardımcı olurken, üzüntü kaybın anlamlandırılmasını sağlar. Duygusal zekası yüksek kişiler, hislerin yönlendirdiği taraf olmaktansa yön veren tarafta olmayı seçer.
Duyguların fark edilmesi, kabul edilmesi ve ardından nasıl tepki verileceğine bilinçle karar verilmesi, kontrolün temelini oluşturur. Kontrol, hisleri bastırmakla değil, düzenlemekle sağlanır. Yürüyüş yapmak, ortam değiştirmek veya sosyal temas kurmak gibi stratejiler, duygusal dengeyi yeniden kurmaya yardımcı olur.
Sağlıklı duygusal düzenleme, hisleri tamamen susturmak anlamına gelmez; bir termostat gibi, yoğunluk yaşanabilir seviyeye çekilir. Kaygı iletişimi zorlaştıracak noktaya ulaştığında geri adım atılır, öfke pişmanlık yaratacak seviyeye çıktığında mola verilir. Hislerin verdiği sinyal dikkate alınır ve bilinçli hareket edilir.
Toplumda sıkça rastlanan “her şeyi dışa vurmak gerekir” yaklaşımı, duygusal yükü hafifletmek yerine yoğunlaştırabilir. Duygusal zekası yüksek kişiler ise boşaltma refleksi yerine çözüm odaklıdır; yazmak, düşünceleri yapılandırmak ve atılacak adımları netleştirmek tercih edilir. Kaygı, utanç ya da üzüntü yaşanır ve geçmesine izin verilir, böylece duygular kişinin kontrolünden çıkmaz.