Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) Congresium’da gerçekleştirdiği Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları, "Yapay Zeka Çağında Markaların Geleceği" temasıyla kapılarını açtı. Etkinlik kapsamında düzenlenen "Nasıl Efsane Oldular? İsmi Marka Olanlar" başlıklı panelde; Türk tiyatro ve sinemasının usta isimleri Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ ve Oktay Kaynarca, moderatör Mükremin Atmaca eşliğinde dinleyicilerle bir araya geldi. Panelde en dikkat çeken konu, geçtiğimiz ay final yapan "İnci Taneleri" dizisi ve sektördeki sürdürülemez çalışma süreleri oldu.
Dizi süreleri hem izleyiciye hem ekibe eziyet
Hem senaryosunu yazdığı hem de başrolünü üstlendiği "İnci Taneleri" dizisinin bitiş gerekçesine dair soruları yanıtlayan Yılmaz Erdoğan, mevcut dizi sürelerinin bir "eziyet" haline dönüştüğünü vurguladı. Erdoğan, "Öldük bittik. Bir saat özet, iki buçuk saat dizi; hem size eziyet hem bize eziyet. Bir dizinin ilk bölümünü yazmak için bazen iki yıl vaktiniz varken, beşinci bölümü yazmak için sadece beş gününüz kalıyor. Öyle bir düzen kurduk ki, ne size layık güzel bir iş yapmaya ne de insan gibi yaşamaya olanak var," dedi.

Yerli dizi yersiz uzun kampanyası etkisiz kaldı
Sektördeki rekabetin içerik kalitesini gerilettiğini ifade eden usta kalem, yıllar önce başlatılan "Yerli dizi yersiz uzun" kampanyasını hatırlattı. Kampanya başladığında 90 dakika olan sürelerin günümüzde 135 dakikaya kadar çıktığına dikkat çeken Erdoğan, çalışma temposunun ağırlığını şu sözlerle özetledi: "İnci Taneleri’ni tek başıma 51 bölüm yazdım. Eski düzen olsaydı, 45 dakikalık bölümlerle yedi sezon, toplam 153 bölüm yapmamız gerekiyordu. Peki nasıl bitti? Ben öldüm, ondan bitti. Her hafta 120 sayfa yazmaya can mı dayanır?"
Yurt dışında bir bölümden üç bölüm çıkıyor
Panelde söz alan Demet Akbağ, Türkiye’deki dizi sürelerinin yurt dışındaki pazarlanma biçimine değindi. Türkiye’de bir akşamda yayınlanan tek bir bölümün, yurt dışında üç ayrı bölüme bölünerek üç hafta boyunca yayınlandığını belirten Akbağ, "Bizde bir ev hanımı dizi başladığında çocuklarını karşılıyor, yemek hazırlıyor, evi topluyor, misafir ağırlıyor ve geri döndüğünde hiçbir şey kaçırmamış oluyor. Çünkü süreler o kadar uzun ki, olay örgüsü bu tempoya göre yayılmak zorunda kalıyor," ifadelerini kullandı.
Karakterle özdeşleşmenin tehlikeli sınırları
Kariyerindeki "Çakır" karakterinin fenomenleşmesi üzerine konuşan Oktay Kaynarca ise oyunculukta bazı rollerin taşındığını, bazılarının ise oyuncuyu taşıdığını belirtti. Kaynarca, çok sevilen karakterlerin bir süre sonra oyuncuyla özdeşleştiğini ve gerçekle sanal dünya arasındaki çizginin inceldiğini söyleyerek, "Bu durumun tehlikeli tarafı, bir sonraki işinizde çıtayı nereye koyacağınız konusundaki baskıdır. Her seferinde daha iyisini yapmak için mücadele ediyoruz," dedi.